Ömrü İsrail zindanlarında geçen, bütün vücudu felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadeleden geri durmayan şehit Şeyh Ahmet Yasin’in yıllar öncesinden günümüze uzanan şikayet ifadeleri, Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’nin İslam dünyasının Gazze’deki zulme suskunluğuna vurgu yaptığı konuşmasıyla aynı manada buluşuyor.

ÜMMETİN SUSKUNLUĞUNU ALLAH'A ŞİKAYET
Siyonist İsrail’in hava saldırısıyla tekerlekli sandalyesinde şehit edilen Hamas kurucularından Şeyh Ahmet Yasin, 1948 yılında ümmete yazdığı mektubunda, “Allah’ım! Akıtılan kanlar, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikayette bulunuyorum... Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz...” ifadelerine yer vermişti.

Filistin’in Gazze Şeridi’nde 7 ayı aşkın süredir onlarca savaş suçu işleyip 77 bin ton patlayıcıyla yarısı çocuk 36 bine yakın insanı katledilmesi, Şeyh Ahmet Yasin’in 76 yıl önce sitem ettiği düzenin aynen devam ettiğini ortaya koyuyor. Son olarak Refah şehrine sığınan sivillerin çadırlarını bombalayıp diri diri yakan terör devleti İsrail’i zulmünü ümmet yine acziyetle seyrediyor.

YARDIMLARI HAREKET ETTİREMEYECEK KADAR MI ACİZSİNİZ
Şeyh Ahmet Yasin’in 76 yıl önce sarf ettiği sözlerin benzerini, 21. yüzyılın direniş ikonu olan Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde de kısa süre önce sarf etmişti.

Ebu Ubeyde, Gazze’deki dramı televizyonlardan izleyen İslam ülkelerine seslenerek, hiçbir şekilde yardıma gelmelerini beklemediklerini imalı şekilde söyledi ve merak ettikleri bir soruyu da yüreklere nakşetti: “Sınır kapısında bekleyen yardımları hareket ettiremeyecek kadar mı acizsiniz?”

İşte Şeyh Ahmet Yasin ve Ebu Ubeyde’nin aynı çoğrafyadaki, iki farklı tarihteki benzer sitemleri...

ŞEYH AHMET YASİN’İN MEKTUBU

Rafa Silva, Beşiktaş için İstanbul'a geliyor! Rafa Silva, Beşiktaş için İstanbul'a geliyor!

Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!

Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!

Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!

Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?

Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?

Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;

"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?

Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz.

Bırakın savaşçı izzetiyle ölelim!

Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!

Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!

Allah'ım!

Sana şikâyette bulunuyorum...

Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum.

Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...

Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz...

EBU UBEYDE’NİN BİLDİRİSİ
Savaşı ekrandan izleyen Arap ve İslam dünyasına savaşın kalbinden sesleniyoruz! Gazze’deki İslam’ın çocuklarını savunmak için harekete geçmenizi beklemiyoruz!

Ordularınızı ve tanklarınızı -Allah korusun- harekete geçirmenizi beklemiyoruz!

Kutsal mescidlerimiz için de gelmenizi beklemiyoruz!

Siyonistler bütün sınırları ihlal ediyor ve saldırıyorlar. Mahallelerden çıkmak yasaklandı.

Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) lanet edildiği için de öfkelenmeyin!

O’nun kalbinde Mirac’a ve semaya giden bu yol için de gelmeyin!

Bunları savunmanızı istemiyoruz! Hepsini biz üstlendik!

İşgali biz süpüreceğiz!

Dinimizin ve toprağımızın onuru için savaşıyoruz...

Sadece şunu soruyoruz:

Sınır kapısında bekleyen yardımları hareket ettiremeyecek kadar mı acizsiniz?!