banner5

12.04.2020, 11:45

Celal Şengör, Barbaros Şansal ve Atakan Kayalar

Aile: Mutlu Karı Kocaların Yuvalarında Bilinçli Çocuklar Yetişir

Celal Şengör, Barbaros Şansal ve Atakan Kayalar üç bilinmeyenli denklem olarak medya tarafından topluma ideal ve parlak bireyler, mutlu ve başarılı insanlar olarak sunuldular. Üç bilinmeyenli denklem sistemlerinde yalnız bırakma ve yok etme (sayma) metodu ile çözüme ulaşılır. Sıra dışı kişilikleriyle topluma sunulan bu insanlar, bilim adamı olarak başarılı olurlarsa bilim adamı kimliklerini takdir etmek zorundayız; fakat kültür dünyamıza bitmeyen saldırılarına da dur demek görevimizdir.

1. Denklem Celal Şengör:

“Benim epeyce kitabım vardı ilkokuldayken de. Gökkuşağı kitapları vardı onlardan bir tanesi coğrafya idi. Onun başında da çok güzel jeoloji bölümü vardı. Jules Verne’nin Arzın Merkezine Seyahat’ten jeolojiye ilgim başladı. Annem de zamanında bana bir dinozor kitabı aldı. Oradaki dinozoru hatırlıyorum, ağzında otlar. Karaköy’de hatırlıyorum hayal meyal. Ondan sonra fen ve tabiat ansiklopedisi aldılar. Onun içerisinde çok güzel dinozor resimleri vardı. Ondan sonra bana çeşitli oyuncaklar aldılar. Hazır bir biyoloji laboratuvarı vardı. Mikroskopu vardı sineklere bakardım. Anne babam okumuş bir aile, çok iyi bir aile, zengin bir aile ne istersen var. Ben gençliğimde çok küçük bir çocukken ben bilime merak sardım. Top oynamadım ben sokağa hiç çıkmadım ki mahalleye hiç çıkmadım. Beni sokağa çıkartmazlardı. Kışın laleli de apartmanda otururduk. Yazın Yeşilköy'de idik, koskoca köşk, koca bahçe, sokağa çıkıp ne yapayım? Pek nadiren arkadaşla oynardım. Çok çok nadiren oynadım.

Ben Robert Koleji mezunuyum . Ben jeolojiye hocalarım tarafından yönlendirilmedim. Ben kendi meraklarımı izledim. Ben üniversiteyi mektep diye okumadım keyif için yaptım. Benim bir kız arkadaş edinmeme karar verildi. Hocam bana artık bir kız tavla dedi. Kıza baktım bir içim suydu hakikaten nefis. Gerekli diye bir şey yok benim için ben içimden ne geliyorsa onu yapıyordum. Ben hayata atılmadım. Üniversite bitmeden, daha lise bitmeden İTÜ’de öğretim üyesi olacağımı biliyordum.

Türk toplumu cahil, dünyadan bihaber dinamik bir toplum. Türk toplumunun ortalamasını alırsanız Afganistan'dır. Pakistan değildir çünkü Pakistan kendi içinden Nobel almış fizikçi çıkarmıştır.

Türkiye’de tanınmak istiyorsanız televizyona çıkmanız gerekiyor. Medya fevkalade önemli. Televizyonlar çağırdıkça ben de gidiyordum 1999 depreminden sonra. Marjinal demek kenar demek, ben toplumun kenarındayım. Marjinal demek ortalama değil demektir. Her bilim adamı, bilim adamıysa marjinaldir. Her öğretim üyesi bilim adamı değildir, marjinal değildir.

Başörtülü öğrenciler derste benim karşıma geldiğinde; "Benim sana anlatacaklarım başörtüsünün ima ettiği dinle çatışıyor ne yapacaksınız?" diyorum. Kızlar gülüp geçiyorlardı "Bu bizim inancımız" diyorlardı. Ben de daha fazla ne yapayım yazık.

