İsrail ordu radyosu 12 Ekim'deki yayınında, ABD'nin İran saldırılarına hazırlık olarak THAAD hava savunma sistemini İsrail'e konuşlandırdığını duyurdu.
Pentagon da bu açıklamayı teyit ederek, ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı üzerine, İran'ın 13 Nisan ve 1 Ekim'de "benzeri görülmemiş saldırıları" nedeniyle İsrail'in hava savunma sistemlerini güçlendirmek amacıyla bir THAAD bataryası ve ilgili ABD askeri personelinin gönderildiğini açıkladı.
ABD'nin, İsrail’e Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) füze savunma sistemini konuşlandırma kararı, bölgede artan balistik füze tehditlerine karşı güçlü bir yanıt olarak değerlendirilebilir. Bu gelişme, Yemen ve İran'dan gelen balistik füze saldırıları sonrası İsrail'in mevcut hava savunma sistemlerinin, bu saldırılara karşı yetersiz olduğunun açığa çıkmasıyla hız kazandı. ABD'nin gönderdiği THAAD bataryalarının İsrail'e ulaşmasının ardından, İsrail, ABD'den ikinci THAAD Bataryasının da bölgeye gönderilmesini talep ettiğini açıkladı.
2011 yılında operasyonel hale gelen Demir Kubbe (Iron Dome), sistemi, İsrail’e yönelik gerçekleştirilen saldırılara karşı, savunma stratejisinde kritik bir yere sahipti. Ancak, son dönemde ortaya çıkan balistik füze tehditleri, İsrail’in savunma sistemlerinde yeni bir güncelleme zorunluluğunu gündeme getirdi. Bu noktada, ABD'nin THAAD sistemini devreye sokma kararı, İsrail’in mevcut savunma katmanını güçlendirmek ve balistik füze tehditlerine karşı daha kapsamlı bir koruma sağlamak amacı taşıyor.
Demir Kubbe'nin Teknik Özellikleri, Avantajları ve Dezavantajları
Demir Kubbe (Iron Dome), İsrail’in Rafael Advanced Defense Systems ve İsrail Havacılık ve Uzay Endüstrisi tarafından geliştirilen, büyük ölçüde ABD tarafından finanse edilen taşınabilir bir hava savunma sistemidir. 2011'den 2021'e kadar ABD, bu sisteme toplam 1,6 milyar dolar katkıda bulunmuş, 2022'de ise ABD Kongresi 1 milyar dolarlık ek destek paketi sağlamayı onaylamıştı.
Radar, füze fırlatma bataryaları ve komuta-kontrol merkezlerinden oluşan Demir Kubbe, sistemi, 4-70 kilometre menzile kadar tehditleri tespit edip imha edebilme kapasitesine sahiptir.
Demir Kubbe abartıldığı kadar mükemmel bir hava savunma sistemi değildir. Bu sistemin ciddi eksikleri ve dezavantajları da vardır. İlk olarak, sistemin etkili olduğu tehditler, kısa menzilli roketler ve havan topları ile sınırlıdır. Orta veya uzun menzilli balistik füzeler ya da yüksek irtifadan fırlatılan hedeflere karşı etkisizdir. Bu nedenle, Demir Kubbe, daha geniş bir hava savunma stratejisinin yalnızca bir parçası olarak düşünülebilir.
İkinci olarak, sistemin maliyeti de bir diğer eleştiri konusudur. Demir Kubbe'nin her bir önleyici füzesinin maliyeti oldukça yüksektir. Düşük maliyetli roketlerle yapılan saldırılara karşı bu kadar pahalı bir savunma yöntemi kullanmak uzun vadede sürdürülebilir değildir. Örneğin, Batı Şeria ve Gazze’den maliyeti 100 Doları bulmayan basit ve ucuz roketlerle gerçekleştirilen saldırılara karşı ateşlenen bir tamir füzesinin maliyeti yaklaşık 50.000 doları bulmaktadır. Bu durum, İsrail ekonomisine çok ağır maliyetler oluşturarak Gazze’nin lehine asimetrik bir avantaj sunmaktadır.
Diğer taraftan, balistik füzelerin yüksek irtifada seyretmesi ve hızı, Demir Kubbe’nin radarlarının bu tür tehditleri zamanında tespit edip engelleyemediğini, bu durumun da İsrail’e yönelik gerçekleştirilecek balistik füze saldırılarına karşı savunmasız olduğunu açığa çıkarttı.
