Jön Türklerden bugüne eğitimli olmak ve olmamak arasındaki ince çizgiyi keskin misallerle ayıran yazarımız Doç. Dr. Ahmet Kavlak, içimizden ''devşirilenler'' eliyle nasıl ''medinileştirildiğimizi'' kinayeli göndermeleriyle eleştiren bir yazı kaleme aldı.
Aşağılık kompleksinin ''aydınımızı'' taşıdığı sorunlu alanı işaret eden Kavlak, ''Din yok, ahlak yok, töre yok, gelenek yok!'' tespiti üzerinden evrimden bilime, laiklikten geleneğe sıradışı tespitleri okuyucusuyla paylaştı.

Bilen bilir.

Amerika’da uzun bir süre kalanlar, Anadolu insanı ile Amerika’nın insanlarını karşılaştırmışlardır;

Genel kanaat şöyledir;

Amerika’nın okumamışından, Anadolu’nun okumuşundan el-iyazu billah,

Orada okumamış, burada okumuş tehlikelidir.

Hadi onları anladık.

Yedi düvel Osmanlıya saldırınca, devleti, milleti savunmak okumamışa düştü.

Okumamış şehit olup savaşı kazanınca, bu güruh girmedikleri savaşın galipleri oldular.

Yazarımız Doç. Dr. Ahmet Kavlak'tan agnostik düşünceye cevaplar! Yazarımız Doç. Dr. Ahmet Kavlak'tan agnostik düşünceye cevaplar!

Devletin her makamına yerleştiler.

Ama millet düşmanlıkları baki kaldı.

Milletin dinine düşman oldular.

Örfüne düşman oldular.

Yazısına düşman oldular.

Kıyafetine düşman oldular.

Medeniyetlerinin tek ölçüsü İslamiyet’e ve millete düşman olmak.

Eğitimi de kendi kafalarına göre kurguladılar.

Mezunlar da kendileri gibi olsun diye.

Oldu da netekim.

Okullara gidemeyen şanslı grup dışında herkesi tornadan geçirdiler.

Onları da yontulmaktan mahrum etmemek için zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardılar.

Onları da yontmak gerekliydi çünkü.

Ne olur, ne olmaz.

Kazara bir yontulmamış kalırsa dönüp hesap sorabilirdi.

İşin şakası olmaz.

Yıllarca başörtüsü, sakal diye uydurulmuş bir gündemle milleti uyuttular.

Öyle medeniydiler ki, devlet kurulduktan kırk yıl sonra Anıtkabir’in bayrak direğinin ipini yapma seviyesini şıp diye yakaladılar.

Getirdikleri medeniyeti ve medenileştirmeyi tarif edecek yeryüzünde sözlük yok.

O kadar yani anlayacağınız.

Bir eğitim sistemi kurdular ki, üniversiteden mezun ettikleri çocuk artık bizden değil.

En azından hedef bu.

Başarısız oldular demeyi çok isterdim.

Din yok, ahlak yok, töre yok, gelenek yok.

Yaşasın uygar (!) batının gönüllü köleleri…

Biz kim batılılar gibi uygar olmak kim.

Aşağılık kompleksini millete yedirmekte kâinat ölçüsünde başarı elde ettiler.

Batının daha biti kanlanalı 150 sene oldu ama

Zannedersin dünyayı bin yıldır batı idare etti.

Öyle kafamıza çaktılar.

Ama okumamışların sayesinde,

Bu eğitim sisteminin dişlilerinin yiyemediği kadim kültürü massetmiş olanların sayesinde,

Tüm kahramanlar sisteme razı olmayanların arasından çıktı.

Şehit evlerinin çoğu hep sıvasızdır o yüzden.

Düşünebiliyor musunuz?

1960 yıllarda Kıbrıs’ta bulunan Türk ordusunun tüm istihbaratını İngiltere’ye veren herif,

Az kalsın bu memlekete başbakan oluyordu.

Gerçi olanların içinden sadece bir iki tanesinin fikri İngiltere’den uzaktaydı.

İngiltere hep bizim üstadı âzâmımız oldu.

Hani şu bizde saltanatı kaldırtıp kendi kaldırmayan,

Hilafeti kaldırtıp kendisi kilisenin başı olan…

Eğitimimize Amerika ile kol kola tecavüz eden,

Bilginin ve inancın tıpkı Hıristiyanlık gibi bizde de ayrılmasına çalışan.

Fizik öğrettin miydi, oldu işte mükemmel insan.

Kimya bilen modern insan.

İnsanı çatal bıçakla yiyecek kadar modern yamyamları yetiştirme sistemi…

Din?  Değer?

Gerek yok.

Değer, ahlak, din, töre, gelenek, kültür….

Bunlar çağdışı şeyler, bize bu modern memlekete yakışır mı?

Yakışmaz tabii..

Gerçi onlar cenaze önünde keçi yürütecek kadar gelenekçiler ama kötü kültür bizimkidir.

Avrupa’da kötü diye bir şey olmaz.

Avrupa eğer tuvalette amuda kalkıyorsa mutlaka mantıklı bir nedeni vardır.

