banner5

banner29

Osman Gazi'nin oğullarına verdiği tarihi nasihat

Osman Gazi’nin bir mecliste oğullarına verdiği nasihat olan aynı zamanda hükümdarların devlet yönetiminde uyması gereken prensipleri açıkladığı o tarihi konuşma...

Tarih 29.01.2020, 13:27 29.01.2020, 13:58
Osman Gazi'nin oğullarına verdiği tarihi nasihat

 “Tuttuğumuz yol, kuru bir kavga yolu değildir.”

Dünyanın en uzun ömürlü hanedanına ismini veren, sahip olunan topraklar itibariyle de en büyük devletlerden birinin kurucusu olan Osman Gazi, ata binmek ve kılıç kullanmakta, savaşlarda zaferler kazanmakta pek mahir olsa da bir hükümdar olarak insanların gönlünde taht kurmasına sebep olan asıl özellikleri, hak ve adalete saygılı ve merhametli oluşuydu. Osman Gazi, hiçbir zaman saltanat hırsıyla hareket etmemiş, kendisine yurt veren Selçuklu Sultanına karşı saygılı olmuş, onun hayatta bulunduğu zaman zarfında bağımsızlığını ilan etmemiştir. Kendisine daha sonraki Osmanlı hükümdarları için kullanılan padişah, sultan gibi unvanlarla hitap edilmediği; diğer Türkmen beyleri için de kullanılan ‘bey’ kelimesiyle hitap edildiği bilinmektedir. 1299’da bağımsızlığını ilan ettikten sonra ise Osman Gazi’ye ‘han’ diye hitap edilmiştir. Osman Gazi 1314’te Bursa kuşatmasını başlatmış, on seneden fazla süren kuşatmanın sonlarına doğru 1324’te hastalanmış ve Bursa’nın fethini, oğlu Orhan Gazi’ye bırakmıştır. (1326)

Bursa’nın fethedildiği sıralarda vefat eden Osman Gazi’nin kabri Bursa’da Gümüşlü Kümbet’tedir. Basiretli padişah, vefat edeceği zaman oğlu Orhan Gazi’ye gönderdiği vasiyetnamede Osmanlı devletini ileride koskoca bir imparatorluk yapacak olan ilkeleri
şöyle sıralamıştır: “Allah’ın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini ulemadan sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işe başlamayasın. Sana itaat edenleri hoş tutasın. Askerine ihsanı eksik etmeyesin, ki insan, ihsanın kuludur. Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir. Ve Allah için cihadı terk etme! Ulemaya riayet et ki, din ve devlet işleri nizam bulsun. Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet et. Askerinle ve malınla gururlanıp ulemadan uzaklaşma. Bizim mesleğimiz, Allah yoludur ve maksadımız, Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Allah’ın hakkını ve kulların hukukunu gözet! Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile, zulmü kaldırmaya devam ile,
her bir işe teşebbüste Allah’ın yardımına güven. Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru! Haksız yere hiçbir ferde layık olmadığı muamelede bulunma! Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. ”
Osman Gazi’nin aşağıdaki satırlarda aktardığımız konuşması ise, bir mecliste oğullarına verdiği nasihatidir. Konuşma, yapıldığı sırada, bir yazıcı tarafından kaleme alınmıştır. Hükümdarların devlet yönetiminde uyması gereken prensipleri açıkladığı bu konuşma, Osman Gazi’nin milletine olan sevgi ve saygısını, halkının huzurunu düşündüğünü ve adaletini göstermektedir.

Oğullarım!

Biliniz ki beylik, Türkmenlik ve yörüklük edenlerde kalır. Her kim, kendi düzenini bilir, on başı olmaya yarar. Ve her kim ki on kişiye baş olabilir, elli kişiye baş olabilir. Ve her kim ki elli kişiye baş olabilir, yüz beyi olmaya yarar. Ve her kim ki yüz kişiye baş olabilir, bin beyi olmaya yarar. Ve her kim ki bin kişiye baş olabilir, tümen beyi olmaya yarar. Ve her kim ki bir tümene baş olabilir, boy başı olmaya ve bir boya han olmaya yarar ve il ve iklim padişahlığına yarar. Her on başı, ki yasak uygulayamaz, onu suçlu edip onun başı olduğu on kişiden birini on başı etmek gerek ve yüz başı ve bin beyi ve tümen beyi dahi böyle!

Her söz ki, üç bilge onda ittifak etse, o sözü her yerde demek olur. Kendi sözünü ve başka kişi sözünü, o bilgeler sözüne kıyas et! Eğer uygun düşerse, onu söylemek olur; yoksa hiç söylememek gerektir. Her at, ki semizlikte iyi seğirtse, koşsa ve orta etli ve zayıf oldukta da iyi seğirtse, koşsa o ata iyi at demek olur. Ama şu at ki bu üç halden birinde iyi seğirtmez, koşmazsa; ona iyi at demek olmaya! Ulu beyler, ki baş olalar ve tam ve eksiksiz olarak çericileri (askerleri) ile ne zaman av için binseler, kendi adlarını muayyen kılalar ve daim Hak Teâlâ’ya hayır dua kılıp gönüllerini ona bağlayıp, kadim Tanrı kuvveti ile dört yan tutulana dek karşılığının fethini ve iyiliğini dileyeler. Ve çeriye girince, yeni doğmuş buzağı gibi sessiz olun ve savaş edince, şu aç doğan gibi, ki avı üzerine uçar, tam öyle girin. Kişi güneş denli her yerde kendi özünü halka göstere!