THAAD Bataryaları ve İsrail'in Çok Katmanlı Savunma Stratejisi
ABD'nin İsrail'e THAAD bataryalarını konuşlandırma kararı, İsrail’in savunma stratejisinde önemli bir güncellemeyi temsil ediyor. THAAD, Demir Kubbe’den farklı olarak balistik füzelere karşı koruma sağlayan, yüksek irtifalı tehditleri önleme kabiliyetine sahip ileri bir füze savunma sistemidir. Bu Bataryalar, İsrail'in hava savunma sisteminde açığa çıkan eksiklikleri telafi etme ve demir kubbenin dezavantajlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir.
THAAD Bataryalarının Füzeleri, saniyede 2,8 kilometre, ses hızının 8,2 katı hızla hedefe yönelerek 200 kilometre menzilde bulunan 150 kilometreye kadar irtifadaki hedefleri imha edebilme kapasitesine sahiptir.
Sistem, ABD'nin Patriot ve Aegis gibi hava savunma sistemleriyle, F-35 savaş uçakları ve gemilerle entegre çalışabiliyor.
THAAD Bataryalarının Stratejik önemi
THAAD, Demir Kubbe ve Davud Sapanı gibi diğer savunma sistemleriyle tamamlayıcı bir katman oluşturarak İsrail’in hava savunmasını yeniden şekillendirmiş ve kısa menzilli tehditlerden yüksek irtifalı balistik füzelere kadar geniş bir koruma yelpazesi sağlamıştır. Kararın arka planı ne olursa olsun, Washington’un THAAD sistemi göndermesi, büyüyen çatışma ortamında İsrail’in, kendisini korumak için ABD'nin desteğine ihtiyaç duyduğunun net bir göstergesidir. Bu adım aynı zamanda Amerikan askerlerinin İsrail’de konuşlanmasını gerektirdiği için ayrıca dikkat çekici bir hamledir. ABD'nin bu hamlesi, İsrail'in güvenliğine verdiği taahhüdün güçlü bir yansıması olduğu gibi, bölgedeki Amerikan çıkarlarını koruma amacını da açıkça ortaya koymaktadır.
THAAD Bataryalarının İsrail’e konuşlandırılması ABD - İsrail Ortaklığının tezahürüdür
ABD'nin THAAD bataryalarını İsrail’e konuşlandırması, iki ülke arasındaki askeri işbirliğini daha da pekiştiren bir adım olarak öne çıkıyor. İsrail’in mevcut tehditlerle başa çıkma kapasitesini artırmak için ABD'nin sağladığı bu destek, sadece askeri değil, aynı zamanda stratejik bir ortaklığın yansımasıdır. İsrail'in hava savunma sistemleri artık Demir Kubbe’nin yanında THAAD gibi yüksek teknolojiye sahip sistemlerle desteklenirken, bu gelişme bölgedeki dengeleri de değiştirecek bir hamle olarak görülmektedir.
THAAD'ın İsrail’e yerleştirilmesi, bölgedeki askeri dengelerde de önemli değişiklikler oluşturacaktır. Özellikle İran’ın ve Yemen'den gelen balistik füze tehditlerine karşı bir cevap niteliği taşıyan bu adım, aynı zamanda İran’ın ve müttefiklerinin bölgedeki nüfuzunu dengeleme çabalarının bir parçası olarak da okunabilir. ABD'nin bu hamlesi, İsrail'e yönelik tehditlerin ciddiyetini ve Amerika'nın İsrail'e olan stratejik ortaklığını tekrar gözler önüne seriyor.
THAAD Bataryaları hangi ülkelerde bulunuyor?
THAAD savunma sistemi şu anda ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından kullanılıyor, Suudi Arabistan ise bu sistemi tedarik etmek üzere ABD ile anlaşma imzaladı.
BAE ile ABD arasında THAAD anlaşması ilk olarak Aralık 2011'de imzalandı ve bugün BAE'de iki batarya bulunuyor. BAE’deki THAAD sistemleri, Ocak ve Şubat 2022'de Husiler tarafından Al-Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir petrol tesisine atılan balistik füzeleri ve Abu Dabi’nin kuzeydoğusuna yönelen iki balistik füzeyi durdurarak muharebe koşullarında ilk kez kullanılmış oldu.
Suudi Arabistan ise 2017’de 15 milyar dolar değerinde bir anlaşma imzaladı; bu anlaşmaya göre, 2026’dan 2028’e kadar toplam 7 batarya, 44 fırlatıcı ve 360 önleyici füze teslim edilecek. Öte yandan, ABD 2017’den beri THAAD sistemini, Kuzey Kore kaynaklı füze tehditlerine karşı Güney Kore’de konuşlandırmış durumda.
