Habbâb bin Eret kimdir? Habbâb bin Eret’in hayatı...

Habbâb bin Eret kimdir? Habbâb bin Eret nerede doğmuştur? Habbâb bin Eret ne zaman doğmuştur? Habbâb bin Eret nasıl Müslüman olmuştur? Habbâb bin Eret nasıl hicret etmiştir? Habbâb bin Eret nasıl evlenmiştir? Habbâb bin Eret’in cesareti, Habbâb bin Eret’in hayatı, Habbâb bin Eret’in vefatı

Habbâb bin Eret kimdir? Habbâb bin Eret’in hayatı...

İşte, "Habbâb bin Eret kimdir? Habbâb bin Eret nerede doğmuştur? Habbâb bin Eret ne zaman doğmuştur? Habbâb bin Eret nasıl Müslüman olmuştur? Habbâb bin Eret nasıl hicret etmiştir? Habbâb bin Eret nasıl evlenmiştir? Habbâb bin Eret’in cesareti, Habbâb bin Eret’in hayatı, Habbâb bin Eret’in vefatı..." sorularının cevapları...

HABBAB BİN ERET’İN HAYATI

Hz. Peygambere (a.s.m.) inanıp tâbi olan Müslümanlar, daha bir elin parmakları adedini geçmemişti. İslâm dâvâsı henüz gizli yayılma devresinde idi. Hz. Peygamberin (a.s.m.) etrafında kenetlenmiş beş bahtiyar Sahabi, âdetâ cemiyetin bütün tabakalarının temsilcisi durumunda idi. Bunlar kadınlardan Hz. Hatice. çocuklardan Hz. Ali, hür erkeklerden Hz. Ebû Bekir, azadlı kölelerden Hz. Zeyd bin Hârise ve henüz esaret zincirini kırmamış kölelerden Hz. Bilal-i Habeşi idi (Allah hepsinden razı olsun).

HABBAB BİN ERET NASIL MÜSLÜMAN OLMUŞTUR?

Bu beş kahraman Sahabi, sık sık gizli olarak bir araya geliyor, Hz. Peygamberin (a.s.m.) ulvî irşadlarından istifade ediyor. İslâm davasını tebliğ etmenin yollarını araştırıyorlardı. Hz. Habbâb bin Eret de (r.a.) o sırada Ümmü Ammar isimli müşrik bir kadının kölesi idi. İslam davasını duymuş, yakından yakına ilgilenmeye başlamıştı. Hiç olacak şey miydi? Hür ile köle, çocuk yaşındaki Hz. Ali ile Hz. Ebû Bekir bir araya geliyor, aynı mecliste toplanıp konuşuyorlardı. Kölelerin, hürlerin meclislerinde ancak hizmetçilik için bulunabildiği bir cemiyette bu nasıl olurdu?

Nihâyet Habbâb da Müslüman olmaya karar verdi. Zaten eskiden beri Resulullahı (a.s.m.) tanıyor, hürmet duyuyordu. Resulullaha (a.s.m.) geldi ve altıncı Müslüman olarak kelime-i şehadet getirdi.

O devrede Müslüman olmak, her türlü çile ve ıstırabı göze almak demekti. Üstelik, Hz. Habbab gibi, inandığını çekinmeden açıkça ilân eden birisi için durum çok daha vahim idi. Önceleri çok mâhir bir demirci ustası olarak, herkesin sevgi ve itibarını kazanmış olmasına rağmen, müşrikler onun Müslüman olmasını bir türlü hazmedemiyor, her türlü zulüm ve işkenceyi revâ görüyorlardı.

Hele efendisi Ümmü Ammar kızgınlığından âdetâ kuduracak bir hâle gelmişti. Hz. Habbâb'ın kollarını ve ayaklarını bağlayarak, ateşte kızdırttığı demirle başını dağlattı. Mâhir bir kılıç yapma ustası olan Habbâb şimdi kızgın demirlerle işkencelere maruz kalıyordu. Ama bütün varlığını kaplayan iman ateşi bu maddi ateşlerden çok daha baskın çıkıyor ve işkencelere o imanla göğüs geriyordu.

Bir gün Resulullaha Ümmü Ammar'ın kendisine yaptığı işkencelerden ve başının ıstırabından şikâyet etti. Hz. Peygamber mübârek ellerini kaldırarak duâ buyurdu: "Ya Rab! Habbâb'a yardım et." Aradan çok kısa bir zaman geçmişti ki, Ümmü Ammar dehşetli bir baş ağrısına yakalandı. Ağrının şiddetinden ne yapacağını bilemez bir duruma gelmişti. Bazıları ona, başını ateşle dağlamasını tavsiye ettiler.

