'Tayyip Erdoğan ve annesi' İsaoğlu yazdı...

Habervakti yazarı Kemalettin İsaoğlu kaleme aldığı yeni yazısında Anne ve evlat sevgisi konularında önemli noktalara temas etti.

'Tayyip Erdoğan ve annesi' İsaoğlu yazdı...

İsaoğlu yazısında anne ve evlat sevgisini anlatırken " Anne sevgisinden, anne şefkatinden mahrum, yeni kelimeyle yoksun kalan çocuğun büyüdüğünde annesine olan düşkünlüğü de o seviyede olacaktır." dedi. İsaoğlu yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Merhum annesi Tenzile Erdoğan arasındaki sevgiye değindi.

İŞTE O YAZI

Tayyip Erdoğan ve annesi

Anne sevgisinden, anne şefkatinden mahrum, yeni kelimeyle yoksun kalan çocuğun büyüdüğünde annesine olan düşkünlüğü de o seviyede olacaktır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın annesine düşkünlüğü ve onun cenazesinde o dönem için bir başbakan değil bir evlât olarak gözyaşı dökmesi basında herkesi etkilemiş ve "Bu gözyaşları siyasetçi değil, evlât ağlamasıdır" diye onaylanmıştı.

Niye çok düşkündü Erdoğan annesine?

Çünkü annesi onu nice öpüp koklamış, nice bağrına basmıştı... O günler hafızalardan hiç gider miydi?

Yaşı 50’nin üstünde olanların anneleri ile bağları genelde böyledir. Bu bağ, otuzlu yaşlarda olan nesil için ayrışmaya başlamış, yirmili yaşlardakiler için artık neredeyse anlamsızlaşma haline gelmiştir.

Söz konusu olan anneye düşkünlüktür. Anneyi sevmek anneye saygı göstermek değil.

"Anammm" derken şöyle kalbinin derinliklerinden gelen bir sevgiyle bu kelimenin ağızdan çıkmasıdır.

Metropol yapılanması kadınları da hayatın içine çektiği için onlara annelik yapma fırsatı sunmamaktadır. Kadının en önemli duygusu olan "annelik duygusu” kadına yaşatılmamaktadır. Anne olan kadınlar dahi anneliğin tadını çıkartamadan ve anneliği yaşayamadan çocuklarını yetiştirmek zorunda kalmaktadır. Ne yapmaktadır peki bu çalışan anne?

Kendisi çalışmak zorunda kaldığı hissettiği için çocuğunu da iyi araştırıp soruşturarak kendine en uygun bir kreşe vermektir. Çocuklar, şekillenme yaşı olan ilk yıllarını bu kreşlerde geçirdiği için anneler tarafından değil kreşteki eğitimciler tarafından şekillenmektedir.

Dolayısıyla öğretmeni ona ne kadar "canım, cicim, tatlım" diyorsa annesinin akşam söyledikleri de farklı değildir. Anne sütü almayan, anne kokusu koklamayan, anne maması ve çorbası yemeyen çocuk anneyi, yukarıda tarifini yaptığımız manada "anne" olarak hissetmeden büyümektedir.

Anneye karşı duyulan saygı sıradan bir saygı durumunda kalmaktadır. Öyle olduğunda da evlât kendi bireysel gelişimi tamamlandığında annesini artık sıradan bir arkadaşını aradığı kadar aramakta sormaktadır. Aylarca evine gitmeyen, bayramdan bayrama ancak evine giden, hatta bayramda seyranda da aramayan evlâtların bu ilgisizliklerinin birçoğunun temelinde bu duygunun olduğu görülecektir.

Metropol hayatının evlâtları da etkisi altına alması ayrıca bir önemli etkendir. İnsanı birbiriyle ilgisizleştirmekte metropol dayatması. Bu büyük dayatmanın stresiyle sabah yaptığı kahvaltıyı unutan, stresten genç yaşta kutu kutu ilaç tüketmek zorunda kalan ki bize göre bırakılan, işlerin peşinden bir türlü yetişemeyen her günü aynı ama sanki farklı imiş gibi bir maraton içinde nefes nefese mesai tüketen "insan", tatil adı altında kendisine verilen on beş yirmi günlük süreyi de "tatil turizmi" adıyla ortaya çıkartılan sektöre kazanç sağladığının dahi farkında olmadan o yerlere gitmekle geçirir. Güya kendince tatil yapmıştır.

Sadece ekstra para harcayıp farklı yerler görerek bunalmış olduğu metropol hayatından kendisine sunulan şablona göre uzaklaşıp geri dönmüştür.

Böyle kimseler için anne babaya gitmek, onların halini hatırını sormak, onlarla oturup hasret gidermek gibi bir durum söz konusu olmaz. Zaten arada bir hasretlik falan da kalmamıştır.

Filmi hızlı sarar isek, yetiştirdiği çocuklarının ayrı bir işi, ayrı bir evi veya evliliği olan anne babalar artık o çocuklarını sadece resimlerde görebilmektedir. Zaten cep telefonu teknolojisi "sesini duyayım yeter" zihniyetini de beraberinde getirmiştir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5