Nasıl Vahşi Birer Canavar Hâline Geldiler?

Çocuk istismarı haberleri her geçen gün artıyor. Peki anne babalar ne yapmalı? Toplumun bu duruma tepkisi yeterli mi? Kur’an’da konuyla ilgili nasıl ifadeler var? İşte Ayşegül Akdeniz’in yazısı..

Nasıl Vahşi Birer Canavar Hâline Geldiler?
Yazar ve Aile Danışmanı Ayşegül Akdeniz’in yazısı:

Son günlerde yaşanan çocuk istismarı ve ardından gelen cinayet haberleri tüm Türkiye’yi yasa boğdu, hepimizin yüreğini kanattı. Bu insanlık dışı hadiseler sonucu bizim psikolojimiz bu kadar etkilendiyse, hunharca öldürülen yavruların aileleri ne hâle gelmiştir kim bilir?

Eylül ve Leyla bu dünyanın kirinden, pisliğinden kurtulup cennet çocukları oldular.
Cenab-ı Allah'tan kederli ailelerine başsağlığı ve sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Bu elim hadiselerden sonra medyada yazılıp çizilenleri dikkatle takip ettiğimde meseleye çoğu zaman eksik yaklaşıldığını fark ettim. Kanaatimce bu insanlık dışı hadiseleri, hem sosyolojik, hem psikolojik, hem hukukî, hem de dinî ve manevî boyutuyla ele almak gerekir ki hem sorunların kaynakları, hem de çözüm yollarıyla ilgili sağlıklı netice elde edilebilsin diye düşünüyorum.

Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin 2016 çocuk istismarına yönelik raporuna göre, son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 artış göstermiş. Oysa Osmanlı devrinde 623 yılda sadece 2 tecavüz vakası yaşanmış. Peki bu toplum nasıl bu hâle geldi? Ne ara bu kadar ahlaksız ve sapık türedi içimizde? Bunlar sapık ve cani olarak doğmadıklarına göre nasıl bu hâle geldiler? Nasıl insanlıktan çıkmış, sırtlandan da beter azgın birer canavar olabildiler?

Kanaatimce işin psikolojik ve sosyolojik boyutunun tam olarak irdelenmesi, bu kişilerle ilgili araştırmalar yapılması ve çıkan sonuçlara göre toplumun bilgilendirilmesi  gerekiyor.
Bu adî suçları işleyenlerin çocuklukları nasıl geçti? Ne gibi olumsuz hadiseler yaşadılar? Anne babaları bunları nasıl yetiştirdi? Nasıl örnek oldular? Bu kişiler nelerden etkilendiler? Kişilikleri oluşurken hangi çevresel faktörlerin tesiri altına girdiler? Nasıl arkadaşlar ve alışkanlıklar  edindiler? Bunlara hiç dinî eğitim verildi mi? Ahlak ve edep öğretildi mi? Örnek alabilecekleri mümtaz şahsiyetler var mıydı?

Meselâ hiç unutmadığımız ve asla unutamayacağımız namus şehidi kardeşimiz  Özgecan'ın katilinin babası eşine şiddet uygulayan, oğlunun işlediği cinayetten sonra ona yardım ve yataklık eden biriydi. Sonunda zaten cezaevinde de oğluyla beraber öldürüldü. Şimdi Eylül'ün katil zanlısının annesi de oğluna yardım ettiği için tutuklandı ve cezaevinde ne yazık ki...

* * *

Sosyal medyanın gündeminde de günlerdir bu konular var. İnsanlar hep bir ağızdan hayretlerini dile getiriyorlar: ‘Bunu yapanlar insan olamaz…’

Evet, bunları yapanlar insan olamaz… Peki ne oluyor da bu insan görümündeki kişiler canavara dönüşüyor ve vahşice cinayetler işleyebiliyorlar?!

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu sorunun cevabını şiirlerinde çok manidar şekilde açıklamış:

“Önce Hallak-ı cihandan (cihanı yaratandan) korkmalı…

Sonra O’ndan korkmayandan korkmalı..”

Bir başka şiirinin mısralarında yine şöyle der:

“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır.

İnsanda fazilet hissi Allah korkusundandır..”

Bu cinayetleri işleyenlerin nüfus cüzdanında Müslüman yazıyor. Fakat İslam’ı tarif ederken Allah dostları kısaca şöyle tarif ediyorlar: ‘Etta’zimu liemrillah, veşşefkatu ala halkillah.’ Yani, ‘İslâm; Allah’a ve Peygamberi’ne imanın yanı sıra Allah’ın kurallarına saygı, hürmet, mahlûkata da şefkat göstermektir.' şeklinde açıklıyorlar. O hâlde, kalbinde hakiki manada bir iman ve Allah korkusu (Allah’a karşı gelmekten sakınma, Allah’ın gazabını celbetmekten ve azabına duçar olmaktan korkup endişe duyma anlamında bir korku) taşıyan kişi karıncayı dahi incitebilir mi?.. Bırakın bir insanı, bir hayvana bile eziyet edebilir mi?..

Her anne baba ve her öğretmen, çocuklara başkalarına kötülük etmemek gerektiğini söyler. Herkes de istismar ve tecavüzün, adam öldürmenin kötü şeyler olduğunu, kanuna göre de suç sayıldığını bilir. Ama mesele bilmek değil demek ki… O hâlde çocuk eğitiminde en önemli husus, yaşken eğilecek olan çocuklara hakiki bir iman ve Allah korkusu, güzel ahlâk, edep ve fazilet duygularını aşılamak… Hem bilgi vererek, hem de yaşayarak, örnek olarak… Burada başta anne-babalar, öğretmenler ve medya mensupları olmak üzere tüm topluma görevler düşüyor. Herkes vazifesini hakkıyla yapıp yapmadığı konusunda kendisini hesaba çekmeli ve gerekirse ciddi bir çeki düzen vermelidir.

Kalbinde hakiki manada bir iman taşımayan kişi, içindeki düşmanı  (nefsini) besler, büyütür, her istediğini yaparak şımartır, devleştirir, canavarlaştırır ve nihayetinde  ilâhlaştırır. Surette kalan iman ise o canavarın karşısında cüce kalır, hiçbir gücü- kuvveti olmaz. İşte kulu kölesi olduğu o canavar hükmetmeye başlar kişiye. Nefis ve şeytan ittifakı karşısında ne akıl kalır artık, ne kalp, ne insanlık, ne de vicdan…

Allahu Teâla (Casiye suresi 25. ayette), nefsinin heva ve hevesini (arzu ve isteklerini)  ilâh edinenlerin -ki günümüzde bunun karşılığı hedonizmdir-
doğru yoldan saptıklarını ve kalplerinin de mühürlendiğini belirtiyor.

Yine Nisa suresi 179. ayette, imandan yüz çeviren ve cehennemlik olanlardan bahsederken şöyle buyuruyor:  ‘Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar. Gözleri vardır, onlarla görmezler. Kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapkın hâldedirler. Onlar (Hak’tan, hakikatten, imandan ) gafil olanlardır.’

Cenab-ı Hak, hepimizi böylelerinin şerrinden korusun!
Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2018, 21:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5