Alçalmanın ve yükselmenin sınırı

Allah’ın kendi eliyle tesviye etmek ve ruhundan üflemek suretiyle (Sâd Suresi, 38:72) ahsen-i takvim üzere (en güzel / mükemmel şekilde) yarattığı insan (Tîn Suresi 95:4), hem bedenen hem de ruhen güzel (mükemmel) bir varlıktır.

Dolayısıyla insan, illiyyîn’den (en üst makamdan / en yüksek yerden; Mutaffifîn Suresi, 83:18-21), amel (yaşama / fiil) mahalli olan esfel-i sâfilîn’e (Tîn Suresi, 95:5) indirilmiştir ki, bu yer aynı zamanda onun bedeninin de maddesi olması bakımından aşağıların aşağısı olarak hayvanlık seviyesidir.

Buna göre esfel-i sâfilîn’in insanın alçalmasındaki, illiyyîn’in ise insanın yükselmesindeki sınır olduğuna hükmedilebilir. Nitekim her iki hâlin insanın nefsinde yerleşik olması olması da bu hükmün doğruluğunu teyit eder.

Bu bahiste iginç olan, esfel-i sâfilîn’de hayvandan daha aşağı düşülerek bir tür helak oluş (insanlık vasfını kaybediş, şeyleşme, hiçleşme) söz konusu iken (A’raf Suresi 7: 179), illiyyîn’den sonrası için yapılabilecek bir belirlemenin (tanımın) bulunmayışıdır.

Diğer bir söyleyişle, hayvandan daha aşağıya düşülerek insanlıktan helak olma insanın kendi iradesinin, kararının bir sonucu iken, illiyyîn’e erişmek ve ötesine geçmek ancak onun vehminde mümkün olabilmektedir.

TDV İslam Ansikolpedisi’nde, Ali Durusoy imzalı vehim maddesinde şu bilgi yer almaktadır:

“Sözlükte ‘kuruntu, zan, tahmin; içe doğan şey’ anlamındaki vehm (çoğulu evhâm) bilgi değeri açısından ‘iki önermeden tercihe uzak ve iki kanaatin daha zayıf olanı, gelecekle ilgili zan, tahmin ve hayal’ mânasında kullanılır. Bazan iki önermeden doğruya yakın olanı için zan, uzak olanı için vehim denilir. Aynı kökten türeyen tevehhüm ise ‘bir şeyin varlığı hakkında tereddüt etme’ anlamına gelir. Cürcânî’nin İbn Sînâ geleneğini yansıtan açıklamalarına göre vehim insana ait bir güçtür. İşlevi tikel kavramları algılamaktır. Vehim gücü sayesinde içgüdüsel olarak kuzu kurttan korkup kaçar. Aklın kavramsal güçleri kullanması gibi vehim gücü de cismanî güçleri kullanır. Kur’ân-ı Kerîm’de geçmeyen vehim kavramı hadislerde “zannetme, yanılma, kuruntu” ve özellikle “namazda yanılma” anlamında geçer. Nitekim bazı hadislerde sehiv secdesi yerine ‘vehim secdesi’ tabiri de kullanılmıştır.”

Kaynaklarını eksilterek verdiğimiz bu bilgi, kişilerin kendilerinde gördükleri ya da kendilerine mal ettikleri yükselme hâli için geçerli olduğu gibi, onu kendilerine yakıştırdıkları (lâyık gördükleri) kişilere bağlanma, tutunma sebebi sayanlar için de geçerlidir.

Ki bu yanıyla, hayvandan daha aşağıya düşülerek insanlıktan helak olmanın diğer insanları şaşırtan bir yanı yok iken, vehimde tahakkuku nedeniyle yükselmenin şaşırtıcılığı insan için bir tuzağa (mekr-i ilâhî’ye) bitişik bulunmaktadır. Bu cihetle, esfel-i sâfilîn insan düşüncesine sabit bir yere sahipken, illiyyîn başlı başına sapkınlaşmanın, tuzağa düşmenin nedeni olarak insan için esfel-i sâfilîn’den daha problemli hale gelebilmektedir.

Zira, insanlıktan helak olunacak şekilde düşmenin ikinci bir düşmesi yoktur. Yükselme ise esfel-i sâfilîn’den yukarıya doğru (dikey) çıkmayı ifade ettiği için bir başlama noktasına ve dolayısıyla her yükseliş yükselinen noktaya düşme potansiyeline sahiptir.

Bunları derken İslam metafiziğinin (tasavvufun), yükselmeye mahsus olarak ürettiği insan-ı kamil, fena, beka vb. ıstılahları yadsıyor ve olası işlevlerini, ruhsal karşılıklarını reddediyor değiliz.

Ancak, konunun günümüzde, vehim esasıyla her an bir istismara evrilmesi, din adına aldanışların ve aldatılışların kaynağı haline gelmesi nedeniyledir ki, görünürdeki yükselişlerin aynı zamanda akide yönünden tehlikeli bir düşüş olabileceğine özellikle dikkat çekmek istiyoruz.

Nitekim, cehennem ateşinde yanmayan kefen, kabir azabını azaltan su, iman kurtarıcı ve ona kefil olucu şeyh.. pazarlamasının giderek arttığı günümüzde, kendilerini mehdi, gavs, insan-ı kamil sayanların, rüyalarında Allah’ı, Peygamber’i, Kabe’yi gördüklerini iddia eden akıl zelvesini kırmış serserilerin de çoğalması söz konusu vehimden beslenen yükselme, güya yükselmiş birinin bağlısı olma talebinin beraberinde getirdiği bir sonuçtur.

Ezcümle: Allah’a kulluğun, insanın yükselişine bir tahdid de getirmediği halde, İslami vasat içinde, vaz’ edilmiş emir ve yasaklara bihakkın uymakla mümkün olacağını bilmek zaten başlı başına bir yükselmedir.

Allah’ın ve peygamberinin kullukta yükseltmediği yerde yükselmeyi istemek, yönü / kıbleyi kaybetmek, kula kul haline gelmektir.

YORUM EKLE