Seküler hayat ve 'deist nesil' paniği!

Gençlerin deizme yahut ateizme yöneldiğine ilişkin tartışmalara değindiği yazısında Kenan Alpay, “Sorun felsefi anlamda bir deizm-ateizm sorunu olmaktan önce sekülerleşme krizi olarak dikiliyor karşımıza.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Seküler hayat ve 'deist nesil' paniği!


Kenan Alpay’ın yorumu:

Sosyolojik açıdan çok hızlı değişimler, yer yer de kapsamlı dönüşümler yaşıyoruz. İletişim başta olmak üzere hayatımızın hemen her noktasına hitap eden, kolaylık ve konfor katan teknolojik gelişmeler inançtan kültüre, iktisattan edebiyata değin pek çok alanda derin sarsıntıları tetikliyor. Değişim olağan hız ve usulünü acımasızca çiğneyerek vuku bulunca doğal olarak endişe ve korku da büyüyor. Öyle ki panik, kronik bir duygu bozukluğu olarak iyice yer ediyor siyasal ve toplumsal bünyede.

Ölçüsüz ve temelsiz zafer duyguları bir zaman sonra yerini çok kolay ve yaygın yenilgi, bozgun ve iflas kaygılarına bırakabiliyor. Bu ölçüsüzlüğün doğuracağı sonuçlar seküler veya dindar kesimler için farklı olmuyor, olmayacaktır. Benzer bir biçimde dindar kesimler nezdinde gelenekçi veya modernist kanatların temsil ettiği ölçüsüzlükler de aynı sonuçları doğurmaktadır. Çünkü ne eşyanın tabiatı ne de toplumların değişim-dönüşüm yasası değişiyor. Toplumsallaşan irade kusuru, merhamet zaafına uğrayan hafıza ve adaletten şaşan muhakeme yeteneği istisnasız tüm toplumlar için acı meyveler üretiyor.

Panik Değil Özeleştiri Yapalım

Gençler hatta yetişkinler arasında yaygınlaşan düşünce ve davranış tipleri üzerinde tartışmalar şu sıralar yeni bir dalgayla yön değiştirmiş bulunuyor. Yeni trend özellikle okuyan, okumuş kesimde “deist-ateist” bir profile işaret ediyormuş. İyice anlamadan inkâra veya suçlamaya kalkışmak hiç akıl karı değil. Ancak iddiaların gerçeklik ve yaygınlaşma eğilimini test etmeden birkaç anlatı üzerine felaket senaryoları yazmanın âlemi de yok.

Muhafazakâr ve İslamcı ailelerin çocukları arasında da deizmin ve ateizmin artarak yaygınlaştığı hatta tanrı tanımaz başörtülülerin aramızda giderek artan bir oranda yer aldığına dair kaygılar ifade edildi. Tedbir alınmazsa önümüzdeki dönem daha kötü tablolarla karşılaşacağımıza dikkatler çekildi. Kamuoyunda dini temsil ettiğini söyleyen insanların yapıp ettikleri ortak neden olarak işaretlendi.

İmam Hatip benzeri bir okulda okuyan” liseli bir kızın “anne ben artık deist oldum” mesajına atıflar yapılarak sosyologların, psikologların, ilahiyatçıların tespit ve çözüm önerileri tartışmaya açıldı. Bu bağlamda “baskı ve zor kullanarak ailelerin çocuklara çok fazla dini yükleme yaptıklarının” vurgulandığını işitiyoruz. İlaveten dernek, vakıf ve cemaatlerin din yorgunluğunu azaltmak bir tarafa arttıran roller oynadığını da. Henüz geniş kapsamlı bir araştırma yapılamadığı ancak birkaç akademisyenin bu meseleye kafa yorduğu da vurgulanıyor. Ancak anlaşılan o ki “anne ben deist oldum” başlıklı haber dosyasının kavramsal, metodik ve örneklem alanı üzerinde çok durmadan epeyce tartışacağız.

