banner5

banner29

TBMM’de konuşma yapan ilk Amerikan Başkanı olan Bill Clınton'un konuşması

Başkan Clinton, Türkiye’ye ‘demokrasi, siyasî istikrar ve insan haklarına saygı’ sacayağı üzerinde şekillenen bir çerçeve sunuyordu. Clinton’ın bu konuşması, her ne kadar tarih içersinde bir dönüm noktası teşkil etmese de, verilen mesajların hayata geçirilebilmesi kaydı ve içeriği itibariyle, halen Türkiye’yi ve bölgesindeki gelişmeleri dönüştürebilme potansiyeli taşıdığı için geçerli bir referans kaynağı olmaya devam ediyor.

Tarih 29.01.2020, 17:52 31.01.2020, 18:07
TBMM’de konuşma yapan ilk Amerikan Başkanı olan Bill Clınton'un konuşması

“Türkiye’nin tarihi, 20. yüzyılı anlamanın anahtarıdır.”

TBMM’de konuşma yapan ilk Amerikan Başkanı olan Bill Clınton'un konuşması...

“Değerli Meclis Üyeleri, Kendim, ailem ve delegasyonumuz adına, bu Meclisin önünde bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Burası, arkamda yazılı ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ kelimelerinin de belirttiği gibi Türk egemenliğinin temsili olan bir meclis. Amerika’nın dayanışma hislerini iletmeye geldim. Ulusal bir trajedi sırasında, ortaklığımızın ve stratejimizin önemini belirtmek için geldim. Uzun süreden beri dostuz. 1863 yılında, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki ilk Amerikan koleji -Robert Kolej- kapılarını Türk gençlerine açtı; Boğaziçi kenarında bulunmasına izin verilen tek yabancı enstitü idi. Bunun kesin sebebi, Amerika’nın, Türk egemenliğine hiçbir zaman tecavüz etmemiş olmasıydı. Başlangıcını ülkelerimize borçlu olan bu okuldan Sayın Ecevit’in mezun olmuş bulunmasından gurur duyuyorum.

Bu yüzyılın başlarında, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük kurucusu Kemal Atatürk, Amerika’nın hayallerini cesur reformlarıyla yakaladı. Kendisine, ‘İkinci George Washington’ adı verilmişti. Time dergisinin kapağında yer aldı. Kongre üyelerimizle yazışmalarda bulundu ve biz de sefaretimizi buraya, Ankara’ya, Anadolu’nun kalbindeki bu şehre taşıdık. Atatürk, 1927’de altı gün süren konuşmasında, bu Meclis önünde, Türkiye’nin dünya ülkeleriyle olan ilişkilerini değerlendirirken, bence Amerika’ya bir kompliman yaptı ve ‘Diğerlerine nazaran, Amerika Birleşik Devletleri, daha kabul edilir bir ülkedir’ dedi. Sizlerin gözünde daha kabul edilebilir olmak adına, altı gün konuşmayacağıma söz veriyorum (gülüşmeler). Yine de, Türkiye ile ilişkilerimiz üzerinde durmak istiyorum.

Soğuk Savaş’ın başlangıcında, Başkan Truman, Türkiye’nin bütünlüğünü korumak için, Amerika’nın kaynaklarını seferber edeceğini ilan etti. Truman Doktrini, ilişkimizi kaynaştırdı ve Amerika’nın Soğuk Savaş sonrası ilişkilerinin temelini oluşturdu. 50 yılı aşkın bir süredir, müttefikliğimiz, zamanın karşısında sağlam durmuş ve Kore’den Kosova’ya kadar bütün imtihanları geçmiştir. Bütün Amerikalılar adına, yarım yüzyıllık dostluk, güven ve karşılıklı saygıdan dolayı, sizlere teşekkür ediyorum. Soğuk Savaş sona erdikten sonra, mükemmel bir şeyi keşfettik.