Hatun kişi gerektir ki eri ava ve çeriye ne zaman gitse, o evini tertipli ve bezenmiş tuta! Şöyle ki eğer elçi veya konuk eve konsa, her nesneyi tertip ile düzenli göre ve iyi aş pişirip konuğun eksiğini, gereğini gözetmiş ola! Elbette erinin iyi adını çıkarmış ola ve kendinin dahi iyi adı mahfillerde ve meclislerde söylene! İyi er, iyi hatundan malum ola! Ve kesinlikle hatun kişi, yaramaz ve kâhya kılıklı olmaya! Yok, olursa erin yolsuzluğu ve tedbirsizliği ondan malûm olur. Şöyle ki tüccarlar, altın simli kumaşlarla gelirler, kâr ümidi ile gönülleri kuvvetli ve ümit ile olurlar. Çeri beyleri de gerektir ki oğullarına ok atmayı ve at koşturmayı ve güreş tutmayı iyi öğreteler ve onları bu işler ile sınayalar ve şöyle bahadır ve alp edeler ki, tüccarların kâra gönülleri inandığı gibi, onların da gönülleri oğullarının hünerlerine inana, yürekli alp olalar…

Tümen beyleri, bin, yüz beyleri gerektir ki kendi çerisini ve hizmetkâr ve yoldaşını düzene sokup hazır duralar ki her ne vakit hüküm ola, gece ve gündüz demeyip at bineler! Padişahlar gerektir ki gece Hak Teâlâ kapısında dilenci olalar; iyilik ve keramet dileyeler ve gündüz halka padişah olalar! Sonra gelenler, önce gelen padişahların hayrını bozmayalar! Ta ki onların da hayrı cihanda baki ola. Padişahların dostu ve arkadaşları ile oturup duran kişilerin, şunun gibi kişiler olması gerektir ki; uslu ve akıllı ve yakışıklı ve ulu asıldan ve iyi adlı ve temiz ve namuslu ve hoş tabiatlı ve tatlı sözlü ve dünya görmüş ve ülkeler görmüş ve iyi ve kötüyü sınamış kişiler ola! Padişahın kethüdası ve vezirinin öyle bir kişi olması gerek ki padişahın malından ziyade dinine şefkat ede ve halkına haksızlık ve zulmü reva görmeye! Kulluk etmiş kocaları, yaşlıları ve muhtaçları gözete! Padişahlar, öksüzlerin ve yetimlerin atasıdırlar. İl, ulus ve memleket tutmak, ulu iştir. Padişahın her daim akıllı ve her işten haberdar olması gerek ve her vakitte Hak Teâlâ’ya dua ve yakarış etmesi de gerek ki onun elinden ve dilinden ve kalem ve kademinden ile, ulusa ve mülk ve memlekete ve dine ve dünyaya yararlı nesneler ortaya çıksın. Padişahın ulu işleri ve defter ve divanî işleri, hünerli ve işte deneyimli kişilere ısmarlaması gerek! İşi denememiş kişilere ısmarlamaya ki sonra pişman olur! Hain ve suçlu kişiyi, kesin olarak yasağa yetirmek gerek ki daha hainlik ve hırsızlık ve eşkıyalık etmesin! Ve güç ve zulüm görmüş kişilere adalet vermek gerek ki zor kullanıcılar ve zulüm ediciler daha beter olmasın! Söylemişlerdir ki, padişah hırsızı, eşkıyayı defetmezse, kendi eli ile il ve kervan vurur. Zira padişahların halktan topladığı ve faydasını gördüğü, kötüleri üzerinden defettiği zaman helal olur. Mürüvvet ve kişilik odur ki, ne zaman bir kimse bir kimseden hayır ve iyilik gördüğünde, onun minnetini kendi üzerine sabit bilmek gerek ve ona iyilik ve ihsan etmek gerek ve onun hakkını yerine getirmek gerek ve gerçekte padişahların saygınlığı hizmetkâr ve il ve memleket iledir. Eğer hizmetkâr ve il ve halk olmayacak olursa, padişahlık mümkün değildir. Öyle ise, eğer hizmetkârın ve il ve halkın kadrini bilmezse ve onları hoş tutup riayet etmezse, mürüvvetsizlik olur. Ölmüş kişilerin malını, mülkünü öksüzlerine vereler! Padişahların himmetli ve devletli ellerinin bunun gibi mala bulaşması layık değildir ve kutlu olmaz. Dünyada iyi addan başka nesne baki kalmaz. Düzen ve uyum sağlamış düşmanları dağıtmak olmaz. Oysa o vakitte onlardan birkaçını dost edeler, getireler. Zayıf ve güçsüz kişileri çok incitmeyeler ve zahmet vermeyeler. Ziyafet ve yemek geç yiyeler ki iştah baskın ola! Ve şu vakitte laf-söz edeler ki bir zaruret ola! Ve uyku o vakitte uyuyalar ki uyku gayet galip ola. Han ve beyler şölen yemeği yediklerinde hizmetkârlarına da vereler, böylece kimse mahrum kalmaya!”

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?