Kılık kıyafetten eğlence anlayışına, aile kurmaktan mahremiyetlerin muhafazasına değin insan havsalasını zorlayan yozlaşmaların inanç ve ibadetlerde ifsada yol açmaması düşünülemez elbette. Fakat sorun felsefi anlamda bir deizm-ateizm sorunu olmaktan önce ve ağırlıklı olarak sekülerleşme krizi olarak dikiliyor karşımıza. Son yıllarda kamusal hayatın inşasında söylem ve görseller dini-İslami bir form kazanıyor gibi görülse de esasen ruhu ve hedefleri açısından son derece seküler-dünyevi bir hayat tarzı yaygınlık kazanıyor. Bu görünüşte dini ancak özünde seküler hayat tarzının yaygınlaşmasında elbette İslam adına konuşan hocaların, cemaat liderlerinin, hatiplerin önemli bir katkısı vardır. Ancak siyasete ve iktisadi işleyişe egemen olan pragmatik tutumların ve örgütlenme biçimlerinin bu sapmaları daha çok belirlediği aşikardır.

Adalet Zaafa Uğrarsa Kıyamet Yakındır

Mesele yerli veya yabancı dizilerin yol açtığı tahribatla izah edilecek durumda değil. Bugün çocuk ve gençlerin izlediği dizilerden şikâyet eden ebeveynlerin önemli bir kısmı Brezilya dizileriyle büyüdüler belki de. Rahmetli Timurtaş Uçar Hocanın 1970’li yıllarda verdiği son derece sert vaaz ve nasihatlerinde sadece Aşk Gemisi, Flamingo Yolu, Dallas gibi ifsad edici dizilerden değil bir bütün olarak sinema ve televizyondan uzak durulması dikte edilirdi. 1980 ve 1990’larda maruz kaldığımız ifsad faaliyetleri resmen level atlamıştı. Ancak 2000’li yıllar artık futbol, magazin ve eğlence kültürünün en ücra mekânlara ve en yoksun kesimlere coşkun bir sel gibi kesintisiz bir biçimde aktığı dönemler oldu.

Sinema televizyon kültürü, Kemalist oligarşinin üretip dayattığı seküler-laik hayat tarzı üzerinde yeterince düşünüp tartışmadığımız malum. Ancak AK Parti döneminde ortaya çıkan söylem, sembol ve örgütlenme biçimlerinin geniş toplum kesimlerinde adalet ve merhamete dair ne derece olumlu-olumsuz duygular ürettiğinin de muhasebesini yapmış değiliz. Siyasal ve toplumsal alana adalet ve merhamet ne derece hâkim kılındı? Yalan, iftira, hile, iltimas veya rüşvet gibi toplumsal hastalıkları temsil eden aktör ve çevrelerin inanç sorunlarına yol açmaması düşünülebilir mi? Ölçüsüz vaazlar veya bağlamından koparılıp manipüle edilen fetvalar elbette inanç ve ibadetlere dair soğutucu bir rol oynarlar. İyi ama yerel veya merkezi yönetimde, medyada veya kültür dünyasında sergilenen oligarşik tavırlar, masonik karakter arz eden faaliyetler gençliği keskin savrulmalara sürüklemez mi?

Adalet, merhamet, kardeşlik, dayanışma gibi İslami değerlerin namaz ve oruçla olduğu kadar siyaset ve iktisatla da koparılamaz bir ilişkisi vardır. Takva namazdan çok siyasal, sosyal ve iktisadi ilişkiler ağını hangi kriterler bağlamında belirlediğimize göre artar veya eksilir. Psikolojik harp taktikleriyle ne davet yapılabilir ne de tebliğ. Seküler ideoloji ve kadroların ölümcül davranış modellerine talip olan, bu davranış modellerini temsil etmek için çırpınan yeni muhafazakâr-dindar görünümlü sınıflar hızla üreyip semiriyorken gençlere nutuk çekmek bir işe yaramaz. İnanç ve ibadetlerimiz aile, toplum, kültür, ekonomi ve siyasette adalet ve merhameti tahkim etmekte zayıf kaldıkça acısını, sancısını daha çok çocuklarımızda hissederiz.

İslam, söylem ve sembollerden önce dosdoğru yolda ve büyük bir ahlak üzere sebat etmeyi emreder bizlere. Seküler hayata öykünüp, adalet ve merhameti paspas ederek Müslüman kuşaklar yetiştirmeye talip olmak boş bir hayaldir.

Yeni Akit


 
Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2018, 09:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5