Eşcinsellik bir hastalık mı? Kavramlarla nasıl zihnimizle oynuyorlar?

Televizyon programcısı ve sunucu Bülent Deniz’e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın sıradışı ezber bozan açıklamalarına devam ediyor! ‘’Eşcinsellik hastalık değil. Hasta muamelesi yaparsak eşcinselleri dışlamış oluruz!’’ ifadelerini kullanan Kaçın, yapılan röportajın ikinci bölümünde çarpıcı açıklamalarına devam ediyor... Anneler babalar bu röportajı mutlaka izleyin! İlgili röportajın tamamı yakında sitemizde...

Eşcinsellik bir hastalık mı? Kavramlarla nasıl zihnimizle oynuyorlar?

Televizyon programlarının ardından youtube üzerinden de izleyicisiyle buluşan başarılı programcı Bülent Deniz, eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın’la eşcinsellik hakkında bilinmeyenleri ve merak edilenleri konuştu. Yayınlanan röportajın ilk bölümü hayli ilgi görmüştü.

EŞCİNSELLİK HASTALIK DEĞİLDİR

Deniz’in ‘Eşcinsellik bir hastalık mıdır? sorusuna cevap veren Kaçın, ‘Eşcinsellik cinsel kimlik bunalımıdır. Eşcinsellere hasta muamelesi yaparsak, tuzağa düşeriz. Toplumun dışına iteriz. Zaten kendini dışlanmış hissediyorlar. Zaten travmalı bir hayat yaşamışlar. Eşcinsellik bir sonuçtur. Bunun sebepleri var. ’’ ifadelerini kullandı.

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

‘’Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır’’ ifadelerini kullanan Kaçın, ‘’Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar. Burada tüm psikologlar sorunlar anlamında genelde anne-babaya odaklanırlar. Tamam anne-baba sorun çıkarabilir ama burada devletin hiç mi etkisi olmayacak. Çocuklarımızı 6-7 yaşında okula veriyoruz. Bir anne-baba çocuğunu devlet okuluna verdiği anda o çocuk anne-babanın değildir. Devlet bu emanetin bilincinde mi ve bu konuda hassasiyet gösteriliyor mu?’’ açıklamasında bulundu.

KAVRAMLARLA ZİHNİMİZLE OYNUYORLAR

İstanbul Sözleşmesiyle birlikte özellikle muhafazakar basında azar azar ‘iş insanı’ ve ‘bilim insanı’ gibi kavramların kullanılmaya başlandığını belirten Kaçın, ‘’Bu medeniyetinizin çöküşüdür. Peki ‘iş insanı’ ne demek? Bir iş insanı varsa bir de iş hayvanı mı var? Bilim adamı kavramı sizi neden rahatsız ediyor? Bilim kadını da diyebilirsiniz. LGBT(Lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel) kavramlarını da kullanmamamız gerekiyor, sadece eşcinsel dememiz yeterli. Kelimelerle oynanarak, insanların zihni iğfal edilmeye çalışılıyor. ’’ İfadelerini kullandı.

TECAVÜZCÜ İÇE KAPANIK ÇOCUKLARI SEÇER

5 eşcinselden 2’sinin taciz veya tecavüz mağduru olduğunu belirten Kaçın, ‘’Çocuk tacizi ve tecavüzü genelde aileden, komşudan ve yakından geliyor. İçe kapanık çocuklar genelde taciz ediliyor. Tecavüzcü dışa dönük, kendini ifade edebilen, yaramaz çocuğa tecavüz edemez. Zaten onu tercih etmez. Uslu, sokağa çıkmayan, içe kapanık, oyun oynamayan çocukları tercih eder. Rastgele bir çocuk seçmez, seçerse bu hayatının hatası olur ve yakalanır.’’ İfadelerini kullandı. İşte merak edilen röportajın ikinci bölümü...

HaberVakti

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2019, 17:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayfer İklim Bayraktar
Ayfer İklim Bayraktar - 3 ay Önce