Tıpkı gelenekleri gibi.

Sadece bizim gelenekler çağ dışıdır, onlarınki değil.

Burada öyle insanlar yetiştirdiler ki,

Avrupa’dan ithal erkek getirmeyi savunacak kadar medeniyetin (!) sınırlarını zorladılar. (Bu teklifi hazırlayan mahlûkun nasıl öldüğünü araştırın, tavsiye ederim. Hatta Kur’an’ı harf inkılabıyla tarihe gömdük diyen milli eğitim bakanının sonunu da araştırın.)

Sonuçta Avrupalı bunlar, onların gübresinde bile bir medeniyet vardır.

Bu cümleler, komik geliyor değil mi?

Ama şöyle bir maziyi hatırlayalım;

“Yallah Arabistan’a diyen bir cumhurbaşkanı geçti bu memleketten.

Niye dedi bunu?

Dini inancı gereği başını örterek okumak isteyenlere karşı, “okuyamazsınız, hakkınız yok” demek için.

Peki, İngiltere’de bir kız, geleneksel giysileriyle okula gitmek istese ne olur?

Kimsenin aklına itiraz gelmediği gibi, itiraz edeni tabirimi mazur görün oyarlar.

Ama aynı İngiltere’nin 1947’ye kadar, Amerika’nın 2007’ye kadar köle gibi terbiye ettiği memleketimizde aynı durum vaki olduğunda bağırsakları ağızlarından çıkacak kadar bağırıyorlar, laikliğe aykırı diye.

Yav bu laiklik din ve devlet işlerinin ayrılması değil miydi?

Bize öyle öğretmişlerdi.

Yani dinsizler, kitapsızlar gibi dindarların da dinini yaşaması laikliğin teminatı altında değil miydi?

Bize öyle öğretmediler mi?

Peki, saç, sakal, başörtüsü, kıyafet, kız-erkek ayrı okumak isteği vs. nasıl laikliğe aykırı oluyor bilen var mı?

Bilen varsa söylesin.

Ben bu çirkefliğin nedenini biliyorum da, buraya yazamıyorum.

Çünkü mesele laiklik değil.

Mesele dinsizlik ve kitapsızlığın laikliğin arkasına sığınarak korunmaya çalışılması.

O yüzden, öğrenciye dinini iğne ucu kadar öğretecek bir müfredata bile razı değiller.

Mezun olanlar kitapsız olmalı, yoksa laikliğe aykırı olur.

Mezun olanlar alkol almalı, yoksa laikliğe aykırı olur.

İçki satışı serbest olmalı, yoksa laikliğe aykırı olur.

Tesadüfü bilim gibi yutturan evrim efsanesi bilim diye okutulmalı, yoksa laikliğe aykırı olur.

Ecdadına sövenlere aydın denmeli, yoksa laikliğe aykırı olur.

İngiltere’nin kraliyetine romantik anlam yüklemeli, bizimkine sövülmeli, yoksa laikliğe aykırı olur.

“Kocanın karısına tecavüzü” gibi bir komediye insan hakkı denmeli, yoksa laikliğe aykırı olur.

Her türlü melanet koruma altında olmalı, çünkü özgürlük var, yoksa laikliğe aykırı olur.

Ama Avrupa’da değil, burada olmalı.

Onlar da iyi biliyorlar ki dini olmayanın namusu olmaz, Celal Şengör’ün itirafıyla.

Hele hele Türkler.

İslam yoksa adlarını bile kaybederler.

Bunu ben bildiğim gibi,

Onlar benden de iyi biliyorlar.

Öyleyse maarifin tanziminde dini koymamak için tüm medeniyet (!) seferber olmalı.

Bişi yapmalı.

Bişi yapmalı.

Yoksa

Yoksa..

Fizik bilen yamyam yetiştiren sistemden Fatihin torunlarına doğru bir yönelme yaşanabilir.

Laiklik muhafaza….

O zaman 100 yıllık kazançlar (!) kayba dönüşür.

Onlar bunu iyi biliyorlar ve yalan söyleme görevlerini de aslanlar gibi yapıyorlar.

Herkes son zamanlarda ateizmin deizmin bilmem ne zıkkımın yayıldığını ifade etmekte.

Doğrudur,

Lakin zor zamanlar büyük adamlar doğurur.

Tarih tekerrürden ibarettir.

Ben tarihin yalancısıyım.

Demektir ki, bu tehlikeyi yok edecek gençleri de Allah hazırlamakta..

Şimdiden,

Geçmiş olsun…

Üç yüz yıllık bir tarihleri var, menfaat üzerinde dönen.

Kadim bir tarihleri ve kültürleri yok.

Orada okumamışın tehlikeli olmasını anlamak zor değil.

Orada bir problem yok anlamak açısından.

Problem burada.

Okumuşluğun tehlikesi…

Jöntürk denilen güruhun yaptıkları ortada.

Millete faydaları olsun diye, mühendis olsunlar diye Avrupa’ya gönderilenler,

Mühendis olmadılar ama geri dönüp devleti yıktılar.