23.12.2019, 12:50

Kimin garazı

Özürlülerin ya da normalin altında zekaya sahip insanların ressentimentı çok iyi bilinen bir fenomendir” diyen Max Scheler, Nietzsche’nin tespitlerine yaslanarak, Yahudi ressentimentının şu ikili kaynaktan beslendiğini belirtir:

1-“Seçilmiş halk” olmanın verdiği çok büyük ulusal gurur ile bir kader gibi yüzyıllardır peşlerini bırakmayan bir aşağılanma ve ayrıma uğrama arasındaki bağdaşmazlık,

2-Modern çağlarda biçimsel anayasal eşitlik ile gerçek hayattaki ayrımcılık arasındaki yeni bağdaşmazlık.

Yahudilerin “son derece güçlü mülk edinme dürtüsünü” onların “özgüvenindeki derin yara”yla ilişkilendirerek, bunu işçi hareketinin gelişimiyle, proleteryanın varoluşunun ve kaderinin “intikam gerektirdiği” inancını taşımasıyla genelleştiren Scheler, ‘Ressentiment eleştirelliğini’ niteleyen şeyin “eleştirilen koşullardaki iyileştirmelerin” tatmin etmemesi olduğunu belirterek, bunu da iyileştirmelerin, suçlama ve olumsuzlamanın verdiği artan hazzı yok edebileceği ihtimalinden kaynaklanan hoşnutsuzluğa bağlar.

Scheler, bu bahiste “haset, kıskançlık ve rekabet hırsı”nı ressentimentın “öteki kaynağı” olarak, kendisinden önceki fenomenologlara nasip olayan bir yetkinlikteki şu cümlelerle işler:

“Gündelik dilde kullanıldığı anlamıyla ‘haset’, bir başkasının bizim imrendiğimiz bir şeye sahip olması durumunda yaşadığımız bir iktidarsızlık hissinden doğar. Ama arzu ile gerçekleşmenin arasındaki bu gerilim, ancak o şeyin sahibine karşı bir nefreti ateşlediği ve o şeyin sahibi yanlış bir biçimde bizim yoksunluğumuzun nedeni olarak görüldüğü bir noktaya gelindiğinde hasede yol açar. Gerçek hayatta bir şeyi elde edemeyişizimizin yanlış bir biçimde bizim arzumuza karşı pozitif bir eylemin varlığına yorulur – asıl gerilimi azaltan bir kuruntudur bu. Hem iktidarsızlığın yaşanması hem de böyle bir nedensel yanılsama, gerçek hasedin olmazsa olmaz koşullarıdır. Eğer yalnızca başkasının iyi bir şeye sahip olmasından hoşnut değilsek, bu duygu olsa olsa bizi o şeyi çalışarak, satın alarak, şiddet yoluyla ya da çalarak elde etmeye teşvik edebilir. Haset böyle yapamadığımızda ve kendimizi güçsüz hissettiğimizde ortaya çıkar. Bu yüzden hasedin –imrenme, hırs ve kibirle birlikte– medeniyetin gelişmesini sağlayan bir güç olduğunu düşünmek büyük hatadır. Haset, elde etme isteğini kamçılamaz; zayıflatır. İmrenilen değerler bu haliyle elde edilemez olduğu ve üstelik kendimizi başkalarıyla kıyaslamayacağımız bir alanda yer aldığı zaman, haset ressentimenta yol açar. En iktidarsız haset, aynı zamanda en kötüsüdür. Bu yüzden başkasının bizatihi doğasına yönelik olan varoluşsal haset, Ressentimentın en güçlü kaynağıdır. Haset durmaksızın fısıldar gibidir: ‘Her şeyi bağışlayabilirim ama seni –seni sen yapan şeyi, senden olanın bende olmamasını– aslında sen olmamamı asla.’ Hasedin bu biçimini kazandığımızda altından ötekinin bizatihi varoluşuna muhalefet çıkar, çünkü olduğu haliyle bu varoluş bir ‘basınç’ bir ‘kınmama’ ve tahammül edilmez bir aşağılanma olarak hissedilir. Büyük insanların hayatlarında her zaman kritik istikrarsızlık dönemleri vardır; meziyetlerine ancak saygı gösterebilecekleri kişilere haset ile aşk arasında gidip geldikleri dönemler... Bu tutumlardan biri ancak zaman içinde baskın olacaktır. Goethe’nin ‘Başkasının büyük meziyetleri karşısında, sevgiden başka çare yoktur’ derken kast ettiği budur.”

Garaz / hınç / ressentiment esasında yazdığımız yazılarda, konuyu en iyi şekilde ele alan bir mütefekkir olarak Scheler’e de kısa aralıkta uğradığımıza göre,şimdi zikrede geldiğimiz bağlamlardanhareketle, kendi sözümüzü bir yere bağlamamızın vakti gelmiş demektir.

İktidardaki muhafazakar-demokrat harekete muhalif olarak, bizzat onun içinden üretilmek istenilen (hatta birisi kesinleşen) yeni partilere karşı, Yeni Şafak yazarlarının çok sessiz kaldıklarına dair sosyal medyada yapılan eleştirilerin haksızlığını öncelikle buradan göstermek istedik.

Zira söz konusu eleştiriler, meseleyi garaz, hınç, haset, kin... gibi, birinin diğerini tetiklediği, mana bakımından kimi ortaklıkları olan nispetlerin (fenomenlerin) içinden anlamaya ve açıklamaya yönelik değildir. Bilakis siyaset sahnesindeki bir kavgayı magazin düzeyinde seyretmeye imkan tanımayan bir tutuma karşı gösterilen tepkilerden ibarettir.

Dolayısıyla, zikrettiğimiz muktedir yapıyı çatlatacak, kırarak parçalayacak mümkün ve muhtemel üretimlerin “nasıl” olduğundan çok “neden” vuku bulduğunu anlamak, garazlı kimi beyinsizlerin kötülük hallerini doğru okumakla mümkündür.

Yorumlar