Kendimi bildim bileli ben küçücük çocukluğumdan beri ateistim. Bana saçma geliyordu. Ben çok küçükken masallar okunurdu, o masallarda cadılar falan vardı. Ben çok korkuyordum. Bana korkma bu doğru değil diyorlardı. Bu bir masal. Dini öğrenmeye başlayınca cehennem, melekler var. Bunlar nerede diyordum, bunlar da masal. Peki neredeler dediğimde cevap veremiyorlardı. Rahmetli dedeciğim abisi için her sene mevlit okuturdu. Kani Karaca’lar gelirdi. Onlara da sorardım anlattıkları hava. Anlattıkları annemin anlattıklarına benziyordu.”

2. Denklem Barbaros Şansal:

“Nasıl bir ailede doğdum? Yüksek burjuvada doğdum ben ellili yılların sonunda varlıklı, tanınan, eğitimli, sosyal hayatı çok yüksek, gezmeyi eğlenceyi seven geniş bir çevresi olan cemiyet hayatında öyle bir çevrede doğdum, öyle semtlerde büyüdüm. Öyle okullar da çok okul değiştirdim. Hep okuldan atıldım. Çocuk odam olmadı benim çünkü ben hep yatılı okullarda okudum. Lider kimliklerin ailesi olmamalı. Benim aile bağlarım yok uzun yıllardır. Aile beni çok fazla şekillendiren bir şeydi. Çok fazla kendisine benzetmeye çalışan bir şeydi. Mertebe tutkusuna ulaşmış ailelerdi, dönüşüyorsunuz yani kravat takım elbise, mutlu bir evlilik, çocuklar, kolejler, bahçıvan, şoför en sonunda hepsi uşak. O hayat bana çok hitap eden bir hayat değildir. Protesto sıra dışı bir çocuktum. Her zaman sıra dışıydım. Çok acayip hobilerim vardı. İstanbul telefon defterini ezberlemeye çalışırdım. Kaldırımların taşlarının çizgilerine basmazdım. Yatağın altından canavar çıkacak zannederdim. Çocukken beni Rüyamdaki Sevgili diye bir filme götürmüşlerdi. Adam karısını yakıp öldürmek istiyor. Kadın yanmıyor ama yüzünün yarısı yanık. Yatağın altından hep canavar olarak çıkıyor. Nasıl bir fobi yaptıysa bana, geçtim tabi ben onları çocukken. Yatağa atlayarak girerdim oturarak yatamazdım sanki altından bir şey çıkacak sanırdım. Korkular orda çok tehlikeli şeyler. Bizim ailemizde kim kime dum duma. Kimi gece gezmede. Babam Kulüp 12’de başka kadınla nişanlanıyor. Annem başka yerde. Aileden destek bulamadım. Babaannemden çok şey öğrendim.”

3. Denklem Atakan Kayalar:

“Adım Atakan. Bu kadar. Fazla anlatabilecek hayat hikayem yok. Metafor uzmanıyım desem olmaz, beyin cerrahıyım desem olmaz, cumhurbaşkanıyım desem olmaz. Felsefeyle ilgilisin galiba dedim. Eğitim ve bireysel haklar üzerine konuşuyorduk. O anda Fethi Çağıl bir şey söyledi. Tam olarak hatırlamıyorum. Okuduğum kitaplara bakacak olursak. Kayı serisinin tamamını okudum. Nutuk okudum. Homeros İlyada okudum. Böyle Buyurdu Zerdüşt okudum” şeklinde konuştu.