Temel olarak ilişkilerimizin, Sovyetler tehdidine bağımlı olmadığını ve aslında Soğuk Savaş sonrasında, ortaklığımızın çok daha önemli olduğunun farkına vardık. Birlikte, NATO’yu, 21. yüzyılın taleplerine adapte ediyoruz; Balkanlar’da ve Ortadoğu’da barış için ortaklık yapıyoruz; tüm bölgeye yardımcı olacak yeni enerji kaynakları geliştiriyoruz. Geçen yılki ticaretimiz 6 milyar doların üzerindeydi; son beş yılda ticaretimiz, yüzde 50’den daha fazla arttı. Eski Cumhurbaşkanınız Turgut Özal’ın vizyonu, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Ecevit’in devam eden liderliği ve Türk insanının dinamizmi sayesinde Türkiye, bölgesel büyümenin motoru haline gelmiştir. Önümüzdeki aylarda, Türkiye’ye yeni iş imkânları sunmak ve ülkelerimizi birbirine daha da yaklaştırmak için, çoğu enerji sektöründe, milyarlarca dolar değerindeki yeni projeleri birlikte hayata geçireceğiz.

Bu Meclis, Türkiye’yi yeni yüzyıla götürmek için, cesur adımlar attı. Amerikan basınının bunu iyi dinlemesini istiyorum: Haziran ve Eylül ayları arasında bu Meclis, 69 yeni kanunu olağanüstü biçimde geçirdi -bunu, eve dönünce, Kongre’ye de anlatacağım (gülüşmeler)- ama şunu da anlıyorum; sadece sayısı değil önemli olan, bu kanunların içeriği. Sosyal güvenlik konusunda dönüm noktası olacak bir yasa, Uluslararası Tahkim Kanunu, bankacılık reformu; bu kanunlar cesaret ve vizyon gerektirmiştir. Anladığım kadarıyla, şimdi de, aynı cesaret ve vizyonu gerektiren zor bir bütçe kararıyla karşı karşıyasınız. Sağlam bir bütçe geçirebilirseniz, bu, ekonominizi güçlendirecektir ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kuvvetli bir şekilde desteklediği IMF Stand-by anlaşması beklentisini ilerletecektir.

Yeni binyılın eşiğinde, farklı yerlerde yaşantılarına başlamış, demokrasiye yönelik ortak bir kararlılığı paylaşan ve şimdi yeni dönem için işbirliğini geliştirmek zorunda olan iki ulus olarak, bu ortak yolculuğumuza yansıtabileceğimiz ender bir fırsatla karşı karşıyayız. Bugün, hepimiz, bir bakıma Mustafa Kemal Atatürk sayesinde buradayız. Çünkü sadece Ankara’yı başkent olarak seçtiği için değil (alkışlar), aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini, bu asil Meclisin sembolize ettiği demokrasiyle ilintili hale getirdiği için. İroniktir, yaptıklarının çoğunu, Batılı güçlerden destek almadan, hatta onların muhalefetine rağmen gerçekleştirdi.

Birçokları Türkiye’yi parçalamaya uğraşıp küçük bir ülke haline getirmeye çalıştı. Ancak kendisi, bunlara rağmen hepimizin şimdi minnettar olması gereken bir kararla, Türkiye’yi içine kapamayıp, bilakis dünyaya açarak bu çabalara karşılık verdi. İyi veya kötü, o zamanların olayları, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve yeni Türkiye’nin yükselmesiyle bu yüzyılın tüm tarihini şekillendirdi.

O imparatorluğun yıkıntılarından Bulgaristan’dan Arnavutluk’a, İsrail’e, Arabistan’a ve Türkiye’nin kendisine kadar, yeni uluslar ve yeni ümitler doğdu; ancak eski düşmanlıkların kaybolması o kadar kolay değil. Sınırların değiştirilmesi ve gerçekleşmeyen iddiaların karışımından bir asırdır devam eden husumetler çıktı; bunlar, Birinci Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’yla başladı, Ortadoğu ve eski Yugoslavya’da bugünkü ihtilaflara kadar uzandı. Türkiye’nin tarihi, 20. yüzyılı anlamanın anahtarıdır. Ama daha da önemlisi, Türkiye’nin geleceğinin, 21. yüzyılın şekillenmesi açısından da hayatî olacağına inanıyorum. Bugün, bu inancımın nedenini ve istediğimiz geleceği şekillendirmek üzere birlikte neler yapabileceğimizi izah etmek için birkaç dakikanızı rica ediyorum. İnsanlar, harita çizebilmeye başladıklarından bu yana Anadolu’nun, kıtalar arasında bir köprü olduğu; Boğaz’ın, en yakın noktasında 1 kilometreden kısa bir mesafeyle Avrupa ile Asya’yı ayırdığı şeklindeki Türkiye coğrafyasının sabit gerçeklerine dikkat çekmişlerdir.

