banner5

banner29

Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kapı aralayan Gorbaçov’un istifa konuşması...

Komünist Parti Genel Sekreteri olarak istifa ederek, bir bakıma Genel Sekreterlik makamını lağveden ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kapı aralayan Gorbaçov’un istifa konuşması...

Tarih 29.01.2020, 17:46 31.01.2020, 17:08
Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kapı aralayan Gorbaçov’un istifa konuşması...

“Artık yeni bir dünyada yaşıyoruz.”

26 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail S. Gorbaçov, Komünist Rusya’nın 11. ve son devlet başkanı olarak görevinden istifa etti. Aynı gün, Kremlin Sarayı üzerinde dalgalanan orak-çekiçli bayrak, yerini geleneksel beyaz, mavi ve kırmızı Rus bayrağına bıraktı. 31 Aralık’ta ise Sovyetler Birliği lağvedildi. Gorbaçov, 1985’te Politbüro’nun en genç üyesi olmasına rağmen, Konstantin Chernenko’nun ardından Komünist Parti Genel Sekreterliği’ne getirilmişti. Ekonomik ve politik sorunlarla hantallaşmış bir Sovyetler Birliği devralan Gorbaçov, Sovyet sosyalizmine ve topluma yeniden canlılık kazandırma hamlesine girişerek, açıklık (glasnost) ve yeniden yapılanma (perestroika) olarak bilinen politikaları uygulamaya koydu. Dış politikada Amerika ile ilişkileri hızlı bir şekilde geliştirdi ve Afganistan’daki 10 yıllık Rus işgalini sona erdirdi. 1989’da Doğu Avrupa’da başlayan seri demokratikleşme girişimlerine müdahale etmemeyi tercih eden Gorbaçov, Afganistan’dan Rus askerlerini de çekmesiyle birlikte 1990 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ancak 1991 Ağustos’unda Sovyet hükümetindeki komünist tutucular, darbe yaparak Gorbaçov’u Sochi’deki yazlığında göz altına aldılar. Fakat Rusya Başkanı Boris Yeltsin’in önderlik ettiği halk hareketinin tutması sayesinde Gorbaçov güvenli bir şekilde Moskova’ya dönebildi. Başarısız darbe girişiminin ardından Gorbaçov, Komünist Parti Genel Sekreteri olarak istifa etti. Hükümetin kontrolü demokrat bir zihniyete sahip ve halkın çoğunluğu tarafından seçilmiş Yeltsin’e geçti. Yeltsin, Gorbaçov’un bu istifasının ardından tek yetkili Rus lider olarak ülke yönetimini devraldı. İcraatlarıyla ülkesi Sovyetler Birliği’ni, dolayısıyla da dünyadaki iki kutuplu politik gidişatı değiştiren Gorbaçov, 26 Aralık 1991’de Sovyet devlet televizyonundan da canlı yayınlanan tarihî konuşmasında, bir Komünist Parti Genel Sekreteri’nin ağzından çıkacağına asla inanılmayan şu cümleleri sarf ediyor ve bir bakıma Sovyetler Birliği’nin ölüm fermanını imzalıyordu:

“Sevgili Vatandaşlarım! Yoldaşlar!

Mevcut durumu ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulmasını göz önünde bulundurarak, Sovyetler Birliği Devlet Başkanlığı görevimi bırakıyorum. Birtakım prensiplerden dolayı bu kararı aldım. Cumhuriyetlerin özerkliği ve ulusların bağımsızlığı lehindeki düşüncelerimi her zaman kararlı bir şekilde dile getirdim. Ama aynı zamanda birleşik bir devletin korunmasını ve ülkenin bütünlüğünü de destekledim. Fakat olaylar farklı bir şekilde gelişti. Ülkenin parçalara ayrılması ve devletin bütünlüğünün bozulması şeklinde ortaya çıkan, kabul edemediğim bu eğilim başarılı oldu. Bu konudaki tavrım, Alma Ata Konferansı ve orada alınan kararlardan sonra da değişmiş değil. Daha da ötesi, böylesine önemli kararların halkın iradesi ile alınması gerektiğini düşünüyorum. Yine de, Alma Ata Anlaşmalarının, kararlı bir reform sürecine imkân tanıyarak, toplumumuza gerçek bir birlik sunması ve krizden çıkma yolunu göstermesi için elimden geleni yapacağım. SSCB Devlet Başkanı olarak size son kez seslenirken, 1985’ten bu yana yol aldığımız istikamete yönelik pozisyonumu vurgulamam gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de bu konudaki tartışmalı, yüzeysel ve önyargılı hükümleri göz önüne aldığımda. Bu yaşananlar zaten kaderimizde vardı. Devletin başına geçtiğimde, bu ülkede yanlış giden bir şeyler olduğu gayet net olarak görünüyordu. Her şeyimiz fazlası ile var; toprak, petrol, gaz ve diğer doğal kaynaklar.