Bundan 8 yıl önce üzerinde çalıştığım bir araştırmanın gereği olarak, saygıdeğer bir psikolog ve onun danışanı olan istismara uğramış gençlerle hatta o mağdur gençlerin aileleriyle görüşmüştüm.
Bundan 8 yıl önce bir gece saat 9 da, 19 yaşındaki genç, çocukken yaşadığı cinsel mağduriyetleri anlatıyordu. Bir diğeri hali hazırda o gün yaşadığı iğrençliği anlattı. Buz gibiydi kelimeler... Telefon elimde dondu, içim buz kesti.
Bir diğeri, diğeri, diğeri öyle çoktularki...
Haftalardır dinlediklerim yetmiyormuş gibi o gece anlatılanlar yaşam enerjimi bitiren bir acı saplamıştı içime.
8 sene önce o gece konuşulanları yazı yazdığım Odatv ile paylaştım, bu berbat olaylar hemen haber yapılacaktı, yetkili mercilere suç duyurusu yapılacaktı. Mağdurlar ve aileleri anlatmayı ve tanıklığı kabul etmişlerdi.. Amaç farkındalık yaratmak ve hali hazırda aynı rezalati yaşayan çocukları kurtarmaktı.
8 sene önce o gecenin sabahında saat 7 de evimin kapısında 9 polis vardı. Hikayenin gerisi malum. Uzatmayalım... Bu konu emniyet ve mahkeme dışına çıkmadı, hiç birinizin haberi olmadı. Ne yetkili merciler ne medya... Susuldu yok sayıldı. Ben yırtındığımla kaldım. Böyle bıçak sırtı bir konuya el atma cesareti gösterdiğim için cezalandırıldım. Bedel ödemekse ödedik ama hiç bir işe yaramadı. O çocukların derdine zerre merhem olamadım.
8 Yıl sonra kalkıp niye mi yine risk alarak bunları dile getirdim? Değişen bişey olmadığı gibi olaylar daha da büyüyor, çirkinleşiyorda ondan. Dayanamıyorumda ondan. Beni susturmak kadar kolay olmuyor artık bu kirli gerçeği ört bas etmek.
O yıllarda hatırlayın, üç ay da bir çocuk istismarı haberi sızıyordu, şimdiler ayda üç beş tane duyuyoruz. Aslında sayı çok daha fazla ama yine bir biçimde gizlenip ört bas ediliyor, duyulmuyor...!
Şimdi ne oluyor, bu hastalıklı ahlaksızlık, kitaplara ballandırılarak yazılıyor, basılıyor, satılıyor!!!!!! Dayanamıyorummmmmm!!!!
Bu çocuk tecavüzü, istismarı, pedofili konuları açılınca toplumda çevremde genel tepkiler:
"Bu konu bizim gücümüzü aşar" "elimizden ne gelir ki"
"Benim başıma gelmez" ya da benzeri tepkiler oluyor..
Çoğunluk böyle düşündüğünde kokuşmuşluk işte böyle çoğalır.
Başımızı kuma sokarak kurtulamayacağımız konulardır bunlar.
Bu tiksinç olay bizim tanıdığımız, yakınımızın başına gelmedi diye içimiz rahat güne devam ediyorsak insan değiliz. Banane denecek konular vardır tabi, özgürsünüzdür ama çocuklar söz konusuysa banane demek insana yakışmaz.
Münferit diyip geçebilirmiyiz bu son olaya?
Yani okuyucusu, alıcısı onaylayanı olmasa bir yazar kitabına bu satırları ekler mi?
Kendi gibilerin çok olduğuna inanmasa bu cesareti gösterir mi?
Münferit bir meçzubun tavrı denemez bu olaya. Dolayısıyla çürümüşlük kokuşmuşluk gizlenmeden alenileştirilecek kadar kanıksanmış ve kanıksatılmaya çalışmak için mi yazılmıştır bu kitaptaki satırlar. Kendi gibilere cesaret örnek teşvik olmakmıdır amaç?
Ben onu bunu bilmem, çocuklarımızı bebeklerimizi koruyamıyorsak, yeni nesiller bu kadar büyük acı ile arızalı ve toplum düşmanı olarak büyüyorsa başınıza gelmese bile çocuklarınız bu toplumda onlarla beraber yaşayacaklarsa, banane diyemeyiz.
Bu utanç ve çaresizlik insana yakışır bir durum değil.
Bu konunun çözümünü, sosyal medyada sövmekle, sağcılık solculuk, dincilik dinsizliğe bağlamakta ancak kendimizi kandırmak olur.

Büşra Türkmenoğlu
Büşra Türkmenoğlu - 3 ay Önce

"Karı" kelimesi (Kari'e) hucurat bir babdan türemiş arapça kelimedir. Abid ve zahid olan bu terim yıllarca kullanılmış günümüze kadar gelmiştir. Eş, doğurgan ve okuyan manaları da meknuvtur yani geçerlidir.

Hal böyleyken bu kelimeden karıların neredeyse tamamı rahatsız olur. Bunun nedeni laik sistemin özgürlük ve şımarıklığa verdiği toleransdır. Çıtkırıldım, barby bebek, dokunulmaz, asla egosunu tatmin etmeyecek bir cümleyi kabul etmeme sendromu yaşayan asalak bir güruhun yetişmesi öngörülmüştür.

Halbuki bunlar karı-koca dendiğinde ses etmezler ama müstakil olarak karı dersen kızıyorlar. Bu düşünce eksikliğidir.

Bu kelimeyi hakaret olarak algılamak zaten başlı başına hezeyandır. Kaldı ki eskiden bundan rahatsız olmayan bu cins ne oldu da şimdi rahatsız olmaya başladı. Çünkü feminizm ve kamalizm denilen iki illet yapı kadının gerek fiziksel gereksede sözlü dokunulmazlığını hayata geçirmek için bu ve buna benzer eylemleri psikolojik olarak harekete geçirmiştir. Zira karıya güçlü süsü verip piyasaya sürmekti amaç. Böylelikle de teşhir edilecekti.

Birde buna alternatif olarak "eş"kavramı çıktı.Sanki okey oynuyoruz. Eş ne laaan düdük ?

Erkeklerin fıtrat gereği otorite olma içgüdüsünü ezip bunların istediği gibi davranması kılıbıkdan ziyade onur zaafıdır.

Karılara gereğinden fazla değer veren erkek ve aşırı nezaket ibneliğin başlangıcıdır. Bu şahıs ileride pembe kilot giyip avm de koşabilir. Dikkate almayın. Karı kuaförlerine dikkat ederseniz erkekden dönme nonoşlardır. Zira bu cinsle iç içe olması sonucu bu biyolojik hastalığa maruz kalmıştır.

Saygılarımı addederim...

SIRADAKİ HABER

banner5