Okul öncesi felsefe eğitimi verilmesi gerektiğini ifade eden Atakan Kayalar, “Okuldan önce ayrıca bir ahlak eğitimi, ahlak, terbiye ve saygı eğitimi verilmesi gerekiyor. Ondan sonra ise felsefe eğitimi verilmesi gerekiyor. Eskiden felsefe ve psikoloji derdim ama artık sadece felsefe diyorum. Küçük çocuklara psikoloji öğretmekte büyük bir sıkıntı vardır. İnsan hep kendinde bir şeyler arar. Gider şizofreniye bakar. Ben böyle miyim, ben şöyle miyim, ben öyle olacak mıyım, ben böyle olacak mıyım, benim düşüncelerim nasıl, ya ben şizofreniysem diye düşünmeye başlar. O yüzden ilk önce felsefe ondan sonra ise tarih öğretilmelidir” ifadelerini kullandı.

Bu üç bilinmeyenli denklem çocuklar:

1- Onlar dünyaya bir asalet duygusuyla gelirler ve öyle davranırlar.

2- Burada olmayı hak ettiklerini hisseder ve başkalarının bu hissi paylaşmadıklarını görünce çok şaşırırlar.

3- Kendi değerlerini bilmek onlar için bir sorun değildir.

4- Mutlak otorite karşısında zorluk yaşarlar.

5- Belli şeyleri kesinlikle yapmazlar. Örneğin; kuyruğa girmek gibi.

6- Ritüel, yönelimli ve yaratıcılık gerektirmeyen sistemler karşısında düş kırıklığı yaşarlar.

7- Herhangi bir sisteme uyum sağlamazlar ve sistem yıkıcılar gibi görünürler.

8- Kendi türleriyle birlikte olmadıklarında anti-sosyal görünürler.

9- Suçluluk duygusu verilerek disipline edilemezler.

10- İhtiyaçlarını bildirmekten çekinmezler.

Celal Şengör ateist, Barbaros Şansal eşcinsel, Atakan Kayalar nihilist olarak medya gündeminde yer aldıkça, Türk toplumunun dinamiklerinde bomba etkisi yaratmış oldular. Çocuklukları irdelenirse, ortak paydaları sosyal bir hayatlarının olmaması bakımından, mutlu bir çocukluk yaşamadıklarını ifade edebiliriz. Böyle çocukların yetişmesinde anneler duygusal olarak daha baskın, babalar ise işlerinden güçlerinden arta kalan zamanlarda işlevsiz diyebileceğimiz bir babalık performansı göstermektedirler. Preödipal dönemde kalmış, ödipal sorunlarını aşamamış, yani çözümleyememiş çocuklardır. Büyüdüklerinde toplumsal hayatta düşünceleriyle fayda da sağlayabilirler, toplumun iç dinamiklerinde yıkım da yaratabilirler.

“Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Okul” eylem planı hazırlıklarını eleştirdiğimiz ve bunun sonucunda “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlikleri”ni askıya alan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bilim adamı kimliği ve pedagojik formasyonunun tecrübesi ile çok yerinde ve doğru bir kararla Atakan Kayalar’ı medya ve şöhret budalalarının istilasından korumuştur. Atakan Kayalar’ı, Barbaros Şansal olmaktan kurtarmıştır; eğitim hayatında her şey yolunda giderse yeni bir Celal Şengör kazanmamız ise ihtimal dahilindedir.