Şükürler olsun ki inşa ettiğiniz köprüler ve Türkiye’yi her gün daha da saran ticaret ve dünyanın tüm bölgelerine anında bağlayan haberleşme devrimi sayesinde aslında kıtalar arasında ayrım da kalmamıştır.

Türkiye’nin Doğu ile Batı’yı birleştirebilmesindeki başarısı, coğrafyanın göz önüne alınması durumunda daha da önem kazanmakta. Neredeyse tümü, demokrasi ve barışa karşı aktif düşmanlık içerisinde olan veya demokrasi ve barışı sağlayabilmek için büyük engellerle mücadele eden komşularla kuşatılmış durumdasınız. Güneydoğuda İran, kapalı ve açık toplum savunucuları arasında olağanüstü tartışmalara sahne olurken; Irak, kendi halkına baskı yapmaya, komşularını tehdit etmeye ve kitle imha silahları arayışına devam ediyor. Kuzey Irak’taki insanları korumamıza, Saddam’ın saldırganlığını caydırmamıza ve 1991 yılında cesaretle üstesinden geldiğiniz türden yeni bir mülteci krizinden sakınmamıza imkân tanıyan Çekiç Güç operasyonundaki desteğinizden dolayı size teşekkür ediyorum.

Güneyde ise, Ortadoğu’nun halen şiddetle çalkalanmasına rağmen, adil, kapsamlı ve sürekli bir barış tesis edebilmek için tarihî bir fırsatla karşı karşıyayız.

Türkiye, İsrail ve Arap ülkeleriyle olan bağlarıyla, barış için de bir güçtür. Kuzeybatıda ise, son on senede yedi yeni demokrasinin doğduğu ve yaşanan dört savaşın yüz binlerce insanın hayatına mal olduğu Balkanlar uzanıyor. NATO bünyesindeki Türk güçleri bu savaşların sona ermesine ve dolayısıyla da insan hakları ve insan itibarına dair güçlü bağlılığını göstererek bu yüzyılın sona ermesine katkıda bulunmuştur. Bugün, Balkanlar’da, sadece etnik temizliği ortadan kaldıran değil, aynı zamanda bölgeye zenginlik ve kalkınmayı da getiren sürekli bir barış için el ele çalışıyoruz. Doğuda ise Sovyet İmparatorluğu’nun kalıntılarından on iki bağımsız devlet ortaya çıktı.

Dünyada, şu anda, özellikle onların istikrarlı, bağımsız ve demokratik toplumlar haline gelmelerine yardımcı olmaktan daha zor bir görev yok. Türkiye, burada da özellikle aynı dil, tarih ve kültürü taşıyan devletlere ulaşmakla liderliğini göstermekte. Halen yapılması gereken çok şey var. Rusya’nın büyük önem taşıyan demokratik devrimini tamamlamasına yardımcı olmalıyız. Rusya’ya, teröre karşı verdiği savaşın doğru, fakat sivillere karşı hedef gözetmeksizin kuvvet kullanmasının yanlış olduğunu, bunun, çözmeye çalıştığı sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getireceğini anlatmalıyız.

Dağlık Karabağ’daki sorunların çözümü için de birlikte çalışmaya devam etmeliyiz. Bölgenin enerji kaynaklarını, yeni kurulmuş bağımsız devletlerin kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak, Boğaz’ı tehlikeye atmayacak ve Türkiye ile Avrupa’nın büyümesine yardımcı olacak şekilde güvenlik altına almalıyız. Tüm bu zorlukları, dünya milletlerinin neredeyse üçte birinin bu hafta İstanbul’da katılacağı AGİT zirvesinde konuşma şansı bulacağız. Geriye doğru bir adım atıp ileriye baktığımızda gelecek kuşağa dair iki farklı gelecek hayal etmemiz mümkün. Karamsar olan biri, çok fazla zorlanmadan karanlık bir gelecek öngörebilir. Gerçekten de barış süreci sekteye uğramış bir Ortadoğu, Saddam’ın kontrol altına alınmayan saldırganlığı, Orta Asya ve Kafkaslar’da yıkılmış demokrasiler, bölgede yayılan aşırı akımlar ve terörizm, Balkanlar’da yükselen şiddet, Pakistan ve Hindistan’da önlenemeyen nükleer gerginlik.

