Küresel sömürü düzeninin başını çeken teknoloji devleri, sözde ilerleme adı altında Afrika'nın zenginliklerini gasp etmeye devam ediyor. Dünyanın en büyük ikinci yağmur ormanlarına ev sahipliği yapan Kongo Havzası, akıllı cihazların üretiminde hayati önem taşıyan nadir madenleri elde etmek uğruna acımasızca talan ediliyor. Batılı hegemonik yapıların bitmek bilmeyen kobalt ve altın iştahı, bölgenin eşsiz doğasını paramparça ederken, yoksulluğa mahkum edilen yerel halkı da amansız hastalıkların insafına terk ediyor.

Uzun yıllar boyunca kendi doğal döngüsü içinde ve sınırlı alanlarda izole bir şekilde kalan çeşitli tehlikeli virüsler, ormanların küresel şirketlerce yok edilmesiyle birlikte insanlık için devasa bir tehdide dönüştü. Doğal yaşam alanlarından koparılan ve giderek daralan yeşil alanlara sıkışan yaban hayatı, hayatta kalma mücadelesi veren bölge insanıyla daha önce hiç olmadığı kadar riskli bir temasa zorlanıyor. Bilimsel veriler, bölgedeki orman dokusunun maruz kaldığı her küçük kaybın, ağır salgın vakalarında çok ciddi artışlara yol açtığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

A A 19033062(6)

Küresel emperyalizmin dayattığı bu vahşi ekonomi modelinin faturası yine en alttakilere, geçim derdindeki çaresiz mazlumlara kesiliyor. Siyasi müdahalelerle istikrarsızlaştırılarak sömürüye açık hale getirilen coğrafyalarda, devasa şirketlerin taşeronluğunu yapmak zorunda bırakılan binlerce insan, ilkel yöntemlerle maden aramak için balta girmemiş ormanların derinliklerine sürükleniyor. Temel insani yaşam şartlarından ve temizlikten tamamen yoksun olan bu derme çatma madenci kampları, teknoloji dünyasının konforunu finanse ederken, yerel halk için adeta felaketlerin merkez üssüne dönüşüyor.

Küresel kabus hızla yayılıyor: Ebola salgınında can kaybı 130’u geçti!
Küresel kabus hızla yayılıyor: Ebola salgınında can kaybı 130’u geçti!
İçeriği Görüntüle

Olası pandemilerin önüne geçmek için milyarlarca dolarlık bütçelerle aşı ve tedavi yöntemleri pazarlayan küresel sistem, asıl sorunun kaynağını ustalıkla gizlemeyi sürdürüyor. Oysa mazlumları tehdit eden bu karanlık tabloyu tersine çevirmenin tek yolu, doğayı acımasızca katleden ve sömürgeci aklın doymak bilmez çarklarını durdurmaktan geçiyor. Cebimizde taşıdığımız o ışıltılı ekranların asıl bedelinin, binlerce kilometre ötedeki mazlumların hayatlarıyla ve talan edilen yeşil coğrafyalarla ödendiği gerçeği, insanlığın yüzleşmesi gereken en ağır imtihan olarak karşımızda duruyor.