Koronavirüslü günler bugün yarın bittiğinde, Türk Milleti kadına şiddeti çözmek adına; bilimselliği olmayan “Toplumsal Cinsiyete Eşitliği” zırvalıklarına son vermek zorunda kalacaktır. Koronavirüs sayesinde mecburen evde kaldık ama ister istemez aile olmak zorunda kaldık. Amerika ve Avrupa’nın da sağlık alanında bilimsel ve teknolojik olarak çöküşlerini ya da sarsılmışlıklarını gördükçe, kendi bilim ve teknoloji yani aslında medeniyet köklerimizin imkanlarının gücünü de ister istemez idrak etmeye başladık sanırım. Evde kaldıkça, anladıkça; gördük ki aile demek medeniyetin temeli demekmiş aslında. Tanzimat’tan bu yana bitmeyen Batılılaşma serüvenimizin dayatmalarıyla, milli ve manevi değerlerimizi yitirdiğimiz oranda Müslümanlık ve Türklük bilincimiz büyük yaralar aldıkça, aile kurumumuz da çökmenin eşiğine gelmiştir. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu’nda bulunan “bilim insanlarımızın” değil, kadınıyla erkeğiyle “bilim adamlarımızın” yerinde kararları ile salgını büyük oranda önlemeyi başarmıştır. Bu sürecin sonunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı için, Sayın Cumhurbaşkanımızın da Ev’de kalmayı başaran Aile’mizin dinamiklerinin ve bağlarının güçlenmesine yönelik yeni çalışmalar başlatacağını umuyoruz. Sağlıklı ailelerde, mutlu karı koca ilişkileri yaşandıkça bilinçli çocuklar yetişir. Bilinçli çocuklar büyüdüklerinde kişilikli gençler olarak Güçlü ve Büyük Türkiye Rüyasının temellerini birlikte inşa edeceklerdir. Necip Fazıl’ın Büyük Doğusu, Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü, Mehmet Kaplan’ın Büyük Türkiye Rüyası ve Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiyesi…

Yorumlar (9)
Ayhan 10 ay önce
Tespit ve tahlil yerinde olmuş, katılıyorum. Çıktıkları toplumu beğenmeme ve horgörme, aile yaşantılarındaki eksiklik birikimine dayandığı gibi, kendini Yaradanı tanımama veya inkar etme de Yaradan’ın kendilerine verdiği bilgiyi hazmedememe ya da olgunluğa veya bilgeliğe erişemememe ile ilişkili olduğu görülüyor.
Sarızade 10 ay önce
Yüreğinize, zihninize, kaleminize sağlık kardeşim.
Ali aran 10 ay önce
Gözlemlere büyük oranda katılıyorum.
Başta aile, din, gelenekler olmak üzere bütün toplumsal değerler bir degisim ve aşınma sürecinde.
Malesef bir şey yapamadan seyrediyoruz.
İnternet ve sanal medya hayatımıza girdiğinden beri hiç bir şey eskisi gibi değil.
Hayat mekanikleşiyor. Kimse artık şükretmiyor. Bu benim hakkımdi, aldım diyor. Daha fazlasını istiyor.
Doğal yaşamdan gittikçe daha çok kopuyoruz. En büyük sorun bu.
Sadettin büyükataç. 10 ay önce
Her biliminsanı değerlidir. Benimkiler daha değerlidir. Benim biliminsanım diyebildiğim herşeyi ile benim gibi olandır. Diğerleri ise yabancı biliminsanıdır. Kimliğinde TC yazdığı için benim diyemediğim o kadar çok uyduruk var ki bu ülkede. Düşünsenize Ramazan ayında hastalandığımda bana oruç tutma diyen doktorun benim doktorum olması ne kadar önemlidir.
Prometheus 10 ay önce
Cahil insansın. Celal Şengör gibi bilim adamına saldırınca pirim yapacağını zannediyorsun. Karşısına çıksan seni 3 dakikada motor eder ama tenezzül etmeyeceğinden eminim.
Bilim adamları otoriteyi sevmezler, ama sizin gibiler bayılırlar ve kolayca köpekliğini yaparlar.
Virüs yüzünden ölenlerin sayısının çok çok fazla olduğunu biliyoruz. devletin kasasının bomboş olduğunu da biliyoruz. Tayyibin amerikan köpeği olduğunu dünya biliyor.
Siz TÜRK değilsiniz.
Emre Saraç 10 ay önce
Bilim insanlarını savunmanızı takdire şayan buldum lakin keşke bunu çomar gibi yapmasaydınız. İnsanlar sizin deyiminizle nasıl Tayyipçiyse siz de Celalci gibi konuşmuşsunuz. Yazdıklarınız bilimden, bilgiden uzak, tamamen varsayımsal ve herhangi bir kanıta dayanmayan iddialar. Tüm dünyanın öyle düşündüğünü ispatlayın. Çok çok daha fazla ölüm var lafınızı kanıtlarla ispatlayın. “Bilim adamları otoriteyi sevmez” diyelim. Siz bilim adamı mısınız? Siz ne hadle sevmiyorsunuz bu savınıza göre. Bilim adamı olmadığınızı biliyorum çünkü bir akademisyen olarak, bu şekilde mantık hatalarıyla dolu bir yazıyı bir bilim adamı yazmaz. Yazsa yazsa kendini toplumdan daha akıllı sanan ve bunu sözde ispat etmek için bilim adamlarının arkasına saklanan sözde bilimciler yazar. Son olarak kimin Türk ya da kimin olmadığı öncelikle sizi ilgilendirmez. İkincisi bilimde “bias” dediğimiz şeye yol açar. Yani bir Türk değilse doğru söylemez mi? Bilim insanlarını desteklediğinizi söyleyerek bilimden bu kadar uzak bir tavır takınmanız sizin olsa olsa partizan olduğunuzu ispatlar.
Zeus 10 ay önce
Bilim adamı sevicilik - check
Türk kelimesini öneri çıkarmak aka ırkçı faşizm - check
Yunan mitolojisini fazla ciddiye almak - check
Celal Şengörü akıl sağlığı yerinde medeni bir insan sanmak - check