Lakin, bir de Türkiye’nin üç büyük inancın birleştiği dünyanın yol kesişiminde üzerine düşen haklı görevi oynamasını gerektiren farklı bir vizyon daha var. Daha parlak bir gelecek görmek mümkün: Zenginliğin yükseldiği ve çatışmaların azaldığı; hoşgörünün, inancın bir parçası ve terörizmin de bir inanç sapması olduğuna inanılan bir gelecek; insanların inançları doğrultusunda hareket edebileceği ve geçmişlerine sahip çıkabileceği, kadınların eşit muamele gördüğü, milletlerin geleneklerini korumakla gündelik yaşam arasında bir çelişki görmediği bir gelecek; farklılıklarımızı ve insanlığımızı koruyan, insan haklarına saygının arttığı bir gelecek ve özellikle de, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan milletlerin, Müslüman olmayanlarla işbirliğinin arttığı, insanların küçük ya da büyük hayallerini gerçekleştirmek için beraber çalıştıkları bir gelecek. Ümit ediyorum ki, ileride bir Amerikan Devlet Başkanı Müslüman geleneğe sahip bir ulusa hitap ederken, birbirinden çok farklı üç ülke olan Endonezya, Nijerya ve Fas’ın gösterdiği gelişmelerin, hepimize köhnemiş ‘uygarlıklar çatışması’ iddiasını çöpe atmamızda yardımcı olduğunu söyleyebilsin.

Atatürk’ün 75 yıl önce söylediği gibi ‘Ülkeler değişebilir; fakat, uygarlıklar bir bütündür.’ Başkan Kennedy de Berlin’de ‘Özgürlükler bölünemez’ derken aynı şeyi söylemişti. Bütün bunların ışığında, bu bölgede ve dünyada geleceği, yirmi beş yıl boyunca bu salonda alınacak kararlara bağlı milyarlarca insan var. Bu insanların her birinin, Türkiye’nin güçlü, laik, geleneklerine saygılı, geçmişinden gurur duyan; Avrupa’nın da tam bir parçası olan bir ülke haline gelmesinde çıkarı var. Bu, gayret ve vizyon gerektiren bir görev; ama zaten Özal’ın reformları, bu Meclis’in kararları ve Türk insanının her gün binlerce şekilde sergilediği enerjik ve sorumlu bir sivil toplum olma çabasıyla bunun büyük bir kısmını yerine getirdiniz. Beraber yaratmak istediğimiz gelecek, Türkiye’nin evindeki demokrasiyi derinleştirmesiyle başlıyor. Bu ilerlemeyi Türk halkından daha fazla kimse istemez. İşkenceye karşı çıkarılan kanunla, siyasî partilerin haklarını koruyan yeni bir yasayla, bu Meclisin başarıları ve sergilediği hayatîyetle bir çıkış yakaladınız.

Türkiye’deki Kürt vatandaşların doğuştan hakları olan normal bir hayatı yakalayabilmeleri için yollar açılıyor, fakat ilk kez ülkelerimizin yakın temas kurduğu 50 sene önce dile getirilen Evrensel İnsan Hakları Deklarasyonu’nun talep ettiklerini hayata geçirmek için daha yapılacak çok şey var. Bu ilerleme, yeni yüzyıla girerken, Türkiye’nin inancının ve başarısının en büyük göstergesi olacak.

En net şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu tarafından dile getirilen bir şey üzerinde hemfikiriz: ‘Egemenlik, korku üzerine kurulmamalıdır.’ Ne Amerika’nın, ne de Avrupa’nın ya da bir başkasının sizin adınıza sizin geleceğinize yön vermeye hakkı vardır. Bu hakka sadece siz sahipsiniz. Ve zaten demokrasi de bundan başka bir şey değildir. Bahsettiğim sebeplerden dolayı bu meseleleri gündeme getiriyoruz. Biz kendimizi, sizin dostunuz olarak görüyoruz. Unutmayın, herkesin eşit yaratıldığı inancı üzerinde yükselen bir ülkeden geliyorum, ama buna rağmen, ülkemiz kurulduğunda, bizde kölelik vardı, kadınlar oy kullanamıyordu, hatta mal sahibi olmadıkça erkekler bile kullanamıyordu.