THAAD Bataryaları sonrası İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları ne anlama geliyor?
Bilindiği üzere İsrail, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki İran’a ait hedeflere yönelik düşük yoğunluklu saldırılar düzenleyerek, İran’ın bölgedeki varlığını zayıflatmayı ve kendi caydırıcılığını güçlendirmeyi amaçlıyordu. Bu saldırılar karşısında İran'ın stratejik sabır söylemiyle hareket edip, İsrail'e doğrudan karşılık vermemesi ve misilleme olarak sadece Şii taşeron örgütlerin gerçekleştirdiği füze saldırılarıyla yetinmesi, diğer taraftan da Hamas ve diğer direniş hareketlerinden İsrail'e yönelik füze saldırılarının Demir Kubbe tarafından etkisiz hale getirilmesi, karşı konulamaz, hedef alınamaz bir İsrail algısı oluşturarak, İsrail'in elde etmek istediği caydırıcılığa zemin oluşturdu.,
7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunda İsrail'in istihbarat ve savunma zaafiyetleri, akabinde İsrail’in Gazze’ye yönelik kara harekatında İşgal ordusunun Hamas’a karşı askeri bir başarı elde edememesi, sonrasında Yemen’deki Husilerin ve son olarak da İran’ın İsrail’e yönelik balistik füze saldırıları, hem İsrail’n hava savunma sisteminin etkisizliğini ve sunduğu güvenlik zafiyetlerini açığa çıkardı hem de İsrail'in ve İsrail Ordusunun sahip olduğu caydırıcılığı kaybetmesine yol açtı.
İsrail, özellikle Gazze'ye yönelik devam eden kara harekatıyla, bu süreçte kaybettiği caydırıcılığını yeniden tesis etmeye çalıştı, ancak çok büyük kayıplar vermesine rağmen bu konuda başarılı olamadı. Bu durum İsrail'i Gazze'de kaybettiği caydırıcılığını Gazze dışında yeniden kazanma arayışına yöneletti. Bu bağlamda atılan adımlar arasında, Hizbullah’a yönelik siber saldırılar, ardından Nasrallah ve diğer Hizbullah komutanlarının hedef alınarak öldürülmeleri, Lübnan’a karşı Kuzeyin Okları operasyonunun başlatılması ve ABD’nin İsrail’e THAAD bataryalarını konuşlandırması sayılabilir. Bu adımların yanı sıra, (takdir-i ilahi) Yahya Sinvar’ın Gazze'de işgalci askerlerle girdiği bir çatışmada şehid edilmesi ve bu olayın geniş çapta haberleştirilmesi ve son olarak da İsrail'in İran'a yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları, medya aracılığıyla yürütülen manipülatif psikolojik savaşın bir parçası olarak değerlendirilebilir. Tüm bu adımlar, İsrail'in kaybettiği caydırıcılığı geri kazanma çabalarının bir parçası olarak görülmektedir.
İsrail’in, ABD’nin sunduğu güvence ve desteği arkasına alarak İran’a yönelik gerçekleştirdiği bu saldırılar, İran’ın olası karşılıklarının İsrail nezdindeki caydırıcılık etkisine bağlı olarak yalnızca Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki İran hedefleriyle sınırlı kalmayıp, doğrudan İran topraklarına kadar genişleyebileceğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
İsrail'in, İran'a yönelik gerçekleştirdiği bu saldırıları düşük yoğunlukta tutması, bu hamlenin bir çatışmaya ve savaşa dönüşmeden caydırıcılık oluşturma amacını taşıdığını açıkça göstermektedir.
Bu saldırılar ve gelişmeler karşısında, İran Cumhurbaşkanı’nın “Savaş istemiyoruz; ancak halkımızı ve ülkemizi savunma hakkımızı saklı tutuyoruz” şeklindeki açıklamalarıyla yetinip, İsrail'in bu saldırılarına karşı etkili ve güçlü bir cavap veril(e)memesi, İsrail’i İran’a yönelik daha cesur ve pervasız saldırılar gerçekleştirme konusunda cesaretlendirmektedir. Bu durum, aynı zamanda İsrail'in caydırıcılık tesis etme çabalarına dolaylı bir destek sağlamakta ve bu saldırıların amaçlarına ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Eğer İran, İsrail’in caydırıcılık tesis etme manevraları olan bu hamlelerine karşı daha etkili ve cesur karşılıklar vermezse, İran toprakları ve askeri noktaları, İsrail’in istediği zaman saldırabileceği hedefler haline gelecektir.