23.12.2019, 23:01

Psikolojik ve Sosyolojik Yönleriyle Bize Ait Olanın Tahlili:"Kadim Yâr Ortadoğu"

Ortadoğu  uğrunda kanın, göz yaşının akmaktan bıkmadığı sevgili ama narsist duygular ile sevilen bir sevgili, mutlu olması için uğraşılan değil, mutlu etsin diye sevilen bir sevgili.
Sevenleri ise hep ego dengesini kuramamış, bencilliği hayat felsefesine dönüştürmüş ,manaya değil maddeye bağımlı sadist kisiliklerce sevilen bir sevgili. 
Ortadoğu babasının kucağında kurşunlanan  Muhammed'in diyarı , Halepli yetim çocuklar kadar Bağdat'ta onuru yok edilmiş  Rukiyelerin sevdası, Selahaddin'in mirası Kudüs'e Aşık Furkan Doğanların, İbrahim Bilgenlerin sevdası, Adeviye meydanını taçlandıran Esmalarin , kendisinden uzak kalmayı ölmek kabul eden, bu kalp sensiz yaşamı neylesin diyen Mursilerin ,Ahmet Yasirlerin sevdası.Öyle bir sevda ki  kökü tarihte gizli sen tutsakken bana oruç farz diyen Selahattin Eyyubilerden alıntı.

ORTADOĞU:

Ortadoğu kavramını ilk defa 1902 yılında Amerikan deniz tarihçisi Alfred Thayer Mahan, Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır. Bölgeyi haritada incelediğimiz zaman Mahan’ın, bu kavram ile Süveyş‘ten Singapur‘a kadar uzanan deniz yolunun bir bölümünü kapsayan ve sınırlarının kesin şekilde belirtmediği bir bölge karşımıza çıkmaktadır. Ortadoğu sınırlarının tanımlanması üzerine farklı pek çok görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerin farklı olmasının temel sebebi ise çeşitli sosyal bilim dallarında uzmanlaşma farkının etkileridir. Bu farklı uzmanlaşma alanları kendilerine özgü şekillerde bölgeyi birbirlerinden farklı şekilde tanımlamaktadır

Ortadoğu; Rusya ile sıcak denizleri, Doğu ile Batıyı, Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan, aynı zamanda Avrupa ile Asya arasındaki bütün ticarî ve kültürel bağlantıların yapıldığı bir bölgedir.

Bölge tarihi Hak ile sapıklık, adalet ile zulüm  zayıflarla kuvvetliler, Allah yolunda savaşanlar ile Tağut'un yolunda çarpışanlar,iyi ve güzel ahlak ile çözülme ve fesadın dar geçidi arasında sürekli kavgadan ibarettir.

Ortadoğu, dünyanın bunalım merkezi... Dünya çapındaki çatışmanın sahnesi ve aynası. İnsanlığı ilahi barışa davet eden büyük dinlerin beşiği  olan bu bölge, bugün dünyayı onulmaz bir felakete sürükleyebilecek bir savaşın, bir dünya savaşınında yuvası..

Aslında, bunca çatışmaların Ortadoğu sahnesinde cereyan etmesi, parçalanmalar, yerel güçlerin birbirleriyle boğuşmaları yeni bir dünya oluşumunun ve belki de daha uygun bir ifadeyle yeni bir dünya arayışının çalkantıları. Yeni bir dünyanın doğum sancıları..

Uluslararası hesaplaşmanın Ortadoğu'da görülmesi, dünyanın en çetin çatışmalarının Ortadoğu'da meydana gelmesi bir raslantı değil. Çünkü, Ortadoğu, yeryüzünün en değerli noktası.

Ortadoğu jeopolitik açıdan olsun,tarihi açıdan olsun,kültürel açıdan olsun yerkürenin herhangi bir başka köşesiyle kıyaslanamayacak ölçüde önemlidir

Ortadoğu’ya baktığımızda  yoksulluk, otoriter yönetimlerin baskısı ve özgürlüklerin kısıtlanması sorunları  Afrika kadar bu bölge için de geçerli. Nitekim Mısır’daki ayaklanmanın temel sloganı olan “ekmek, özgürlük ve adalet” talepleri bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. İslamcı ve Arap milliyetçisi ideolojiler ise Ortadoğu’nun yakın tarihi boyunca bu üç talebin yerine getirilmesi noktasında umut vaat ettikleri için kabul görmüş ve güçlenmişlerdi(1)(Dr.Muharrem Hilmi Özev)
. Öte yandan Ortadoğu’daki mevcut otoriter rejimler iki kutuplu sistemin hâkim olduğu bir ortamda doğmuştu. Doğu Bloğu için geçerli olan sorunlar Ortadoğu ülkeleri için de geçerliydi ama batılı ülkeler bölgede kendi çıkarlarını koruma amacıyla Ortadoğu’daki rejimlerin Soğuk Savaş’ı izleyen dönemde de yaşamalarını sağlamışlardı. Çünkü görülecek geniş çaplı rejim değişiklikleri bölgede yeni güç merkezlerinin, örneğin Arap ülkeleri arasında bir birlik oluşumunun ortaya çıkmasına, Batı’nın bölgedeki etkisini kaybetmesine ve belki de hepsinden önemlisi İsrail’in beka sorunu ile karşı karşıya kalmasına neden olabilirdi.