Ülkelerin ideallerinin mükemmel olmasa da hayata geçirilmelerine dair bir şeyler biliyorum. Biz de Amerika’da, kuruluş aşamasından bulunduğumuz yere gelene kadar uzun bir yolculuk yaptık; her şeye rağmen buna değdi. Kapanmakta olan sorunlu yüzyılımızda gayet net olarak öğrendik ki, yazarlar ve gazeteciler kendilerini özgürce ifade ettiklerinde, sadece temel haklarından birini kullanmakla kalmıyorlar aynı zamanda zenginlik ve gelişme için önemli olan fikir alışverişinin de yakıtını sağlıyorlar.

Böylelikle barış korunuyor.

Normal insanî farklıları dile getirecek barışçıl çerçeveler olduğu sürece, barış zarar görmez, muhafaza edilmiş olur. İnsanlar kültürlerini ve inançlarını başkalarının haklarına müdahil olmadan kutlayabildikleri sürece ılımlılar, aşırı uç haline; aşırı uçlar da yanlış yönlendirilen kahramanlara dönüşmezler. Geleceği belirlemenin ikinci bir yolu da, Türkiye ve Yunanistan’ın çok gayret göstermesini gerektirecek Ege’deki gerginliğin azaltılmasıdır. İnanın bana, bu zorlu ilişkideki tarihî derinliği anlayabiliyorum; fakat insanlar, yeni ve daha iyi bir tarih yaratabilmenin sunduğu fırsatları görmeye başlıyorlar.

Başbakan Ecevit’in hükümeti,

bu yolda önemli atılımlar yaptı. Kendisinin, bana önceden söylediği bir şeye katılıyorum. Sizi Ege’de ayrı tutan tarih ve coğrafya kadar, bu iki ülkeyi birleştiren bir tarih ve coğrafya da var. Yunanistan da barış için riske giriyor ve daha önce hiç olmadığı kadar, Türkiye’nin geleceğinin Avrupa’da yattığını anlıyor. Balkanlar’daki dengeyi sağlamak için bir araya geldiniz. Açık olmak gerekirse, bu yapılan, Türkiye veya Amerika’nın bir araya gelmesinden çok daha zordu. İki milletin insanları, Ağustos’taki deprem trajedisinde ve yine geçen haftaki korkunç depremde birleştiler. Bu depremlerde bir yakınını veya evini kaybeden her insanın bildiği gibi, bunlar, Türk veya Yunan trajedileri değil, insanlık trajedisiydiler ve dünya, bu iki milletin birbirine karşı sergilediği insancıl davranışı asla unutmayacaktır.

Kıbrıs’ta adil bir anlaşmanın sağlanması için de beraber çalışmalıyız.

İki tarafın, dün, Genel Sekreter Annan’ın 3 Aralık’ta New York’taki ikili görüşmeleri başlatma davetini kabul etmelerini de sevinçle karşıladım. Amaçları, Kıbrıs sorununun toptan çözümüne yönelik geniş kapsamlı görüşmelere zemin hazırlamak. Ümit ediyorum ki, bu görüşmeler, bizleri kalıcı barışa bir adım daha yaklaştıracaktır. İnanıyorum ki, görüşmeler sonucu ulaşılmış bir çözüm, tüm Kıbrıslıların güvenliği ve adanın bölünmüşlüğünü ortadan kaldırmak gibi, her iki tarafın da temel isteklerini yerine getirmenin en iyi yoludur.

Son olarak, beraber yaratmak istediğimiz gelecek için, Avrupa’daki yandaşlarımızın da bir öngörüye sahip olması gerekiyor; bölünmez, demokratik ve tarihte ilk kez barış içerisinde olan Avrupa vizyonumuzun Türkiye’yi kucaklamadan gerçekleşmeyeceği şeklinde bir öngörü bu. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Topluluğu’nun bir üyesi değil; fakat ben, sürekli olarak, Türkiye’yi de kapsayan Avrupa bütünleşmesinin daha hızlı ve daha ileri gitmesini destekledim. Hâlâ Avrupa’ya dar bir açıyla bakanlar var. Onların Avrupası, şu dağlarda veya şu su kütlesinde veya daha da kötüsü, insanların Tanrı’ya daha değişik şekilde ibadet etmeye başladıkları yerlerde bitebiliyor; fakat büyüyen ve ümit saçan bir topluluk, Avrupa’nın, coğrafî bir varlık olduğu kadar, bir fikir olduğunu da kabul ediyor.

