Habervakti Gündem Oluşturmaya Devam ediyor!

Habervakti.com olarak geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiğimiz "İsrail'in Türkiye'li ziyaretçilere yönelik yeni uygulamaları" haberimizin yankıları devam ediyor! İşte o detaylar...

Habervakti Gündem Oluşturmaya Devam ediyor!
"İSRAİL'DEN SKANDAL KARAR" başlığıyla yayınladığımız haberde, Siyonist rejimin, Filistin'e turistik seyahat gerçekleştiren Acentalara yönelik "zorlaştıcı" yeni kararlar aldığını duyurmuştuk.

İLGİLİ HABERİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

YeniŞafak gazetesi yazarı ve bir Kudüs gönüllüsü olan yazar Ömer Lekesiz, konu hakkında ki gelişmeleri yakından takip etmiş ve önemine binaen yazı kaleme almıştı.
Yeni Şafak'taki köşesinde bıgünde konu hakkında ki son gelişmeleri yazan Lekesiz, durumun vahametini ortaya koydu.
İşte o yazı

Son yazımda, İsrail’in, tek yanlı olarak aldığı yeni kararlarla, Türkiye’den Kudüs’e yapılacak ziyaretleri durma noktasına getirdiğini söylemiş ve bu eyleminin Amerika’nın casus papaz yaptırımlarına dâhil olduğunu ifade etmiştim.
Kudüs’ten aldığım ve Türkiye’deki ilgili firmaların üçünden teyit ettiğim yeni bilgiye göre, İsrail’in İstanbul Konsolosluğu’nda duvar ilanı şeklinde yer alan Kudüs’e yeni seyahat şartları, değişiklik yapılmaksızın, İsrail İçişleri Bakanlığı tarafından, İsrail’deki ilgili acentelere tebliğ edilmiş.
Kudüs ziyaretlerinde, yerli (Türk) acenteler, Kudüs’teki (çoğunluğun sahibi Filistinli olan) acentelerle işbirliği yapıyorlar.

Bu, öncelikle (yerinden ve hızlı çözüm olması bakımından) vize için gerekli bir işbirliğidir.

Türkiye’deki acente, ziyarete katılacak kişilerin pasaport bilgilerini, dede adını, akrabalık durumunu da ihtiva edecek şekilde bir forma işleyerek, Kudüs’teki acenteye gönderiyor. O acente, formları bir dosya halinde İsrail İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfüs ve Göçmen işleri Müdürlüğü’ne vererek, ziyaretçi grubun tamamı için vize talebinde bulunuyor ve bu birim gelecek kişilerin güvenlik soruşturmalarını yaptıktan sonra, vize vermeye uygun gördüğü kişilerin ismini bir çarşaf lisete olarak acenteye bildiriyor; o da Türkiye’deki acenteye bu listeyi ilettikten sonra, ziyaret yapılabilir hale geliyor.

Vize ile ilgili bu sürece rağmen, ziyaretçilere Ben Gurion Havaalanı’ndaki giriş işlemlerinde yaşatılan zorluklar ise dillere destandır. İsrail, vize verdiği kişilerden birkaçını saatlerce sorgulu ya da sorgusuz bekletebildiği gibi, vize verdiği halde şu ya da bu nedenle durumunu beğenmediği kişileri oradan deport da edebiliyor. Benim son Kudüs ziyaretimde grubumuzun tamamının 5 saat süreyle pasaport işlemleri sırasında (hiçbir makul ve mantıklı bir gerekçe söz konusu olmaksızın) bekletilmesi, bizden birkaç hafta sonra (Trump’ın casus papazla ilgili ilk tehditlerinin başlamasıyla eş zamanlı olarak) giden doksan kişilik grubun tamamının aynı yerden Türkiye’ye döndürülmesi ise zikredilen zorulukların geldiği son noktadır. Yeni kararlar da bunların üzerine tüy dikmek şeklinde yorumlanabilir.

Acentelerin karşılıklı ilişkileri konusuna devam edecek olursak:

Kudüs’teki acente, vize işlemlerini gerçekleştirdikten sonra, buradaki acentenin talebi üzerine otel revezarvasyonlarını da yapabilir. Ancak bundan daha önemli hizmeti, lojistik desteğidir. Ziyatçilerin havaalanından alınmasına, gerekli yerlerin gezdirilmesine ve tekrar dönüş için havaalanına bırakılmasına kadarki hizmetlerin tümü Kudüs’teki acente tarafından yapılır.

