Batı'nın, gelişen endüstri devrimi üzerinden gücü ele almasıyla başlayan hegemonyasını kilise-sermaye üzerinden analiz eden yazarımız, batının kurum ve kavramları ile doğuyu nasıl tanımladığına dikkat çekti ve doğu olarak aldığımız tek şeyin öykünülmüş çağdaşlık olduğunun altını çizdi.
Laiklik ve sekülerizm arasında modernitenin ayartıcılığına kapılan inasınımıza ve yaşam tarzına ayna tutan Kavlak'ın ''Çağdaşizm'' başlıklı yazısını mutlaka okuyun...

İŞTE O YAZI...

Katolikliğin baskısının azalması, buhar makinasının keşfi, nüfus fazlalığı, demir ve kömür kaynaklarına rahat ulaşmak ve Osmanlı devletinin siyasi olarak zayıflamaya başlaması,

Tüm bunlar Avrupa denilen sömürgeci toplumun ortaya çıkışını hazırlayan nedenler,

Sırasıyla her biri etkili oldu,

Tarih tasavvurları bile 1800’lü yıllardan sonra değişti, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam ile başlatılan modern dönem düşüncesi bile değişti,

Merkeze kendilerini koydular,

Diğer toprakların adları bile Avrupa’ya uzaklığa yakınlığa göre isimlendirildi, uzak doğu, orta doğu, yakın doğu gibi,

Buhar makinası ile ellerine geçen kuvveti zaten başladıkları sömürgeciliği şiddetlendirmek için kullandılar,

Sömürdükçe sömürdüler,

Öldürdükçe öldürdüler,

Karşı koyacak bir Osmanlı da yoktu,

Kazara kalkar mı kalkar belli olmaz diye hilafeti de kaldırttılar,

Ne olur ne olmaz tabi,

Tedbiri elden bırakmamak lazım.

Yoksa yeniden yüz milyonlarca Müslümanın ittifakına, Müslüman cengaverlerin cengaverliğinin sağa sola bilinçli bilinçsiz dağılmadan İslam lehine kullanılmasına neden olabilir.

Oh my god,

Riske atılamaz bu durum, atılmadı da,

Gerekirse çok şey rüşvet verilebilir,

Verildi de.

Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez malum.

Ama yetmez,

Ne olur ne olmaz.

İmparatorluk tecrübesi olan bir millet kendi başına bırakılamaz,

Bin yıldır Avrupa’yı dayak manyağı yapmış bu milletin tekrar dirilmesine müsaade edilemez.

Eğer dirilirse;

Hiçbir Müslümanı sömürtmez,

Çakar tokadı,

Eskisi gibi.

Öyleyse,

Öyleyse daha derin bir plan yapmalı

Milletin kimlik kartı olan dil ve tarih onların kontrolünde olmamalı

Dil bozulmalı tarih değiştirilmeli,

Dünyayı idare etmek için yaratılan millet köle olduğunu anlamadan güdülmeli,

Köleleştirildiğini anlamadan.

Ümitsizlik aşılanmalı

Çaresizlik aşılanmalı,

“Biz kim yapmak kim” sözü atasözü gibi ruhlara işlemeli,

Kazara biri başını kaldırırsa hemen ezilmeli ve arkasından da bu milletin evlatlarına sövdürtmeli,

Hainler kahraman, kahramanlar hain bilinmeli,

Uçak mı yaptı, toprağa gömülmeli

Araba mı yaptı fabrikası kapatılmalı

Uçak bombası mı yaptı, soba fabrikasına dönmeye zorlamalı

Tabanca mı yapıyor, fabrikası havaya uçurulmalı,

Ama bir yandan da bağırılmalı, “biz çağdaşız, biz çağdaşız, bizden olmayan gericidir”…..

Osmanlı matbaayı geciktirdi diyenler kurulan her fabrikayı kapattı,

Bira fabrikası hariç,

Ama çağdaşlık modernlik diye bağırmaya pardon anırmaya devam ettiler,

Heykelden başka marifeti olmayanlar, bu millete kim hizmet etse yaftaladılar,

Adı yeşil sermaye oldu,

Damat oldu,

Mürteci oldu.

Oldu da oldu.

Ama “benim bundan sonraki görevim başörtülüleri şikâyet etmek” diyen adama hiçbir laik sormadı;

“Ne demek istiyorsun, herkes inancını yaşamakta serbesttir” diye,

Demediler,

Demeyecekler de..

Hala program yapmaya devam ediyor,

Sonuçta İslam’a sövdü, özgürlük var,          

Dokunulmazlık var İslam’a sövene.

Özgürüz yani laikiz yani özgürüz yani laikiz…

Avrupa’da Hıristiyanlık papazların ellerinde fakirlere mazlumlara baskı aracıydı,

Binlerce masum insanı yakarak yok ettiler,

Halk kin üstüne kin duydu kiliseye,

Sonra arka plana ittiler kiliseyi

Fakir ve mazlum rahatladı

Terakki ettiler.

Laiklik bu özgürlük içindi.

Avrupa’da yapılan doğruydu.

Kilise hiçbir zaman halktan yana olmamıştır.

