İmamoğlu neden ikna edemeyince böyle sinirleniyor?

Ekrem İmamoğlu "kaybetme" stresi mi yaşıyor, neden vatandaşlarla tartışmaya giriyor? İpuçları Fehmi Koru'nun bugünkü köşe yazısında...

İmamoğlu neden ikna edemeyince böyle sinirleniyor?

CHP'nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, 23 Haziran seçim çalışmalarına dün Arnavutköy Ömerli Mahallesi'nde devam etti.

Burada ziyaret ettiği fırında esnafla tartışan İmamoğlu, kendisini eleştiren ve tezleri karşısında ikna olmamakta ısrar eden çalışana, "Sen hiçbir şey bilmiyorsun, ukalalık yapma" cevabını verdi.

İmamoğlu, şahsı ikna etmek için çok uğraş verse de esnafın yaklaşımı değişmeyince, CHP adayı daha da sinirlendi.

Dükkandan ayrılırken, vatandaşa fiziki temasta bulunan ve aşağılar bir üslupla yanağını yumuşakça tokatlayan İmamoğlu'nun bu hareketi gerilimin daha da artmasına neden oldu.

CHP adayının yanındaki kişiler, bu hareket karşısında esnafın sert bir tepki vermemesi için devreye girerek, genç çalışanı sakinleştirmek için çaba gösterdi.

NEDEN GERGİN?

Bu olayın ardından, CHP'li İmamoğlu'nun seçim çalışmaları sırasında kendisine destek vermeyen vatandaşlar ile karşılaştığında neden gerginlik yaşadığı ve kontrolünü kaybettiği ise tartışma konusu oldu.

Bu durumun ipuçları, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yakın arkadaşı gazeteci Fehmi Koru'nun bugünkü köşesinde yer buldu.

Bugün kendisine ait internet sitesinde İstanbul seçimlerini kaybeden adayı neler beklediğine dair bir analiz yayınlayan Koru, Binali Yıldırım'ın kaybetmesi halinde Meclis'e geri döneceğini dile getirdi.

Ancak buna karşın Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kaybetmesi halinde kendisini bekleyen bir makam olmadığını ifade eden Fehmi Koru, "Kazandığı popülerlik sebebiyle “CHP’ye genel başkan olur” diyenler var, ama bu o kadar kolay değil. Politika başarısızlığı pek kaldırmaz. Milletvekili sıfatı olmadan parti genel başkanlığının zorluğunu geçmişte SHP’de Murat Karayalçın yaşamıştı" diye yazdı.

Yani Koru, "İmamoğlu kaybederse, her şeyini kaybedecek" yorumu yaparak, bir bakıma, CHP'li adayın rakip seçmeni ikna edemediğin neden sinirlendiğine de ışık tutmuş oldu.

İşte o yazının ilgili bölümü;

"Önümüzde olağanüstü kritik İstanbul belediye başkanlığı seçimi var. AK Parti adayı Binali Yıldırım mı, yoksa CHP adayı Ekrem İmamoğlu mu ipi göğüsleyecek, bunu seçim günü öğreneceğiz. Kim kazanırsa kazansın, herhalde hepimiz onu şanslı sayacağız.

Acaba gerçekten öyle mi?

Her seferinde kazanan mı kendisini şanslı hissetmeli?

Sorumun sizlere tuhaf geldiğinin farkındayım; fakat benim de bu satırları yazarken yukarıdaki soruyu düşünmemi sağlayan bir olay belleğimde capcanlı duruyor.

Turgut Özal 1977 yılında Necmettin Erbakan‘ın lideri olduğu Milli Selamet Partisi‘nden (MSP) İzmir birinci sıradan milletvekili adayı olarak seçime katılmıştı. Kampanyasını yakından izlediğim için biliyorum, kazanmayı da çok arzu ediyordu. Seçimi birkaç bin oy az aldığı için kaybetmiş ve çok arzu ettiği halde Meclis’e girememişti.

Şanssız saymamız gerekiyor Turgut Özal‘ı, değil mi?

Oysa, seçimden üç yıl sonra Türk siyasi tarihinin uğursuz olaylarından biri daha yaşandı ve MSP kadrosu siyasetten tasfiye edildi; lider düzeyinde olanlar, Turgut Bey‘in kardeşi Korkut Özal da dahil olmak üzere, cezaevlerine dolduruldu, özel yetkili mahkemede yargılandı, 1987 yılına kadar da siyasi yasaklı kaldı.

Üç yıl önce seçilemediği için MSP’den Meclis’e girememiş olan Turgut Özal ise…

Darbe olduğunda başbakanlık müsteşarı konumundaydı Turgut Özal; 24 Ocak ekonomik kararlarının mimarı bilindiği için, askerler kendisini kurdukları hükümette ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı koltuğuna oturttular. Siyasi hayata yeniden geçildiğinde kurduğu Anavatan Partisi ile ilk seçimde iktidara gelmeyi başardı.

Milletvekili seçilemediğinde kendisi kazansın diye geceli gündüzlü çalışmış yakın kadrosu üzülür, sevenleri karalar bağlarken, kampanya günleri sırasında İstanbul’da kalmayı yeğlemiş Semra Özal‘ın, eşi seçilmedi diye kurban kestirdiği duyulmuştu.

Onun haklı olduğunu daha sonraki gelişmeler herkese gösterdi.

Bugüne ve İstanbul seçimine gelirsek…

Binali Yıldırım seçilemezse sonuçta milletvekili sıfatı halen üzerinde bulunduğu için Meclis’teki odası kendisini bekliyor. Sıradan milletvekili olmayı içine sindiremezse, en son görevi TBMM başkanlığı olduğu için, eski Meclis başkanlarının üyelik daveti aldıkları Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu‘na kapağı atabilir.

Tabii, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın iki seçim üst üste katlandığı zahmetleri göz önünde bulundurarak ona Külliye’de bir görev vermesi, kendisine yardımcı ataması da pekala mümkün.

Bana baştan beri belediye başkanlığı adaylığına pek olumlu bakmadığını düşündüren de kazanamadığı takdirde önündeki farklı seçenekler Binali Yıldırım‘ın… Hepsi de, belediye başkanlığından daha cazip duran seçenekler…

CHP adayı Ekrem İmamoğlu ise aynı zengin seçeneklere sahip bulunmuyor.

Kazandığı popülerlik sebebiyle “CHP’ye genel başkan olur” diyenler var, ama bu o kadar kolay değil. Politika başarısızlığı pek kaldırmaz. Milletvekili sıfatı olmadan parti genel başkanlığının zorluğunu geçmişte SHP’de Murat Karayalçın yaşamıştı, şimdilerde Meral Akşener aynı durumda.

Belediye başkanı seçilemeyen Ekrem İmamoğlu zora düşer, dönebileceği ilçe belediye başkanlığı bile yok onun; bu sebeple de İmamoğlu mutlaka kazanmak zorunda.

İstanbul seçmeni bu durumun farkında mı acaba? Seçilemediği takdirde kayıp hissi yaşamayacak, seçildiğinde çok fazla sevinmeyeceği görüntüsü veren bir aday ile seçilemediği zaman kenara çekilmekten başka önünde bir seçenek bulunmayan bir başka aday arasında tercihte bulunacağını biliyor mu?

Bilmeyenler de bu yazımdan sonra öğrendiler işte."

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2019, 14:40
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5