Hüseyin Kaçın'la fikirlerim asla uyuşmadı ama senin gibi komik birinin karşısında Hüseyin Bey'in yanında yer almak da varmış hehehe. Bilim sevicilik ve rasyonalite fanatizmiyle mutluluklar moruk, sizin gibilerin gözü açılmıyor, açılsa da yanlış yolda olduğunuzu anlamanız zor oluyor baya. Sana hayatta başarılar
Cemil Öz 9 ay önce
Hocam ağzınıza sağlık çok yerinde tesbit Cinsiyet eşitliği gibi tüm dünyaya atılmış bir zehir var umarım insanlar ve ülkemiz sayenizde de erken fark eder sizin gibi değerli akademisyenlerden faydalanır.. TŞK
Muhsin İlyas Subaşı 8 ay önce
KÜLTÜR VE SANAT SÖZLE AYAĞA KALKMAZ!
Ülkeyi yöneten bir kadronun tasarrufu altındayız. İsiyle kötüsüyle tartışmak için yazmıyorum bunları. Son zamanlarda bu kadronun en üst tepesindeki isin, Sayın Cumhurbaşkanı bazı konuşmalarında, ölüm yıldönümlerine denk gelen isimleri hayırlı ve rahmetle yad etmeye başladı. Son birkaç hafta içerisinde Abdürrahim Karakoç’u, Cahit Zarifoğlu’nu, Cemil Meriç’i anması tesadüfi bir uygulama değildi. Bu çok olumlu bir yaklaşımdır. Sanırım, ‘iktidar olarak kültür ve sanatta başarılı olamadık’, itiraflarının telafisi için teşkilatına yönelik bir uyarıydı bu. Ne var ki, ülke genelindeki teşkilatlarının bundan etkilendiği yönünde bir olumlu ışık göremedik.
Yıllardır burada birşeyler anlatmaya çalışıyoruz. Bu teşkilatların yerel bazda en üst tepesinden kültür ve sanata hizmet verenine kadar, herhangi birinden bir tepki göremedim. Bunca yazıyı kendimi tatmin için yazmıyorum. Böyle bir zaafın peşinde olmadım. Bu ülke bizim, bu insan bizim. Türkiye’yi, Türk insanını paraya boğabilirsiniz, ülkeyi eserlerle donatabilirsiniz. İnsanın ruhunu çaldırmışsanız neye yarar bu? Bugün bu ülke giderek bu değerlerini kaybediyor. Uğradığım bazı kurumlarda gördüğüm çöküşün habercisi olarak içim sızlayarak şuna şahit oluyoruz, yöneticisinden hizmetlisine kadar hemen hepsi günü kurtarmanın derdindedir.
Bakın mesela geçtiğimiz yıl, Kültür Bakanlığının talimatıyla, Kültür Müdürlüğü ve Türkiye Yazarlar Birliği bizimle ilgili bir anma programı düzenledi. 60 yıldır kültüre hizmet vermişiz. 50’ye yakın kitap yayınlamışız. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden hocalar gelip bizi onurlandıran konuşmalar yaptılar. Ne yazık ki; bu şehrin ne Valisi, ne Rektörleri, ne Belediye Başkanları lütfedip gelerek bir nezaket gösterisinde bile bulunmadılar. Yurdumu, yuvamı bu şehirde kurmuş olmasam, samimi olarak itiraf edeyim bir dakika bile burada durmam. Adına ‘Makarr-ı Ülema (Alimlerin yerleştiği şehir)’ dedikleri bu şehir insanının genlerine böylesine mi işlemeliydi materyalizmin ezici bencilliği?