İnsanların, demokrasi ve insan haklarına yönelik kararlılıkları sürdüğü müddetçe fikir, kültür ve inanç farklılıklarından güç alabilecekleri; insanların tek tip olmadan da birlik olabilecekleri fikri. Eğer geniş şekilde Batı olarak nitelendirdiğimiz bu topluluk, eğer bir fikir ise, bunun sabit bir sınırı yoktur; sınırı, özgürlüğün gittiği yere kadar uzanabilir. 10 yıl önce bu ay, Berlin Duvarı yıkıldı; Avrupa’nın üzerinden bir perde kalktı. Bu yıldönümünü kutlamanın en iyi yolu, bu özgürlük duygusunu yeni nesle de hissettirmektir.

1989 yılında kendini gösteren bu birleşmeyi tamamlamanın en iyi yolu, tüm Güneydoğu Avrupa’yı, 1999’da Avrupa fikir ve kurumlarına dahil etmektir. Bu, Sırbistan’da demokrasi demektir; bu, Ege’de barış demektir; bu, Avrupa Birliği’ne tam olarak kabul edilen, başarılı ve demokratik bir Türkiye demektir (alkışlar). Türkiye’nin bu yüzyılda yarattıkları, insanların kendilerine daha güzel bir gelecek hazırlama yolunda yapabileceklerinin canlı bir örneğidir. Önümüzde test edilmemiş yeni bir yüzyıl bulunmakta; bu, büyük bir fırsat. Türkiye, bu salonda başlayan ve halen yükselmekte olan demokratik devrimi derinleştirerek, vatandaşlarına iyi hizmet etmekten daha da fazlasını yapabilir. Örneğiniz ve çabanızla, kesinlikle dünyaya ilham verebilirsiniz. Teşekkür ederim.”

15 Kasım 1999

Yorumlar (0)
14°
açık
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Namaz Vakti 23 Ocak 2021
İmsak 06:47
Güneş 08:15
Öğle 13:21
İkindi 15:53
Akşam 18:16
Yatsı 19:40
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 19 41
2. Fenerbahçe 19 39
3. Galatasaray 19 36
4. Gaziantep FK 19 34
5. Alanyaspor 19 31
6. Hatayspor 19 31
7. Trabzonspor 19 30
8. Karagümrük 19 27
9. Malatyaspor 19 27
10. Göztepe 19 25
11. Antalyaspor 19 25
12. Sivasspor 19 24
13. Rizespor 19 24
14. Başakşehir 19 23
15. Konyaspor 19 22
16. Kasımpaşa 19 22
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 19 19
19. Ankaragücü 19 18
20. Erzurumspor 20 17
21. Denizlispor 19 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 17 31
6. Tuzlaspor 17 30
7. Ankara Keçiörengücü 17 28
8. Altınordu 17 28
9. Bursaspor 17 27
10. Bandırmaspor 17 24
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 17 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 17 9
18. Eskişehirspor 17 3
Takımlar O P
1. M. United 19 40
2. Man City 18 38
3. Leicester City 19 38
4. Liverpool 19 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Chelsea 19 29
9. Southampton 18 29
10. Arsenal 19 27
11. Aston Villa 16 26
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Newcastle 18 19
16. Burnley 18 19
17. Brighton 19 17
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 17 44
2. Real Madrid 18 37
3. Barcelona 18 34
4. Villarreal 19 33
5. Sevilla 18 33
6. Real Sociedad 19 30
7. Granada 19 28
8. Real Betis 19 26
9. Cádiz 19 24
10. Levante 19 23
11. Getafe 18 23
12. Celta de Vigo 19 23
13. Athletic Bilbao 18 21
14. Valencia 19 20
15. Real Valladolid 20 20
16. Eibar 19 19
17. Deportivo Alaves 19 18
18. Elche 17 17
19. Osasuna 19 16
20. Huesca 19 12