Toplumumuz içerisindeki ahlaki çöküntünün çok değişik örnekleri ile; her gün karşılaşıyoruz. Herhangi bir yol üzerinde çıplak ayakla yürüyen insanlara benziyoruz. Ayağımız çıplak, yolun her tarafı ise; cam kırıkları ile dolmuş. Bazı yerler çok fazla rahatsız edici cam parçaları ile dolmuş. Bazı yerler ise; nispeten yürümeye müsait ya da cam parçacıkları çok küçük, toz halinde olduğu için fazla rahatsız etmiyor. Ancak, o toz halindeki camlar da; zamanla vücutta yerleşerek, ileride daha kapsamlı yaralara neden oluyor.  Diğer yerlerde ise;  yürümek için hayli cambaz olmak gerekir. Ayağınıza zarar vermeden yürümek çok zor gibi görünüyor. Gidebilecek ve yürünebilecek başka yol olmadığına göre; zaman, zaman bu cam parçacıkları ile yaşamaya alışıyorsunuz.

Bunu bir manada hayatın gerçeği olarak kabul ediyorsunuz. Öyle de kabul etmeye devam ediyoruz...

Neden bu kadar cam parçası ortalığı doldurdu? Diye soracak olursanız. Cevap çok basittir. Toplumun içerisinde olan; her kademedeki  insan topluluğu, farkında olmadan bu olaya yardımcı oluyor. Evvelden ayıp, günah, konuşulması bile toplum içerisinde sakıncalı sayılan şeyler; Bugün tüm çıplaklığı ile göz önüne seriliyor. TV ekranlarından bir  nevi  rekalmı  yapılıyor. O konuda hiç bilgisi olmayan insanlara; o konuda  sunulan   kötü örnekle o konuda; bilgi edinmesi sağlanmış oluyor. Böyle olaylar, habercilik adına  veya bilgilendirmek adına;  açabileceği zararlar hesap edilmeden, Halkın önüne konuluyor. Öyle olayları duyuyor, ya da şahit oluyoruz ki;  içerisinde kendisinin bilgi sahibi olmadığı bir konuda bir haber, bir bilgilendirme duyan gençler, çocuklar; o konuda aile büyüklerine sorular yöneltiyorlar. Bazen, o kadar mahrem konular hakkında sorular geliyor ki; Aile büyükleri cevaplamakta çaresiz kalıyorlar. Aldıkları cevaplardan tatmin olmayan veya ailesini verdiği bilgileri yeterli görmeyen nesiller; kendileri o konuda bilgi sahibi olmaya çalışıyorlar. Bazen gerçeğe ulaşıyorlar, bazen de kendilerini onun gizemine, kaptırarak hiç de; hoş olmayan şeylerle karşılaşıyorlar.

Bu  durumlar  hem çocuğun ailesi ile arasında var olan bağı zayıflatıyor. Hem de; istenmeyen davranışların ortaya çıkmasına neden oluyor. Örnek olarak ailesinden birisinin  kendisine yanlış bilgi verdiğine inanıyorsa; o kişiyi yalancılıkla itham ediyor. Ya da; o konuda onun bilgi sahibi olmadığını cahil olduğunu söylüyor. Artık, O, büyüğüne güvenmiyor. Böylece aile içerisinde bir güven bunalımı oluşuyor.

Genç nesil  Ailesinin kendisini korumak adına, yeteri kadar bilgi aktarılmadığını, anlamıyor, anlamak istemiyor.

Hayatta çok basit örnek vardır. Anne sütü ile beslenen ve ondan başkasına ihtiyaç hissetmeyen bir çocuğa; daha doğrusu bir bebeğe, siz döner yedirerek beslemeye çalışırsanız onun zararına bir iş yapmış olursunuz. Hatta hastalanmasına sebep olabilirsiniz. Her zaman söylenen çok güzel bir atasözümüz vardır. Demir bile tavında iken dövülür. Dünyanın en şerefli  yaratılanı olan insanın da; evre, evre gelişim süreci vardır.  Buna dikkat etmeseniz;Tavında, yaşında, kavrama kabiliyetinde, kapasitesinin konumunun farkında olmadan, davranırsanız; o da size düzgün bir sonuç vermez.Konuştuğumuz dilin bile; ilk harflerini ilkokulla tanışan çocuklarımıza o yıllarda anlatıyoruz, öğretiyoruz. Yoksa Matematiğin en gelişmiş kurallarını o yıllarda öğretmiyoruz.

