16.02.2021, 17:54

Bitmeyen bir sefer: Medeniyet Tasavvuru Okulu

Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO), ilk düşüncesini ve esaslarını kardeşim Yusuf Kaplan’ın oluşturduğu, bir projenin adıdır.

İlk uygulaması 2000 yılında Bilgi Üniversitesi’nde yapılan MTO, iki defa sekteye uğrasa da, üçüncü etabıyla halen Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin İpekyolu Medeniyet Araştırmaları Merkezi üzerinden devam ediyor.

Kaplan, hedefi “...ilim, fikir ve sanat hayatımızın kalbi, merkezi haline getirmek ve iki asırdır yaşadığımız medeniyet krizini aşacak köklü bir fikriyat ortaya koyacak öncü bir kuşak yetiştirmek” olarak belirlenen MTO’nun ufkunu ise, Anadolu Ajansı’na yaptığı geniş açıklamada şöyle resmediyor:

“Çağ kuran insanlar içinde yaşadıkları çağın ağlarından, bağlarından kurtulabilen insanlardır. Benim derdim çağı kurabilecek insanlar. Çağrı, çağını kurmak zorundadır. Bu çağı başkaları şekillendiriyor. Bugün 5 bin yıllık Çin medeniyeti birikimi çöplük oldu. Dünyaya yeni bir şey söylemiyor, kapitalizme kurban edildi. Bu kapitalizme direnen sadece İslam, bunu biliyorlar. Bütün inançları fosilleştirdiler, İslam’ı fosilleştiremediler. Benim yeni bir Gazali’ye ihtiyacım var. MTO’da benim yapmak istediğim şey, İbn Haldun, Mimar Sinan ve Mevlanaları yetiştirecek tohumlar ekmek. Bu 40-50 senede olacak bir şey değil ama o tohumları ekebilir. Akıl, kalp ve ruhu aynı anda harekete geçirecek bir eğitim metodundan bahsediyorum. O yüzden ‘akılla bilirsin, kalple bulursun, ruhla olursun’ diyorum. ‘Akılla yorulacaksın, kalple yoğrulacaksın dolayısıyla ruhla doğrulacaksın’ diyorum. Ben aslında ‘Dijital Nizamiye’yi kuruyorum, benim yaptığım şey bu. Burada sınav yok, büyük sınava hazırlık var.”

MTO’nun öğrencisi olabilmek Kaplan tarafından seçilen yüz kitabın özenle okunması şartına ve sair teknik hususlara mahsus bilgiler bu maksatla açılmış sitelerden kolayca öğrenilebileceği için onları burada tekrar etmemize gerek yok.

Ancak, Kaplan’ın, MTO’da yeni dönemin başlayışıyla ilgili olarak bu sütunda yazdığı yazıdaki “Bitmeyecek bir yolculuk” tanımından ve yakın zamanda sosyal medyada yer alan “Seferi küçük görenler zaferi hiç göremezler” şeklindeki bir aforizmasından hareketle MTO, sefer ve zafer ilişkisi üzerinde durmak istiyorum.

Sanal ortamdaki algılama düzeyini gözeterek aforizma dediğim, gerçekte ise bir hakikatin hak ettiği şekilde özlü olarak dile getirilmesinin tipik örneklerinden biri olan o sözde, zafer şartının safere bağlanması, fiziki bir zorunluluğun da fevkinde engin bir metafizik derinlikten kaynaklanıyor.

Şöyle ki, sefer kelimesini ilk duyduğumuzda, onun yürüyüş, yolculuk, uzun seyahat.. anlamlarıyla, Arapça sfr kökünden geldiğini, Aramice, Süryanice ve Akatça’da yakın anlamlarla yer aldığını düşünür ve sefaret/sefir, misafir, safari, sofra... gibi gündelik hayatımızda sıkça kullandığımız kelimelerle onun anlam yelpazesinin genişliğini hatırlarız.

Bu hatırlayış, kelimenin ilk anlamları cihetinden fiziksel bir düzeyle mukayyet olduğu halde, manası itibariyle bizim asıl metafizik hislere yönelişimiz için bir eşik oluşturur.

Nitekim metafizik ilmiyle (tasavvufla) şöhret bulmuş olan büyüklerimiz de sefer kelimesiyle o eşiğe ve onun ötesindeki anlamlara, hislere ve eylemlere işaret edip, onu, Rabbanî, halk ve emr, Allah’ın ayetlerini görme, bilme ve ibret alma; imtihan, izzet, dostluk, kurtuluş, hidayet, geçmişi bilme ve geleceği gözetme, hile ve imtihan, rıza, gazap ve dönüş, aile için çabalama, korku, sabır, tedbir (hazer)... vb. adlarla niteleyerek yorumlamışlardır.

Hal böyle olunca sefer, adı kadim bilgide âlem kelimesiyle eşitlenerek, varlığı batınî ve zahirî bir toplama (berzaha) isabet eden insan kelimesinin hem öznesi hem de nesnesi haline gelir.

Bu bakış açsından sefer, önce insanın kendisini bilmesine ve bu bilme süreçlerinin, düzeylerinin tamamına tekabül eder. “Ben kimim; varlığım banim için ne anlam ifade eder; imkanlarımın varlığıma katkısı nedir; gözümle ve ruhumla kat ettiğim ufuklara seferlerimin hükmü, bunların varlığıma etkisi nedir; ilk seferim nerede ve nasıl başlamıştır; yeni seferlerim nasıl açılır, neden çeşitlenir ve neden tüm seferler bende toplanıp, bende açılır; son seferim nereyedir ve neden bir sona tabidir...” şeklindeki sorularımızın cevaba eriştiği her yerde kendimizi bilmek vardır.

“Kendini bilen Rabbini bilir” hükmünden hareketle MTO özelinde söyleyebileceğimiz şey, her şeyden önce zikrettiğimiz tarzdaki seferinin sürekliliğindeki güzelliktir.

Zafer mi? Biz zafer değil sefer ehliyiz; zaferi verecek olan Rabbimiz’dir.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Yeni bakanlar kurulu kurulmalı mı?
Yeni bakanlar kurulu kurulmalı mı?