'Kılıçdaroğlu, kaynağın kendisi kadar sorumludur'

Gazeteci Nihat Genç, bugünkü köşe yazısında Rahmi Turan'ın Beştepe'ye giden CHP'li iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

'Kılıçdaroğlu, kaynağın kendisi kadar sorumludur'

Veryansıntv yazarı Nihat Genç, bugünkü köşesinde Rahmi Turan'ın CHP'li bir ismin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüğü iddialarını değerlendirdi.

İşte Genç'in, ''Kim bu CHP içindeki çete!'' isimli köşe yazısı;

Rahmi Turan’ın iddiaları FETÖ operasyonları günlerini hatırlattı, yine kaynak belirsiz, yine ortada ispatlanamayan iddialar.

Tartışma iftira operasyon sürerken Muharrem İnce ‘(genel merkez içindeki bir çete) ‘CHP içindeki bir çete’ tarafından lafını kullandı. Nedir bu çete, kimdir?

Pek tabii herkesin aklına CHP’nin omurgasına ele geçiren HDP çizgisi ve HDP’liler geliverdi.

İMAMOĞLU’NUN PROPAGANDA MAKİNESİ

Ve çok kısa süre önce, Muharrem İnce ‘cumhurbaşkanlığına adayım’ deyince İnce’ye en büyük tepki İmamoğlu ekibinden gelmişti.

İmamoğlu için ‘kahraman’ kitabını yazan Necati Özkan, İnce’nin ‘cumhurbaşkanlığa adayım’ twitine ‘Dün dünde kaldı cancağızım, mekanın sahibi geldi’ (mekanın sahibi İmamoğlu) twiti atarak karşılık verdi.

Ve Muharrem İnce de Necati Özkan’a, Özkan’ın sahip olduğu reklam şirketinin CHP’den bir milyara yakın alacağı için açtığı davanın belgesini yayınladı ve bu kavga medyada çok geniş yer buldu.

Necati Özkan İmamoğlu için bir ‘propaganda makinesi’ kurduklarını açıklamıştı. Bu propoganda makinesi nasıl çalışmış hangi isimler gündeme gelmişti? KRT TV, Tuncay Özkan, Serdar Akinan, Fox TV, İsmail Küçükkaya, ODA TV, Soner Yalçın, Cumhuriyet ve Sözcü Gazetesi, seçim arifesinde İmamoğlu’na tam gaz destek vererek propaganda çarkında kusursuz rollerini oynadılar.

Propaganda makinesi seçim arifesinde sadece İmamoğlu değil Kaftancıoğlu ismini de kahramanlaştıran haber ve yazılar yazdılar. Kamuoyu sadece İmamoğlu’nu önce belediye başkanı sonra da cumhurbaşkanlığı için önünü temizleyip açmaya çalışan propaganda makinesinin haberlerinin sahiplerini biliyor.

Muharrem İnce’nin ima ettiği ‘Genel Merkez içindeki çetenin’ bu propaganda makinesiyle doğrudan bir ilişkisi ve nasıl tür bir ilişkisi var, bilemeyiz.

Ancak bu propaganda makinesinin Necati Özkan’ın sert dışlayıcı meydan okuyan twitiyle öğrendiğimiz Muharrem İnce’ye karşı olduğu da bir gerçek!

Sonuç, evet, ortalığı karıştıran ‘kaynak’ı dört kişi biliyor, ancak, ‘CHP genel merkezindeki çete’yi işaret eden Muharrem İnce de en azından bir ‘çete’nin varlığından haberdar, biliyor.

Yani kamuoyu sadece Kılıçdaroğlu-İnce arasındaki kavgayı değil İmamoğlu’yla İnce arasındaki sert kavgayı da biliyor?

GAZETECİLİK BU MU!

O halde, şu sonuç cümlesini rahatlıkla kurabiliriz.

‘Kaynak’ı bilen ‘dört’lü, kaynak’ı söylemedikleri takdirde gözlerin istifamların her yöne her isme ve ayrıca İmamoğlu’nun reklam kampanyasını yöneten ‘propaganda makinesine’ de döneceğini çok iyi bilmeli.

Gazetecilik, ortalığa sis bombası atıp sonra ‘kaynağımı söylemek etik kurallara aykırıdır’ deyip bir kenara sinmek değildir. Aksine, gazetecilik, şeffaflıktır meydan okumaktır cesarettir.

Gazetecilik kendisine ve CHP gibi köklü bir partiye ve pek yakındaki CHP kongresi ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi operasyon çekip kumpas kuran kaynağı da kamuoyuna teşhir etmek zorundadır.

Gazeteci, ‘kaynak’ı söylemediği sürece puslu hava seven derin güçlerin kurtların karşısında hem CHP hem İnce hem bizler hem kamuoyu, savunmasız kalır ve ‘kaynak’, bu gazetecileri kullanarak hedefine ulaşmış olur, gizli güçlerin siyasete ayar çekmesine izin vermiş olur.

Ülkeyi ve CHP’yi karıştırıp paramparça eden ‘kaynak’ın kimliği kişiliği hiç bir şekilde ülkeden CHP’den öncelikli ve önemli değildir.