Peki, ne oldu da 2000’li yıllardan itibaren Batı artık bölgede demokrasi istemeye başladı. Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı neydi? Aslında bu soruların son derece kolay tahmin edilebilir bir cevabı var: Üsame bin Ladinlerin ve intihar bombacılarının sayısının kontrol edilemez bir düzeye gelmesini engelleme amacı. Ölümü hiçe sayanların çoğaldığı bir coğrafyada Batılı ülkelerin çıkarlarını polis devleti ve devlet dehşeti ile sürdürmek artık mümkün olamazdı. Yoksul kitleler internet ve uydu yayınları aracılığıyla dünyanın diğer ülkelerindeki refah düzeyini izleme imkânına kavuşmuşlardı. Üstelik 1990’lı yıllarda tek süper güç olarak yalnız kalan ABD 2000’li yıllara gelindiğinde görece güç kaybına uğramış; Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Türkiye ve İran gibi yeni aktörler Batı’nın uluslararası alandaki etkinliğini sınırlandırmaya, tek başına davranışlarını kısmen de olsa engellemeye başlamışlardı. 
Çünkü:
 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren petrol hızlı bir şekilde değer kazanmış Ortadoğu’nun ve buradan geçen kara ve deniz yollarının stratejik önemi dünyanın hiçbir yeriyle kıyaslanamayacak derecede artırmıştır.

 OECD’nin 2006 verilerine göre: Dünya petrol rezervinin %62’si, doğal gaz rezervinin %40’ı Ortadoğu’da, bunun da %99’u Körfez bölgesinde bulunmaktadır.

Son dönemde varlıklarını hissettirmeye başlayan bu yeni güçler kronik sorunlarla dolu Ortadoğu’ya daha rahat müdahale edebilirler ve batılı ülkelerin çıkarlarını sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada zora sokabilirlerdi. Özellikle Çin, Hindistan ve Rusya’nın bir blok halinde Batı karşıtı bir kamp oluşturmaları olasılığı Batı dünyasında Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerin bir an önce daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir zemin üzerine yeniden inşa edilmesi gerektiğini düşündürmeye başladı. Bunun tek yolu ise halklar nezdinde meşruiyet sahibi olan yönetimlerin ortaya çıkmasını sağlamak ve bu yeni yönetimler ile yeni ilişkiler ağı oluşturmaktı. Ve bu hedef yükselen yeni güçlerin Ortadoğu’ya daha etkin bir biçimde müdahil olma gücüne sahip olmalarından önce gerçekleştirilmeliydi.

 Dolayısıyla uluslararası arenada herhangi bir güç ya da ittifak odağı, diğer bir güce ya da ittifaka egemenlik sağlamak zorunda ise Ortadoğu’yu kontrol altında tutmak zorundadır.

Çünkü:
‘’Ortadoğu’yu kontrol etmek,dünya’yı kontrol etmektir.’’

 İşte bu ve benzeri nedenlerden dolayı Batı 2000’li yıllardan itibaren Ortadoğu ülkeleri için demokrasi istemeye başladı.
Yer altı kaynakları kadar büyük semavi dinlerin çıkış noktası Ortadoğu ozeliklede Siyonizm'in temel felsefesini anlamak için Ortadoğu-Din kavramı arasındaki hassas ve ince çizgiyi çok iyi anlamak gerekir.

 Örneğin Kudüs; İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik dinleri için tarih boyunca vazgeçilmez bir şehir olmuş ve bu şehri ele geçirmek için pek çok savaş yapılmış, hatta tarihin en büyük kolektif savaş hareketlerinden biri olan Haçlı Seferlerinin önemli amaçlarından biri de bu şehri ele geçirmek olmuştur. Dünün Haçlı  seferleri ne ise bugünün koalisyon güçleri ittifakının en önemli temel sebeplerinden biri de o.

İslam dünyasının merkezi sayılan Ortadoğu’da mezhep temelli bir ayrışmanın içine girdiğini gözlemlemekteyiz. Bu ayrışmaların kökeninde siyasal ve bölgede güç sahibi olmak yattığı açıkça görülmektedir. Geçmişte mezhepler siyasalın etki alanında bulunurken, günümüzde artık siyasalın mezheplere etki alanı içine aldığını belirtmek gerekir. Yani Ortadoğu’da siyaset mezhep farklılıklarından, ayrışmalarından faydalanmakta, etkide bulunmakta ve kullanmaktadır.

Ortadoğu tarihinde çatışmaların, ayrışmaların, istikrarsızlıkların Dini-Siyasi-İdeoloji düzleminde gerçekleştiğini görmekteyiz. Ortadoğu’nun değişen veya değişmeye başlayan yapısı bu üç unsur üzerine inşa edileceği varsayımı da birçok araştırmacı tarafından dile getirilmektedir.

Yorumlar (1)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@