Geçtiğimiz Çarşamba günü Ankara’da, TUSAŞ’a yönelik gerçekleştirilen hain terör saldırısı, bölgedeki kaosun arkasında yatan derin stratejik hesapları bir kez daha gözler önüne serdi. Saldırının PKK tarafından gerçekleştirildiğinin netlik kazanması, ABD'nin, eğitip donattığı başta PYD olmak üzere, PKK ve benzeri taşeron örgütlerle bölgeyi nasıl dizayn ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. ABD, İsrail gibi stratejik ortaklarıyla birlikte bu taşeron yapılar üzerinden bölgedeki istikrarsızlığı körüklemekte, kendi çıkarlarını güvence altına almak için bölge halklarını birbirine düşman eden bir politika izlemektedir.

PKK ve PYD'nin yıllardır bölgede sürdürdüğü faaliyetler, yalnızca bölge halkı için değil, küresel dengeler açısından da dikkatle izlenen bir konu olmuştur. Görünürde ve sözde, Kürt halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele yürüttüğünü iddia eden bu yapılar, gerçekte ABD’nin ve Küresel Emperyalizmin bölgedeki çıkarlarına hizmet eden taşeron örgüt konumundadır.

Batı dünyasında sıkça "demokratik müttefik" olarak lanse edilen PYD ve PKK gibi örgütler, gerçekte bağımsız ve özgün bir kimlik geliştirememiş, ABD başta olmak üzere Küresel Emperyalizmin stratejik hedefleri doğrultusunda eğitilmiş ve donatılmış yapılardır.

Özgürlük ve bağımsızlık söylemleriyle kandırılan PKK ve PYD militanları, aslında ABD’nin bölgede asker bulundurmadan, çok daha düşük maliyetlerle çıkarlarını korumak ve bölgeyi dizayn etmek için kullandığı birer piyon işlevi görmektedir. Kürt halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı uğrunda savaştıklarını zanneden bu militanlar, Batı’nın gizli, derin jeopolitik hesaplarının birer aracı ve argümanı haline geldiklerinin ne yazık ki farkında değiller.

ABD, bölgedeki çıkarlarını korumak ve genişletmek için doğrudan askeri müdahale yerine bu gruplar üzerinden hareket etmeyi tercih etmiş, böylece hem daha düşük maliyetlerle etkisini sürdürmüş hem de ABD sokaklarında savaş karşıtı tepkilerin yükselmesini engellemiştir. PKK ve PYD gibi örgütler, ABD için sahada hem ucuz hem de etkili bir çözüm sunmaktadır. ABD’nin bölgedeki çıkarlarını koruyacak, gerektiğinde terör eylemleri gerçekleştirecek ve caydırıcılığı sağlayacak bu lejyoner yapılar, aynı zamanda ABD’nin uzun vadeli stratejik hedeflerine hizmet eden birer "gayri resmi kara ordusu" işlevi görmektedir.

Ancak, PKKve PYD’nin misyonu yalnızca ABD’nin askeri ve stratejik çıkarlarını korumakla sınırlı kalmamaktadır. Bu örgütlerin kontrol ettiği ve etkili olduğu bölgelerde, Müslüman Kürt halkının, asli kimliği olan İslam’dan uzaklaştırılması ve seküler bir topluma dönüştürülmesi de hedeflenmiştir. PKK ve PYD, bölgedeki Kürt halkını İslami ve ahlaki değerlerinden koparıp, daha seküler bir yaşam tarzına yönlendiren bir yapı olarak hareket etmektedir. Bu proje, Kürt halkının sadece siyasi ve ideolojik olarak sekülerleşmesi ile sınırlı bir proje değildir. Aynı zamanda Kürt halkının kültürel ve dini açıdan da aslına, asil kimliği olan İslam’a yabancılaştırılmasını amaçlamaktadır.

Geçmişte de emperyalist güçlerin bölgede benzer oyunlar oynadığı bilinen bir gerçektir. 20. yüzyılda Küresel Emperyalizmin öncüsü İngiltere, Arap toplumundan devşirdiği işbirlikçiler (özellikle Şerefsiz Hüseyin ve adamları) aracılığıyla, Arap halklarını, özgürlük ve bağımsızlık vaadleriyle Osmanlı’nın temsil ettiği hilafet sancağından koparma çabasına girişmişti. Bu hainlerin aracılığıyla Arap halklarıyla Türkler arasında, on yıllarca sürecek bir kopuş ve ayrılık ortaya çıkarıldı. Müslümanların birlik ve dayanışması zedelendi.

Küresel emperyalizm, Arap toplumunda bir grup işbirlikçi tarafından gerçekleştirilen bu ihaneti tüm Arap toplumlarına mal etti. "Araplar Türklere ihanet etti" yalanıyla Türklere, Arapları "hain" olarak gösteren bir tarih anlatısı uyduruldu; Araplara ise Türkler işgalci olarak tanıtıldı. Böylece iki halkın kardeşliği ve birliği yok edilmeye çalışıldı.

Bu projenin bir uzantısı olarak, küresel emperyalizm Türkiye’de benzer bir oyun sahneye koydu. Küresel güçler, Türkiye'den devşirdikleri bir grup aracılığıyla Türkiye halkının kadim ve asli kimliği olan İslam'dan koparılması için laik-seküler-kamalist düşünce ve yaşam tarzını savunan toplumsal mühendislik projeleri yürüttü. Bu süreçte, Türkiye’de halkın İslam’dan uzaklaştırılması hedeflendi ve laik-seküler bir yaşam tarzı dayatıldı. Böylece toplumun değerlerinden koparılması ve kimliksizleştirilmesi amaçlandı. Ne yazık ki, günümüzde bu girişimlerin toplum üzerindeki yıkıcı etkileri hâlâ görülmektedir.

Dün, küresel emperyalizm tarafından sahneye konulan senaryolar, bugün yeni taşeronlar olarak PYD ve PKK üzerinden yeniden hayata geçirilmektedir. Ancak bu sefer hedefte olan Kürt halkıdır. Kürt halkının özgürlük idealleriyle kandırılması, aslında emperyalist hedefler doğrultusunda kültürel ve dini köklerinden koparılmasını amaçlamaktadır. Bu örgütlerin faaliyetleri, yalnızca bir güvenlik tehdidi olarak değil, aynı zamanda Kürt halkının manevi değerlerinden koparılmasına yönelik sinsi bir proje olarak da değerlendirilmelidir. ABD, geçmişte İngiltere'nin oynadığı bu oyunu tekrarlayarak, bölgedeki halkları birbirinden uzaklaştırmaya, bu halkları bir arada tutan ve kardeşler olarak barış içinde yaşamasının en önemli motivasyonu olan dinlerinden ve değerlerinden koparmaya çalışmaktadır.

PKK ve PYD’nin, ABD adına üstlendiği "gayri resmi kara ordusu" rolü, sadece bölgedeki güvenliği ve istikrarı değil, aynı zamanda Kürt halkının geleceğini de ciddi şekilde tehdit eder hale gelmiştir. Sözde bağımsızlık mücadelesi adı altında ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bu yapılar, Kürt halkını hem maddi hem de manevi anlamda kendi kimliğinden koparmakta ve bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiren unsurlar haline gelmektedir. 20. yüzyılda Arapların içerisinden devşirilen bir avuç azınlık üzerinden Arap toplumuna oynanan oyunla, Türkler ile Araplar arası nasıl açıldıysa, bugün de Kürt halkına karşı aynı oyun oynanmakta ve halkların kardeşliğini hedef alan bu projelerle İslam ümmeti parçalanmaya çalışılmaktadır.