Tanrı aynı zamanda bize zeka ve yetenek konusunda da cömert davranmış. Buna rağmen, diğer sanayileşmiş ülkelerdeki insanlardan çok daha kötü bir şekilde yaşıyoruz. Ve aradaki mesafe sürekli artıyor. Bunun sebebi daha o zaman bile ortadaydı. Toplumumuz, bürokratik komuta sisteminin kontrolünde boğulmuştu. İdeolojiye hizmet etmeye ve silahlanma yarışının ağır yükünü omuzlamaya mahkum olduğu için, son noktasına kadar zorlanmıştı. Sayısı bir hayli fazla göstermelik reformları hayata geçirme çabaları bir biri ardına başarısız oldu. Ülke ümidini kaybediyordu. Böyle yaşamaya devam edemezdik.

Her şeyi radikal bir şekilde değiştirmek zorunda kaldık.

Bundan dolayı, birkaç yıl daha ‘hüküm sürmek’ için Genel Sekreter olarak yetkimi kullanmadığım için hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Bu, sorumsuzluk ve ahlaksızlık olurdu. Bizimki kadar geniş ölçekli bir toplumda reformları hayata geçirmenin çok zor bir iş ve riskli bir girişim olduğunu anladım. Ama şimdi bile, 1985 baharında başlatılan demokratik reformların, tarihî açıdan bakıldığında haklı görüldüklerine eminim. Bu ülkeyi yenileme ve uluslararası toplumda köklü değişiklikler yaratma sürecinin başlangıçta hesaplanandan daha karışık olduğu doğrulanmış oldu. Yine de gelin, şu ana kadar başarılanlara bir bakalım. Toplum, özgürlüğünü kazandı; politik olarak ve ruhen özgürleştirildi. Kısmen, özgürlüğümüzü nasıl kullanacağımızı henüz öğrenemediğimiz için, bu en önemli başarıyla şu ana kadar yeteri kadar ilgilenemedik.

Yine de tarihî bir görev tamamlanmış oldu.

Çok uzun bir süre önce bu ülkenin zengin ve bereketli bir yurt olmasını engelleyen totaliter sistem ilga edildi. Demokratik reformlara giden yolda bir devrim yaratıldı. Özgür seçimler, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, temsilci organlar ve çok partili sistem gerçekliğe dönüştü. Çoğulcu bir ekonomiyi gerçekleştirme yolunda adımlar attık. Mülkiyet hakkının tüm çeşitleri hayata geçiriliyor. Toprak reformu sürecinde, çiftçilik canlanmaya, özel çiftlikler ortaya çıkmaya başladı. Milyonlarca hektar toprak, kırsal nüfusa ve kentteki nüfusa tahsis edildi. Üreticilerin ekonomik özgürlüğünü hedefleyen kanunlar çıkarıldı. Serbest teşebbüs, hisse ortaklığı ve özelleştirme kanunları da yolda. Ekonomimizin istikametini bir serbest pazar ekonomisine çevirirken, bunun bireyin çıkarı için yapıldığını unutmamalıyız. Bu zor zamanlarda, bireyin, özellikle de yaşlıların ve çocukların sosyal güvenceye alınması için her şey yapılmalıdır.

Artık yeni bir dünyada yaşıyoruz.

