Gençlere Din Değil Yorgunluk Aşılıyoruz

Hüseyin Akın, Milli Gazete’deki köşesinde deizmin en çok muhafazakâr aile çocuklarını etkilediğini ileri sürdü.

Gençlere Din Değil Yorgunluk Aşılıyoruz
Hüseyin Akın, Milli Gazete’deki köşesinde deizmin en çok muhafazakâr aile çocuklarını etkilediğini ileri sürdü.

“Sokakla cami birbirine açılan kapılardan yoksun” diyen Akın, “Din adına anlattıklarımız gençlerin dimağlarını, kalplerini ve de vicdanlarını yoruyor.” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Akın’ın “Gençlere din değil yorgunluk aşılıyoruz” başlıklı yazısı şu şekilde:

Sokakta vatandaş, okulda öğretmen, evde anne babalar durumun farkında. Lisan-ı Hâl ile anlatmaya çalışıyorlar ne zamandır: Gençler bir belirsizliğe doğru kayıyor! Ne yukarıdan ne de aşağıdan kimsenin yeterince ciddiye aldığı yok.

İmam Hatip Okullarının çokluğu ile övünüp duruyoruz hâlâ.

Kur’an kursları, STK gençlik kampları, seçmeli Kuran dersleri… Hiçbiri sadra şifa olmuyor. Deizm en çok muhafazakâr aile çocuklarını etkiliyor. Dindar gençlik oluşturma ideali aksi yönde sinyaller veriyor. Çok yönlü olarak ‘arada kalmış bir kuşak’la karşı karşıyayız.

Okul ile cami arasında sıkışmış kuşaklar.

İki okul arasında kalmış kuşaklar.

Sokakla cami arasında çıkış yolu arayan kuşaklar. İki cami arasında kalmış kuşaklar.

Din yorgunu kuşaklar…

Cami söylemi okulla, okul anlatısı camiyle çelişiyor. İkisinde de bir çıkış yolu bulamıyor gençler. Zaten okulun gençleri var, caminin gençliği yok.

Okulların parçalı gerçeklik, görece doğru, eğreti istikamet üzere kurulu sistemi öğrencileri tatmin etmiyor. İmam Hatip Liseleri ile diğer liseler arasında yaklaşım sorunu ortadan kalkmış değil.

Hakikat arayışının yerini ‘başarı’ peşinde koşma hedefi almış. Adına ‘Gayb’ dediğimiz gözle görülmeyen metafizik gerçeklerin izini sürmeye ayıracak vakitleri yok gençlerin, ilerisini göremedikleri geleceklerini gaybtan ve de kayıptan sayıyorlar.

Derinlerde bilinmezlik ve görünmezlik, satıhta bilinmezlik ve görünmezlikle yer değiştirmiş.

Sokakla cami birbirine açılan kapılardan yoksun. Ne cami sokağa ne de sokak camiye açılıyor. Caminin hayata dönük yüzü yok!

En vahimi de iki cami arasında kalmak.

Kimsenin kendisine dönük bir yankısı yok. Her kürsüden farklı sesler çıkıyor.

Hakikatin kanatlarını yoluyor din anlatıcıları. Hızla kendini camiden dışarı atıyor gençler, camiden ve cemaatten.

Kopmuş bir uçurtmanın ipini elinde öyle tutup duruyor.

Uçurtma gökyüzünde kaybolmuş çoktan. Neredeyse başının üzerindeki gök havalanacak birazdan.

‘Din yorgunu’ ifadesiyle açıklıyor durumu bir sosyolog.

Din insanı niçin yorsun?

Hayattan kopuk değilse dinde dinginlik vardır. Din adına anlattıklarımız gençlerin dimağlarını, kalplerini ve de vicdanlarını yoruyor. Ayşe Böhürler Yeni Şafak’taki köşesinde soruyor: “Bir haftadır bu kavram zihnimde dönüp duruyor. Ne yaptık da bunu başardık, anlamaya çalışıyorum.

Kavramı gündeme getiren Doç. Dr. Ömer Miraç meseleyi iki cümlede özetleyiveriyor: “bu koşullarda yetişmiş babaların, annelerin ve öğretmenlerin çocuklardan beklentileri çok fazla olduğu için onlara çok fazla dini yükleme yapıyorlar.”

Din yüklenen bir şey midir gerçekten?

Eğer öyle ise din adına her şey gençlerin omuzlarında, sırtarında ve kafalarında bir ağırlığa dönüşecektir. Bu bir tür hamallık ya da tahammül edilen bir şeydir.

Din atmosferdir, soluduğumuz hava gibi hafif ve hayatiyetine dâhil edendir.

Fıtrattan kopuk bir din anlatısı, ancak belli bir sıkleti gençlerin ve çocukların kafalarına yüklemekle mümkün olabilir.

Çünkü yüklenen şey yükten ibarettir.

Oysa onlara teneffüs edebilecekleri ahlaki bir ortam, fıtrat ve hilkatle uyumlu bir doğa, hayatla bağdaşan temel ilkeleri yaşayarak öğrenebilecekleri bir dünya hazırlasaydık sonuç böyle mi olurdu?
Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2017, 15:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5