Hal böyle olunca, Kudüs’teki acentelerin muhatap oldukları düzenleme, aynıyla Türkiye’deki acenteleri de bağlamaktadır. Zaten, İsrail İçişleri Bakanlığı’nın Kudüs’teki acentelere yaptığı tebliğde de yer alan “2. Her grup için bankada 15.000 USD kefalet, Türk acenta tarafından kudusyatırılması gerekmektedir; 3.Kefalet, vize başvurusundan itibaren 48 saat içinde yataırılması gerekmektedir; 4-Kefalet zinciri, İsrail İçişleri Bakanlığı (…..) acentesini sorumlu tutar, Türkiye’deki acente ise müşteriye kefalet etmelidir” şeklindeki maddeler, değil zincirle, forsa prangasıyla oradaki ve buradaki acenteleri birbirine bağlamaktadır.

Burak Duvarı’nda bir defa gerçekleşen ve ne öncesinde ne de sonrasında, eski ya da yeni hiçbir örneği bulunmayan bayrak çekme olayının bile İsrail tarafından dile dolanmasından başlayarak, Türkiye’den ve Türklerin Kudüs’ü ziyaretinden duyulan rahatsızlığın boyutlarını tahmin etmek hiç de güç olmasa gerektir.

Birleşmiş Milletler tarafından defaatle Kudüs’ün işgalcisi olarak nitelenen İsrail’in, hem bu nedenle hem de yine Birleşmiş Milletler’in Kudüs’ü corpus separatum olarak ilan etmesi nedeniyle, hangi dinden olurlarsa olsunlar, tutarlı ve haklı bir güvenlik gerekçesi de olmadığı takdirde, hiçbir dindarı Kudüs ziyaretinden alıkoyma hakkı yoktur.

Dolayısıyla, Türkiye’den giden ziyaretçilerin, ziyaretten başka bir amaçlarının olması da muhal bulunduğuna göre, Kudüs’ü ziyaretten alıkonmaları açık ve seçik bir hukuksuzluktur.

Peki, buna rağmen, İsrail’i Kudüs ziyaretini durdurma noktasına getiren nedir?

Bunun cevabı, Amerika ile aramızdaki casus papaz krizinin doğru okunmasındadır.

Öncelikle, söz konusu kriz, casus papaz meselesinin çok çok fevkindedir. Kudüs’ün zorla, cebren ve hileyle İsrail’in başkenti yapılması dâhil, Filistin ve Gazze ile ilgili, Yahudilerin lehine, Filistinlilerin aleyhine işletilmek istenen yeni planlar söz konusudur.

Amerika merkezli bu planları kabul etmeleri yönünde, Suudi Arabistan dize getirilmiş; zaten yüzü yerlerde sürünen Ürdün teyiden yedeğe çekilmiş; iç savaş nedeniyle Suriye kendi derdine düşürülmüş, yeni yaptırımlarla boğazı sıkılan İran’ın bu vesileyle sesi de kısılmış; Mısır ise İhvan yönetiminin maruz bırakıldığı darbe sonrasında Yahudi bürosu haline getirilmiştir.

Bu safhada ikna edilemeyen, boyun büktürülemeyen tek ülke Türkiye’dir ki, İsrail’in dünyaya açılan tek kapısı olması bakımından da Türkiye, adlarını zikrettiğimiz ulus devletlerin tümüne bedel bir öneme sahiptir.

Bunlardan baktığımızda, casus papaz krizinin gerisinde, asıl Türkiye’nin İsrail’le bozulan ilişkilerini yeniden iyileştirmesini sağlamanın aciliyet kesp ettiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’nin bu konuda sergilediği tutarlılığın, kararlılığın kırılmasında onun yumuşak karnı olması bakımından Kudüs’ün seçilmiş olması ve buna bağlı olarak Amerikan yaptırımlarının ilk sesinin İsrail’den gelmesi Türkiye üzerinde oynanmak istenen meşum planın ilk parçası değilse nedir?

İsrail tarafından başlatılan Kudüs’ü ziyaret probleminin, Türkiye ile yapılacak görüşmelerde nasıl bir yön kazanacağını tahmin etmek şu şartlarda oldukça zordur.

Velev ki, bugünlere mahsus bu problem Türkiye ile İsrail arasında (kimi bedeller ödenerek) giderilse bile, uzun vadede Kudüs kendi başına problem edilme konumunu sürdürecektir.

Çünkü problem Kudüs değildir; Amerika ve onun eyaleti/ kolonisi olarak İsrail’in Filistin’deki varlığıdır.
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2018, 12:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER