Aşama aşama madara olmak

Gazeteci Ahmet Hakan bugünkü yazısında Kılıçdaroğlu'nun S-400 meselesine yaklaşımını değerlendirdi.

Aşama aşama madara olmak

İşte o yazı...

BİRİNCİ AŞAMA: Göreceksiniz S-400’leri almaktan vazgeçecekler... ABD’ye kafa tutamaz bunlar... Mümkün değil... NATO sisteminden çıkamazlar... Yazın bunu bir kenara: Almaktan vazgeçecekler.

İKİNCİ AŞAMA: Parasını verecekler ama S-400’leri ülkeye getirmeyecekler... Olan paramıza olacak... Ülkeye getirmeleri mümkün değil... Bu kadarını göze alamazlar... Yazın bunu bir kenara: O füzeleri getirmeyecekler.

*

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Tamam... Tamam... S-400’leri ülkeye getirmiş olabilirler... Ama asla sistemi kurmayacaklar... Göreceksiniz o füzeler işlevsiz kalacak... Yazın bunu bir kenara: O füzeler, Gökçek’in jet ski’si gibi hurdaya çıkacak.

*

DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Tamam... Tamam... S-400’leri kurmuş olabilirler ama o füzeleri zamanı geldiğinde bile kullanmayacaklar... Süs gibi duracak o füzeler... Yazın bunu bir kenara: Kullanmayacaklar o füzeleri.
 

KILIÇDAROĞLU DA S-400’CÜ OLDU

SUSTU... Sustu... Sustu... Sustu... Sustu... Sustu....

*

Baktı Trump’ın bile gerisine düşme tehlikesiyle karşı karşıya...

O da tuttu...

“Türkiye tabii ki güvenliğini sağlamak zorunda... Ateş çemberi içindeyiz kardeşim” şeklinde bir demeç patlatıverdi.




BU DÜNYADAN BİR MEHMET ŞEVKET EYGİ GEÇTİ

MEHMET Şevket Eygi’nin siyaseten şiddetle itiraz ettiğim iki temel özelliği vardı:

*

BİR: Soğuk Savaş döneminde ehven-i şer diyerek Rusya’ya karşı ABD’yi desteklemişti... O kadar ki... Altıncı Filo’ya taş atanları taşlayanların teşvikçisi olmuştu.

*

İKİ: Yahudiler, Sabetaycılar falan... Kafayı bunlara takmıştı... Bu türden gereksiz ve uçuk komploları havalandıran isimlerin en başında geliyordu.

*

Siyaseten böyle biriydi Eygi...
Ve ömrü boyunca asla “yanlış yaptım” demedi.

*

Kişilik olarak ise...

Tam bir İstanbul beyefendisiydi...

Sanatlı ve kendine özgü bir giyim tarzı vardı.

İncelikli zevklerin peşindeydi.

İncelik kazanmayan dindarları kıyasıya eleştirirdi.

Bir cümlede en az sekiz kez

“Efendim” kelimesini kullanırdı.

Gülümsemesini hiç ihmal etmezdi.

Sultanahmet en sevdiği semtti.

“Galatasaray Lisesi’ni bitirdiğin halde sen nasıl böyle oldun” diye soranlara “ben bir imalat hatasıyım” diye cevap verirdi.

Ağzında şeker var gibi konuşurdu.

Az sonra kalkıp bir Osmanlı şerbeti ikram edecekmiş gibi bir eda...

Tanburi Cemil Bey hastasıydı.

*

Bir özelliği daha vardı Eygi’nin: Kediciydi...

Daha benim kedim Sekter’in dedesinin dedesinin dedesi bile dünyada değilken kedileri vardı Eygi’nin...

*

Zaten vasiyeti de ne denli kedici olduğunu gösteriyor.

Şöyle demiş Eygi vasiyetinde:

“Vefatımda kedim sağ olursa dostlarımdan biri ona sahip çıkıp evine götürsün. Öldüğünde cesedini beyaz bir beze sarıp temiz bir yere gömsün. Mütevazı bir hayvandır. Az yer, çok sevgi ister. Gördüğü sevginin on katını verir. Bakan sevap kazanır”.

*

Eygi’nin vasiyetini yüksekle sesle okuduğumda... Baktım, kedim Sekter’in gözünde iki damla yaş...  “Niye ağlıyorsun” dedim... “Yok bir şey... Gözüme toz kaçtı da” diye cevap verdi.

ARTIK MELİH GÖKÇEK ŞÖYLE ANILIYOR

ESKİDEN...

Melih Gökçek’ten şöyle söz edilirdi:

“Germiyanoğulları’ndan beri Ankara’yı yöneten adam”.

*

 “Behzat Ç.”nin yeni bölümlerinin fragmanından öğreniyoruz ki...

Artık...

Melih Gökçek’ten şöyle söz ediliyor: “Melih Gökçek bile gitti”.
 

PUCCA

PUCCA’ya verilen haksız hapis cezasına itiraz eden, karşı çıkan, hatta isyan eden kim varsa...
Söze “Kendisini hiç sevmem ama” diye başlıyor.

*

Sanki böyle demeden Pucca’nın hakkı savunulamayacakmış gibi...
 

KUDURDUNUZ MU MOLLALAR

BAŞINA sarık sarıp internet kanallarından halkı din adına aydınlatmak için konuşan mollaların büyük çoğunluğunun ana konuları şunlar:

Kaynanasının elini sıkan adam, eldeki sıcaklığı hissederse günaha girer mi?

Hanımını yatağa çağıran adama hayır diyen kadın cehennemde yanar mı?

*

Sanki milletin başka derdi, tasası falan yokmuş gibi...

Bizim bu mollaların mevzuları hep böyle şeyler.

*

Normalde insanın aklının ucundan bile geçmeyen, geçmeyecek şeyleri “temel mesele” imiş gibi öyle bir iştahla anlatıyorlar ki...

İnsan “Bir rahat durun mollalar, kudurdunuz mu?” dememek için kendini zor tutuyor.
 

OLMAMALI MI, OLMAMALI MI?

BÜLENT Ortaçgil üstadımızın “Olmalı mı, olmamalı mı?” adlı eserini dinliyordum.

*

Eserin son bölümünde şöyle deniliyor:

“Olmalı mı, olmamalı mı / Yoksa hiç değişmemeli mi / Ama ben değişmezsem ben olamam ki...”

*

 “Aha!” dedim, “İşte benim mottom”.
 

İKİ TALEP

MEHMET ERDEM’DEN: “Aşk bahçemi süsleyen / İnci çiçeğim misin / Gecemi aydınlatan / Ateş böceğim misin” diye bir şarkı var ya... Yeni albümüne bu şarkıyı almayı düşünür müsün? Sana pek yakışır gibi geliyor bana.

*

GÖKSEL’DEN: “Funda” diye eskilerden bir şarkıcımız var. Onun söylediği “Affetmem” adlı şarkı... Bir dinle... Çok eski olmasına rağmen çok çağdaş bir şarkı... Bir de delikanlıca bir tavrı var... Bu şarkıyı yeniden moda yapabilirmişsin gibi geliyor bana.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5