Üniversitede "özgürlük şoku"na dikkat

Üniversiteyi yeni kazanan öğrenciler, hayatlarını ‘özgürlüğe ilk adım' olarak tanımlayabiliyor. Okuyacağı bölümden ziyade ‘özgürleşince' ne yapacağını düşünüyor. Bu anlayış disipline edilmezse ciddi sıkıntılara neden olabiliyor.

Üniversitelerde yeni eğitim döneminin başlamasına az bir zaman kaldı. Yükseköğretime ilk adımı atacak yüz binlerce genç için bunun bir anlamı daha var: Ailelerinin yanından ilk kez ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmak. Biz böyle tanımlasak da onlar üniversite hayatına ‘özgürlüğe ilk adım' demeyi daha çok seviyor. Hayaller, okuyacağı bölümden ziyade ‘özgürleşince' yapacakları üzerine kuruluyor. Ancak bir sorun var; özgürlük planlarının içinde kaybolan üniversite gençliği mezuniyet gelip çattığında hâlâ ne yapmak istediğini bilmiyor. Son sınıfta üniversitenin kariyer planlama merkezine koşan öğrenciler, burada da sihirli bir değnek olmadığını anlayınca ‘diplomalı işsiz' bunalımına henüz mezun olmadan giriyor.

Psikolog Hüseyin Kaçın, gençlerin bu halini ‘özgürlük şoku' olarak tanımlıyor. Yani üniversite çağına kadar birey olmayı başaramamış ve kimlik arayışını sürdüren gençlerin bir anda kendi başına kalması. Özellikle şehir dışında tercih yapanlar için özgürlüğün başladığını anlatan Kaçın, gençlerle ilgili gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Özgürlük başlıyor ama okuyacağı şehre gittiğinde ne yapacağını bilmiyor. Bir süre sonra hiçbir şey yapmak istemiyor. Yatınca kalkmak, kalkınca yorgun hissetmek gibi bir şey. Çünkü hedeflerinden sapmışsın, sahiplendiğin bir kimliğin ve buna yönelik planların yok.” Üniversitede neredeyse bütün öğrencilerin bu boşluğu yaşadığına değinen Hüseyin Kaçın'a göre bunun önüne geçmenin yolu çocuklukta kimlik arayışının sağlıklı ilerlemesi. Başka bir deyişle iki yaşından itibaren birey olma çabası veren çocuğa ailenin bu ortamı sağlaması. Aksi takdirde gençlerin kafasındaki özgürlük temasının altında onları başarıya ulaştıramayacak, yanlışa sürükleyecek hevesler varlığını sürdürecek.

Üniversite özgür bir ortam sağlarken, bu dönemin gençlik çağı açısından kimlik arayışına denk geldiğini anlatıyor Kaçın: “İşte bu süreç özgürlük şokunu getiriyor. Disipline edilmediği takdirde ise öğrenciler yeteneklerinin gelişimine yönelik sağlıklı hedefler koymakta zorlanıyor.” Ailenin denetiminden uzak olduğu için istediği her şeyi yapabileceğini düşünen gençler özgürlük şokunun etkisiyle aşırılıklara bile kaçabiliyor. Fransız yazar Rousseau'nun “Özgürlük insanın istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda kalmamasıdır.” sözünü hatırlatan Kaçın, “Gençlerimizin bunu idrak etmesi gerekiyor ama bir anda olacak bir şey değil, küçük yaşlardan itibaren ailenin yardımıyla bu bilinci kazanmalı.” diyor.

Şüphe ve kaygıları varsa...

Öğrencinin kimlik arayışı sürerken gittiği üniversitede zihninde sürekli bölümüyle ilgili şüpheler olur. Kendisini seçtiği mesleğe ait hissedememe, kendisini ortaya koyamama, hatta dünya içindeki varlığından utanma gibi.

Küçük düşme ve rezil olma kaygıları vardır, yargılanmaktan korkar. Yargıladıklarının çoğu aslında kendinin de kabul edemediği yönleridir.

Alkol, uyuştururcu, farklı dini inançlar, yetiştiği toplumun tüm değer yargılarını reddetmek özgürlük kapsamında değerlendirilmemeli. Bu belirtiler gencin ‘özgürlük şoku' yaşadığının göstergesidir. Şiddet ve terör eylemlerine katılan gençler topluma meydan okuyarak kimlik sorunlarını aşmaya çalışır. Gençlerin kimlik karmaşaları bazı örgütlerce yönlendirildiği takdirde sorunlu kimlikler pekiştirilmiş olur.

Kimlik bunalımı yaşayan kişi içselleştirdiği her ne ise ona tutunmak zorundadır. Bu durum ise gençleri üniversite çağlarında radikal gruplara iten en büyük etkenlerden sayılıyor.

Kimlik bunalımı neden uzun sürer?

Ergenlikte kendiliğinden sona ermesi beklenen kimlik arayışının ilerleyen yaşa rağmen devam etmesinin temelinde bebeklikte anneyle güvenli bağlanma duygusu kazanamama yatıyor.

Bebek, dünyadaki ilk yılından itibaren annesiyle bağını azaltıp kendi başına bir şeyler yapabileceğini fark eder. O dönemde engellenmesi yaşamın geri kalanında birtakım kısır döngüye girer.

Çocuğun 1-3 yaş arasında seçimlerini yapma ve tercihlerini ortaya koyma denemelerinin engellenmesi, 3-5 yaş döneminde kendi başına girişimlerini gerçekleştirememesi şekline dönüşür.

Yaşı büyüdükçe seçim yapması gereken yerlerde takılan çocuk bütün kararlarında aileye bağımlı olur.

Birey olmayı öğrenemeyen genç, kimlik arayışında da sürekli baskı altında hisseder. İsteklerini ya da ideallerini belirlemede çevrenin onayı birinci etkendir.

ARİFE KABİL

YORUM EKLE

banner5