Ve, ekonomimizi yerle bir eden, düşünce tarzımızı iğdiş eden ve moralimizi ayaklar altına alan Soğuk Savaş’a, silahlanma yarışına ve ülkemizin çılgınca militarize edilmesine bir nokta konuldu. Bir kez daha vurgulamak isterim ki, bu geçiş döneminde, nükleer silahların güvenli bir şekilde kontrol altına alınması için elimden geleni yaptım. Kendimizi dünyanın geri kalanına açtık, başkalarının iç işlerine karışmaktan ve sınırlarımızın ötesinde birlik bulundurmaktan vazgeçtiğimizi ilan ettik. Buna karşılık güven, dayanışma ve saygınlık kazandık. Modern dünyanın barışçıl ve demokratik prensipler temelinde yeniden organize edilmesi için önde gelen dayanak noktalarından biri olduk. Bu ülkenin ulusları ve insanları, tercihlerini self-determinasyon yönünde yapma açısından eşsiz bir özgürlüğe kavuştular. Çok uluslu devletimizin demokratik bir reforma tabi tutulması yönündeki arayış, bizi yeni bir Birlik Anlaşması imzalama noktasına kadar getirdi.

Tüm bu değişiklikler en üst derecede gayret gösterilmesini gerektirdi ve ideolojik kalıplarımıza, ataerkilliğe ve asalaklığa alışkın psikolojimize, eski parti ve devlet organları ile ekonomik yönetim aygıtlarının yanı sıra eski, modası geçmiş ve tepkisel güçlerin artan direnişine karşı verilen kesintisiz mücadele koşullarında gerçekleştirildi. Değişim süreci, hoşgörüsüzlüğümüze, düşük seviyeli bir politik kültüre ve değişim korkusuna karşı mücadele etti. Bundan dolayı bu kadar fazla zaman kaybettik. Yenisi işlemeye başlamadan önce eskisi tepe taklak oldu. Ve toplum, daha derin bir krizin içine düştü.

Bugünkü vahim durumdan duyulan hoşnutsuzluğun farkındayım, her kademeden yöneticilere ve benim şahsî rolüme yönelik ağır eleştirilerin farkındayım. Ama bir kez daha vurgulamak isterim ki, geçmişini de göz önünde bulundurursak, böylesi büyük bir ülkede zorluk yaşanmadan ve acı çekilmeden köklü değişiklikler gerçekleştirilemez. Ağustos darbesi, tüm bu eleştirileri bir kırılma noktasına getirdi. Bu krizin en kaotik boyutu, devlet olma kavramının çökmesi oldu.

Ve bugün, endişeli bir şekilde, vatandaşlarımızın görkemli bir ülkenin vatandaşlığını kaybetmesini izliyorum. Bunun sonuçları hepimiz için vahim olabilir. Son beş yıldaki demokratik kazanımların devam ettirilmesinin hayatî öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Bütün bunları, tüm tarihimiz boyunca çektiğimiz sıkıntılar ve trajik deneyimlerimiz sonucunda kazandık. Hiçbir bahane ile ve hiçbir koşulda onlardan vazgeçmemeliyiz. Aksi takdirde daha iyi bir geleceğe yönelik tüm umutlarımız gömülmüş olacak. Gayet samimi ve dürüst bir şekilde konuşuyorum. Bu, ahlakî görevim. Bugün ülkemizi yenileme politikasına destek veren ve demokratik reformlara katılım gösteren tüm vatandaşlara minnettarlığımı dile getirmek istiyorum.

Devlet adamlarına, politikacılara ve kamuoyu liderlerine ve diğer ülkelerdeki milyonlarca sıradan vatandaşa, amaçlarımızı anlayan ve bize destek veren, bizi yarı yolda karşılayan ve eşsiz desteğini sunan herkese minnettarım. Görevimden endişe içinde ama aynı zamanda size, bilgeliğinize ve ruhanî gücünüze olan inancımla ve duyduğum ümitle ayrılıyorum. Bizler, görkemli bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bunun tekrar dirilmesi ve modern ve asil bir yaşama dönüşümü hepimize ve her birimize bağlı. Tüm bu geçen yıllar içinde haklı davamızı savunarak bana destek verenlere en kalbî teşekkürlerimi sunmak isterim. Muhakkak ki bazı hatalardan kaçınabilir ve birçok açıdan daha iyi şeyler yapabilirdik.

Ama eminim ki, er ya da geç, ortak gayretlerimiz meyvesini verecek ve halklarımız, demokratik bir refah toplumunda yaşayacaktır. Herkese her şeyin en iyisini dilerim.”

26 Aralık 1991

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?