Çaresiz, ona da teşebbüs edecekti. Ve bu işi yapmak da kölesi Habbâb'a düştü. Hz. Habbâb, bir müddet önce, imanından dolayı kendi başını kızgın demirle dağlattıran kadının başını demirle dağlıyordu. Kader Hz. Habbâb'ın intikâmını dünyada böyle aldırıyordu. Hz. Habbâb'ın çile ve ıstırabı henüz bitmemişti. Merhamet mahrumu müşrikler, bir gün büyükçe bir meydan ateşi yakmışlar ve Hz. Habbabı da yüzü koyun ateşin üzerine bırakmışlardı. Bundan dolayı Hz. Habbâb'ın derisi yanıklarla doluydu. Bütün bu işkence ve ıstıraplar karşısında Hz. Habbâb'ın elinden Resulullaha (a.s.m.) iltica etmekten başka bir şey gelmiyordu. Bir gün Resulullahın (a.s.m.) huzuruna çıkarak, "Ya Resulullah! Bu cefadan kurtulmam için dua etmez misiniz?" dedi.

Hz. Peygamberin (a.s.m.) ibret ve müjde dolu cevabı ise şu oldu:

"Sizden önceki ümmetler içerisinde öyleleri vardı ki, toprak kazılır, sonra bir demir testere getirilir, başının üstüne konurdu da, onları dinlerinden caydıramazlardı. Demir taraklarla etleri taranır, kemiklerinden ayırt edilirdi de, onlar dininden yine vazgeçmezdi. Allah elbette bu dâvâyı tamamlayacak ve bütün dinlerden üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binip Sana'dan Hadremut'a kadar tek başına giden bir kimse, Allah'tan başkasından korkmayacak, koyunları için de, kurt saldırmasından başka bir şeyden endişe duymayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz."

Hz. Habbâb'ın, müşriklerin ileri gelenlerinden olan As bin Vail Den mühim bir miktar alacağı vardı. Gidip alacağını istedi. Müşrik, "Muhammed'i inkâr etmedikçe sana olan borcumu ödemeyeceğim" dedi. Hz. Habbab da cevaben,

"Ben herşeyimden vazgeçerim, yine de ölünceye kadar ve öldükten sonra dirilinceye kadar onu inkâr etmem" diye cevap verdi.

Bu cevap karşısında As bin Vail daha da azarak, "Eğer böyle bir şey olacaksa sabret, dirilip malıma ve evladima tekrar kavuştuğum gün sana olan borcumu öderim" diyerek küstahça alay etti. Bunun üzerine Meryem Süresinin 77 ve 78. âyetleri nâzil oldu. Meâlen şöyle buyuruluyordu:

"Şimdi şu âyetlerimizi ve 'Elbette bana mal ve evlat verilecektir' diyen adamı gördün mü? O gayba mı muttali olmuş? Yoksa Rahmân'ın huzurunda bir söz mü almış? Hayır, öyle değil! Biz onun dediğini yazacağız ve azâbını da çoğalttıkça çoğaltacağız. Ve o söylediği (malları] hep elinden alacağız. Ve o bize tek başına gelecektir."

Hz. Habbâb bin Eret Medine'ye Hicretten sonra, Resul-i Ekrem onu Harras bin Selman ile kardeş yaptı. Hz. Habbab, ömrünün sonuna kadar, yapılan bütün gazalara iştirak etti.

Hz. Ömer (r.a.) Hz. Habbâb'a ayrı bir alâka ve hürmet gösterir, her vesileyle halkın huzurunda onu medh ü senâ ederdi. Ona olan hürmetinin bir sebebi şu olsa gerek ki, Hz. Ömer Müslüman olmadan az önce elindeki kılıçla eniştesi ve kız kardeşinin evine girdiğinde, Hz. Habbab onlara yeni nâzil olmuş olan âyetleri okuyor ve öğretiyordu. Bilindiği üzere Hz. Ömer burada Hz. Habbab’dan Kur'ân'ı dinledikten sonra Müslüman olmaya karar vermişti.

HABBAB BİN ERET’İN VEFATI

Hz. Habbab Hicretin 37. senesinde Küfe'de hastalandı. Gayret edilmesine rağmen hastalıktan kurtulamadı. Son nefeslerinde Hz. Hamza'yı (r.a.) hatırlamış ve onun gibi şehid olamadığına üzülmüştü. Resulullahtan (a.s.m.) 33 tane hadis rivayet eden Hz. Habbâb bin Eret, 72 yaşında vefat etti. Cenâze namazını Hz. Ali (r.a.) kıldırdı ve kabri başında şu konuşmayı yaptı.

"Allah Habbâb'a rahmet eylesin. Halis bir Müslüman idi. Resulullaha tabi olarak hicret etti. Mücahid olarak yaşadı. Bedeniyle imtihan oldu. Allah salih amel işleyenlerin amelini karşılıksız bırakmaz."

Allah hepsinden razı olsun.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5