Yeni Proletarya’dan yeni Prekarya’ya

19.YY sonunda oluşan kavramlar ve kurumlarla 21.YY açıklanamaz diyoruz ya, artık yeni yeni kavramlarla karşılaşacağız. Prekarya da bunlardan biri. Dikkat, birileri tarafından siz de Prekarya ilan edilebilirsiniz. Kim bu Prekaryalar derseniz, onlar “tehlikeli umutsuzlar ve mutsuzlar”. Ve yeni düzenin mimarları tarafından onların yok edilmesi gerekiyor. Covid bunun ilk adımı olabilir. Onlar, bu kez, sömürge çağında Amerika’daki, Afrika’daki, Asya’daki, Avustralya’daki “insanlaşma aşamasını tamamlamamış yaratıklar” değil, “sosyal mutasyona uğrayarak insanlık özelliğini kaybetmiş, Norm’a uygun davranma yetisine sahip olmayan, yok edilmesi gereken bir sürü” olarak görülecekler.

Önce “chip”leyecek, sonra izleyecek ve “kriminal risk katsayısı”nın üzerine çıktığında önce “dijital köle” olmuyorsa, “dijital mahkûm” o da sizi durduramıyorsa, tek “tık”lık canınız var. “Dijital infaz”la işiniz bitirilecek ve “dijital dönüşüm” çöplüğünde bir organizmaya organik yedek paça da olamayacaksanız, çöp olacaksınız.

Gen haritası ellerinde ya, doğmadık çocukları bile daha ceninken ana rahminde tesbit ederlerse, doğmadan izole edilebilecek. 

Eğer dijital öngörü “cyber city”de sizin için bir rol biçmemişse siz hayatı belirsizliklerle dolu, geleceği öngörülemeyen, riskli yeni bir sınıfsınız! Yani kriminal risk taşıyor olmanız gerekli değil.  

Bakın, dünkü LBGT, önce “+” dediler, şimdi o “+”ya yarım düzine ek geldi. “X,Y,Z” kuşağı var.

Sağcı-solcu, bitti artık. Kadın-erkek olmak da bir anlam ifade etmiyor “yeni normal” dönemin egemenleri açısından, “Türk-Kürt” ya da “Alevi-Sünni” olmak da. Bunların da “gen”i ile oynandı aslında.

Prekarya İngiliz iktisadçı Guy Standing tarafından ortaya atılan bir kavram. Ama bu kavram modern sanayi toplumu, bilgi toplumu için geçerli idi. Bugün çok daha vahim bir durum ve tehlikeyle karşı karşıyayız. Standing’çilere göre Prekarya’da gelecek tasavvuru yoktur. Çalışsın ya da çalışmasın gelecekten kaygı duymaktadır. İşleri her gün bozulmakta, alacağını alamamakta, borcunu ödeyememektedir. Streslidir, öfkelidir. Her türlü provokasyonlara açıktırlar. Tek başlarına kendilerini yalnız ve çaresiz hissederken, kolektif hareketlerde daha fazla şiddet eğilimlisi olabilirler. Eleştirilerinde ve taleplerinde tatminsiz bir sınır tanımazlık içindedirler. Seküler ve pragmatiktirler. 

Şimdi bu durum “dijital dönüşüm”le birlikte yeni bir anlam ve derinlik kazandı. Ve yarın, ilk tasfiye edilecekler listesinde bunlar en baştadırlar.

Prekaryalist bugün Gelenekçiler, Göçmenler ve İlerlemeciler olarak üçe ayrılıyorlar.. Gelenekçiler, kavramları ve kurumları ile birlikte zeminlerini kaybettiler. Gelenekçi orta sınıf ne geri dönebilir ve ne de ileri gidebilir. Modern dünya ile din ve gelenek arasına sıkışmışlardır. Çalışma, eğitim ya da başka sebeplerle göç edenler için çok daha vahim bir durum sözkonusu. Dışlanıyorlar ve gelecek için bir tasavvurları yok. Geldikleri yer ve gittikleri yer arasında sürekli bir korku altındalar. İlerlemeciler, Üniversite mezunu işsizler kitlesi. Bir şeyler yapabileceklerini düşünseler de artık kimse onlara ihtiyaç duymuyor. Otomasyon sistemleri ve robotlar onlara iş bırakmıyor. Onlar ise beyaz yakalı olma hayali kuruyorlar. Eriyen bir umutları var. Ve gelecek günlerin bugünlerinden daha kötü olacağının endişesini taşıyorlar. Çok hızlı gelişmeler, bilgilerini çok çabuk eskitiyor ve her gün Üniversite mezunlarının sayısı artarken iş alanları daralıyor.

Bu insanlar “modern dijital köle”ler, “dijital kast düzeni”nin en alt kesimini oluşturuyorlar.

Bana kalırsa Prekarya ara dönemde bir anlam taşıyacak. “Digital toplum” gerçekleşirse (Allah korusun) daha farklı bir dünya kurulacak. Bugünün insanı ile yarınki insan aynı insan olmayacak. Bu “Bilgi toplumu”ndan farklı bir toplumdan söz ediyoruz. Avatarlar’ın, Humonoid’lerin, Genomic’lerin, Siborg’ların yaşadığı bir dünyadan söz ediyoruz. Sadece insanlar arasında bir bilgileşimden söz etmiyoruz. İnsan, makine, hayvan arasında çoklu, asimetrik bir bilgileşimden söz ediyoruz.

Bizim “Digital Dönüşüm Ofisi”nin öncelikle bu işin felsefesini, ahlakını ve fıkhını oluşturması gerek. Ve işin teknik olabilirliğinden önce ve sağlayacağı faydadan önce zarar ve riski yanında yan etkisi, muhtemel kötü kullanımın sebeb olacağı riskleri analiz etmesi gerek. Zira def-i mazarrat celb-i menafiden evladır.

Bu konuda iktidar ve muhalefet, akademi, STK ve Media’nın derin sessizliğini anlamakta zorluk çekiyorum. Bilmiyorlar mı yoksa korkuyorlar mı, onu da anlamış değilim. 

Birilerinin gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar. 

Ama insanlar bazı gerçeklerin farkına vardıklarında, o gün bir uyanış gerçekleşecek. Allah’ın yardımı bize ulaşacak ve erdemli insanlar bir araya gelecek, “Hılful Fudul” gerçekleşecek, o gün karanlıklar aydınlanacak. İnsanın aklı ile vijdanı barışacak. İnsan insanla, insan tabiatla barışacak. Bunun sonunda insan Allah’la barışacak ve o gün Darüsselam hayat bulacak. Adalet, barış, özgürlük olacak. Kula kulluk bitecek. İlahlık ve Rablik taslayan zulüm iktidarlarının putları yıkılacak, inşallah. O zamana ne kadar zaman var derseniz, kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın. Bu namuslu insanların ittifakı, cesareti ve aklı ile  sorumluluklarını yerine getirip getirmemeleri ile ilgili. Selâm ve dua ile..

YORUM EKLE

banner5