ARTIK KILIÇDAROĞLU DA O ‘KAYNAK’ KADAR SORUMLU

Bakın olay büyüyüp dalgalanıp nerelere geldi. Belki de, bir densiz bir boş boğaz, mesnetsiz cahilce söylenmiş bir laf, sorumsuz bir gazeteci marifetiyle uzadı dallanıp budaklanıp büyük bir operasyonmuş gibi hepimizi çaresiz bırakan kör bir düğüm haline geldi.

Şayet Fox TV’de Kılıçdaroğlu ‘ben de biliyorum’ demeseydi önem kazanmayacaktı, ama Kılıçdaroğlu ‘ben de biliyorum’ diyerek belki de arsız bir gazetecinin cinliği olarak kalacak siyasi bir çelmeyi kendisi büyüttü ve bir gazeteci hinliği Kılıçdaroğlu sayesinde çok büyük bir operasyon boyutuna taşındı.

‘Kaynak’ın belirsizliği sürdükçe siyasetin kumpas ve operasyon ve komplolar içine saklanan şeytanlar ve küçük sinsi adamlar tarafından kuşatılıp korku ikliminin gittikçe büyüyeceği açıktır.

‘Kaynak’ın arkasına saklanan gazeteciler ve Kılıçdaroğlu artık bu operasyondan ‘kaynak’ın kendisi kadar sorumludur!

Türkiye yani memleket, çok uzun yıllar FETÖ ve Taraf gibi gazeteler eliyle yeterince ‘gizlenmiş’ tehlikelerle acılar trajediler ardı ardına dehşet yılları yaşadı. Hiç mi ders çıkartmadık.

Adı geçen bu gazeteciler bu dehşet yıllarını ne çabuk unuttu!

ERDOĞAN VE KILIÇDAROĞLU’NUN ‘GÜLLER SAVAŞI’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘Saray’da bir CHP’liyle görüştünüz mü’ ithamı karşısında çok sert meydan okudu: ‘Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum’ dedi, ‘sen genel başkanlığını koyuyor musun?’

‘Cumhurbaşkanlığını ortaya koyuyorum’ lafı şu: Neyim var yok koyuyorum, demek.

İşte bu laf ben de Şekspir’in III. Richard oyununu hatırlattı, Türkçede ‘bir ata krallığım feda’ adıyla da oynanmıştır.

III. Richard adına ‘Güller Savaşı’ denilen İngiliz iç savaşında savaş meydanında yenilir ve kaçacak bir at bulamaz, işte orada tarihe geçecek bu ünlü sözü söyler: ‘Bir ata krallığımı feda ediyorum’ der.

Bu repliği Kılıçdaroğlu da öğrensin.

Bir ata değil ama bir kaynak’ı gizleyerek, CHP’deki krallığını feda ediyor!

SİVRİSİNEK DERSİ

Havaların sıcak gitmesiyle sivrisinek istilasının bir ilişkisi var mı bilmiyorum, ama kaç gecedir, sivrisinekten uyuyamıyoruz.

Yatmadan önce evin içinde düzenli sivrisinek avına çıkıyorum, doğanın ve hayatın gizemleri karşısında gördüklerime şaşırdım.

Şöyle, ilk sivrisinek avında, sivrisineklerden biri yatağımın üzerindeki tavan bölgesinde bekler şekilde gördüm avladım, ikincisini, banyonun üstünde durur şekilde gördüm avladım.

Buraya kadar şaşıracak bir şey yok, ikinci gün, banyonun üstünde aynı şekilde duran bir sivrisinek ve yatağın üstüne denk gelecek tavanda yine aynı bölgede sivrisinek gördüm. Hadi bu da normal diyelim.

Üçüncü gün, kafayı yedim, yine banyonun üstünde aynı cephe aynı mevzide aynı şekilde konuşlanmış uyumamızı bekleyen sivrisinek ve yatağın üstündeki tavanda da aynı pozisyonu almış sivrisinek.

Birkaç soru sordum, banyoda bekleyen sivrisinek ‘yedek’ mi bekliyor, birincisi işi bitirsin sonra sıra bana gelecek diye.

Fakat asıl soru, birincileri öldürdüğüm halde, ikinci ve üçüncü günkü sivrisinekler aynı bölgede konuşlanma bilgisini tecrübesini nasıl ediniyor?

İşte ürperti duymamın sebebi, ben banyoda bekliyorum sen önden saldır mı diyor, ve öncekileri öldürdüğüm için sonrakilere bir bilgi ulaştırmaları imkansız, ancak, bunları buraya gönderen gizli bir güç mü var, öndekiler öldükçe arkadakilere sen banyoda bekle, sen yatağın başına geç diye, yani konum bilgilerini bu kadar garantili nereden öğreniyorlar?

Doğanın sırlarına aklımız yetmez, biz insanlara düşen tek savunma biçimi, pencereleri kapıları kapatmak ve sivrisinekleri alıştırmamak, öğretmemek, çünkü sivrisinekler bataklık nem kiri pisliği çok sever ve yuvalanır çoğalırlar, CHP’nin ders almadığı çok açık.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5