İşte insanoğlunun toplumu algılaması, doğruyu, yanlışı anlaması, beyaz ve siyah arasındaki renk farkını kavraması  içinde belirli bir sürece ihtiyaç vardır. Görünüşte etrafında gelişen bu olayları kavramaya çalışması bile zaman almaktadır. O halde ahlaken, ruhen bazı şeylere alışması  ve  öğrenmesi de; dolayısıyla zamana bağlıdır. Bunun sosyal ve psikolojik araştırmalarını yapan araştırmacılarda görmüşlerdir  ki; her şeyi öğrenmenin belirli bir zamanı ve vakti vardır. Siz olumsuz bir olayı durmadan oturmadan sürekli  görsel basında gündemde tutarsanız;  hatta reklamını yaparsanız o konuyu tüm mahrem yönleriyle   topluma anlatırsanız; birilerinin ondan olumsuz etkilenmesi  doğaldır.

Şu an Yargı  paketi  görüşülüyor. Bu konulara ne kadar  yer verilmektedir?

Toplumun gündeminde olan; Hayatımızın her alanındaki şiddet, kin, nefret içeren haberleri, sadece haber sunuyoruz mantığı ile; sunmak ne kadar doğrudur. O haberi sunduğumuzda; o haberi dinleyenler arasında, o haberin içeriğinden, etkilenecek insanlar olabileceğini hiç aklımıza getiriyor muyuz? Yahut, o haberi  verirken, o  haberin içeriğindeki olayı  tüm ayrıntıları ile, anlatırken; o şiddeti  teşvik ettiğimizin ne kadar farkındayız?  Sosyal sorumluluk taşıması gereken kurum ya da kuruluşlar bu mana da, ne kadar duyarlılar? Her zaman olduğu gibi, bu tür olayların da olmaması için, haber yayıncılığı ile ilgili bir  yasa mı gereklidir? O, halde O, yasayı çıkarsınlar. 

Haberin ne kadarı Halk ile paylaşılacak, ne kadarı paylaşılmayacak, bunu duyarlı olan insanların bilmesi gerekmiyor mu?  

Yetişen nesiller bizim toplumumuzun gelecekleri  ise; onlara doğruyu, dürüstlüğü, iyi insan olmayı öğütleyen örnekleri  çoğaltmalıyız. Bunu yapmaya mecburuz.  İyi örneklerle donatılmış; diziler, oyunlar, filimler üretmeliyiz. İyiliğe  teşvik edici, rol modellerin hayatını öne  çıkaran, ahlaki değerlere  sahip, değer  yargılarımız  koruyan, konuları  işlemeliyiz.  

Farkında olmadan şiddet haberlerini sürekli topluma sunarken, onların reklamını yapmış olmayalım. Bir şeyin olumlu veya olumsuz gündeme getirilmesi onun reklamının yapılmasıdır.  Dikkatli olalım.  TV dizilerine seyirci bulacağız diye; bütün çıplaklığı ile şiddet içeren sahneler konması ne kadar doğrudur? Dizilerde hep çığlık, hep bağrışma, hep kanlı sahneler görmek zorunda mıyız? Bu toplumda hiç iyi şeyler olmuyor mu? neden onların reklamını yapmıyoruz... Unutmayalım, önemli bir uyarıdır; Herkesin çocuğu var…

Şiddet içeren TV yayınları, insanımızı arızalı durumlara sokmaktadırlar... Bu konuda toplumsal dayanışma içerisinde olmalıyız.

Yeter artık, birilerinin buna dur demesi gerekir...