Salahaddini Eyyubi Kudüslü Hıristiyanlardan bedelini ödeyeni serbest bıraktığında,

Sandıklarla altını götüren papazlar kimse için diyet vermediler

Bazılarının diyetini Salahaddini Eyyubi, bazılarınınkini Salahaddini Eyyubinin kardeşi ödedi.

Papazlar kılını bile kıpırdatmadı,

Köle de kalsalar aldırmadı,

O yüzden fakirler ve mazlumlarla kilisenin arası hiç iyi olmadı

Bu kin Fransız ihtilaliyle patlak verdi

Kilise geri itildi,

Kiliseyi tanımayana da özgürlük verildi,

Ama kiliseyi tanıyana dokunmadılar, zaten gerek yoktu..

Laikliğini taklit ettiğimiz Avrupa’da laiklik, kiliseyi tanımayana da özgürlük vermek için icad olundu.

O yüzden Hıristiyanlığın aksine bir Müslüman muhtaç olduğunda, zulme uğradığında dinine daha çok sarılır.

Mazlum ve fukara, İslam’ın eliyle vakıflarla 1400 senedir korunmuş, faizin yasaklanması ve zekâtın emredilmesiyle zengin fakire hizmetkâr edilmiş, bir elin verdiğini diğer eli görmeyen zengin tabaka görünmeksizin sürekli mazlumu fakiri muhafaza etmiş,

Hıristiyan köleleri kurtarmak için bile vakıflar kurulmuş,

Laikliğe hangi ara neyden dolayı ihtiyaç olmuştu da fark edemedik, bilen var mı?

Şu uygulanan laikliğe,

Tanımıyla fiiliyatı farklı olan ucubeye,

“Türbanlılar yallah Arabistan’a” diyenlerden cumhurbaşkanı üredi,

Avrupa’nın aksine bizde laiklik Müslümanı ezmek için kullanıldı.

Ne cami kaldı ne hoca

Ne de eğitim…

Bir çağdaşlık icad olundu ki tek ölçüsü İslam’a zıt olmak.

İslam’ı hatırlatan her şey laikliğe aykırı sayıldı.

Hâlbuki laiklik din ve devlet işlerinin ayrılmasıydı

Öyle diyorlardı,

Ben onların yalancısıyım,

Ama namaz kılanı takip etti yıllarca öğretmenler,

"İlimi bırakın, türbanlıları takip edin” diyen yök başkanları vardı bu memlekette,

Hiç laiklerden ses çıkmadığı gibi açıkça destek oldular.

Niye?

Niye ki?

Çünkü küfür tek millettir.

Hz Peygamber haksız çıkacak değil ya..

Kaldı ki devlet;

Ahlaksızlığa sınır getirebilir, ahlaka sınır koyamaz.

Eteğin kısalığına sınır koyabilir, uzunluğuna sınır koyamaz,

Aileyi tahrip eden şeylere engel olur, kuvvetlendirene sınır koyamaz.

Ama ne hikmetse hep tersi yapıldı

Devlet ahlaka sınır koydu,

Ahlaksızlık özgürlük adıyla kanun korumasına alındı.

Sınırı koyan kendisi ama inancı gereği örtünene mahalle baskısı dedi,

Biz enayiyiz çünkü,

Çağdaşlık denilen şey Avrupalı gibi yaşamaktan başka bir şey olarak anlaşılmadı hiçbir zaman,

Hem zorladı,

Hem de adını özgürlük koydu,

Müslümanı özgürlüğe zorladı devlet…..

Vay be….

Adı da oldu çağdaşlık,

İçebildiğin kadar iç, aile yıkılmış karışamazsın, özgürlük,

Zina edebildiğin kadar et, çocuklar perişan olmuş karışamazsın, özgürlük,

Açılabildiğin kadar açıl, inadına dekolte giy, Müslümana benzememek bir özgürlüktür,

Filmlerde her haltı ye, karışamazsın özgürlük,

Peki ben de bir kitap yazayım bu özgürlük ortamında ahlaka hizmet etsin.

“Dini duyguları kullanarak menfaatlenmek” senin bu yaptığın (Sami Arslan, “karanlık gecelerin nurlu sabahı”)

Bu kafa sadece Türkiye’de var.

Yamyamların bile kurallarında bir haklı taraf var.

Laiklik adıyla yapılan uygulamaların hiçbir haklı kuralı yok.

Oyunları bitmedi bitmeyecek,

Devam ediyorlar.

Türk Kürt Arap birbirine düşürülmeli ki kuvvetleri parça parça olsun

Tıpkı bugün olduğu gibi,

Büyük boss öyle istedi çünkü içerideki ………………….lerden.

Nurettin Taşkesen yazdı: Fuat Sezgin unutuldu mu? Nurettin Taşkesen yazdı: Fuat Sezgin unutuldu mu?

Avrupa’nın karşısında …..miş tavuk gibi sesi çıkmayanlar Arabistan olunca karınlarındakini ağızlarından çıkardılar.

Slogandan başka sermayesi olmayan güruh..

200 yıldır icat ettikleri dinin gereğini yaşıyorlar.

Tek ölçü İslam’a zıt olmak.

İşte budur çağdaş medeniyet.

Ya da çağdaşizm…