Büyük insanlara bakıyorum, belki hemen hepsi yaşadıkları ortamın yalnızlarıdır. Ancak, değişim gelişmeye doğru bir ivme kazanmıyorsa, Türkiye gömlek değiştirirken, kimliğini kaybetmekte ve maalesef çok kötü bir uçuruma doğru sürüklenmektedir. Bunda en büyük sorumluluğun bürokrasinin çarkını döndürenlerde olduğuna inanıyorum. Bu bakımdan Cumhurbaşkanının o ince ayarını anlayacak bürokratik mantık maalesef ülke genelinde oluşmamıştır. Mevlana, ne güzel demiş, ‘İlim adamı devlet adamının ayağına giderse küçülür, devlet adamı ilim adamının ayağın gelirse kendisini e devletini yüceltir’, diye. Bunlardan ders alabilecek miyiz, bilemiyorum doğrusu…
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
11°
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Whatsapp Sözleşmesi'ni kabul ettiniz mi?
Namaz Vakti 24 Ocak 2021
İmsak 06:46
Güneş 08:15
Öğle 13:21
İkindi 15:54
Akşam 18:18
Yatsı 19:41
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 19 41
2. Fenerbahçe 19 39
3. Galatasaray 19 36
4. Gaziantep FK 19 34
5. Trabzonspor 20 33
6. Alanyaspor 19 31
7. Hatayspor 19 31
8. Karagümrük 19 27
9. Malatyaspor 19 27
10. Göztepe 19 25
11. Antalyaspor 19 25
12. Rizespor 20 25
13. Sivasspor 19 24
14. Başakşehir 20 24
15. Konyaspor 19 22
16. Kasımpaşa 19 22
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 20 19
19. Ankaragücü 19 18
20. Erzurumspor 20 17
21. Denizlispor 19 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 18 31
6. Bursaspor 18 30
7. Tuzlaspor 17 30
8. Ankara Keçiörengücü 17 28
9. Altınordu 17 28
10. Bandırmaspor 18 27
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 18 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 18 10
18. Eskişehirspor 18 4
Takımlar O P
1. M. United 19 40
2. Man City 18 38
3. Leicester City 19 38
4. Liverpool 19 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Aston Villa 17 29
9. Chelsea 19 29
10. Southampton 18 29
11. Arsenal 19 27
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Burnley 18 19
16. Newcastle 19 19
17. Brighton 19 17
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 17 44
2. Real Madrid 19 40
3. Sevilla 19 36
4. Barcelona 18 34
5. Villarreal 20 34
6. Real Sociedad 20 31
7. Granada 19 28
8. Real Betis 20 27
9. Cádiz 20 24
10. Levante 19 23
11. Getafe 18 23
12. Celta de Vigo 19 23
13. Athletic Bilbao 18 21
14. Valencia 19 20
15. Real Valladolid 20 20
16. Eibar 19 19
17. Deportivo Alaves 20 18
18. Elche 17 17
19. Osasuna 19 16
20. Huesca 20 13