Otobüsün, yolları yutarca ilerlemesine eşlik eden bir türküyle bölündü zaman... Mesafeler dondu. Zaman genişledi. Saatler bir başka işledi...
"Can özünden besmeleyi çekende,
Dil yanmazsa ben yanarım Sultanım!
Hak uğruna bir sefere çıkınca,
Yol yanmazsa ben yanarım Sultanım!"
Yanmak... Yana yana pişmek... Aşk ağacının ihtiyar dallarının gölgesinde bitap düşmek... Yunus gibi... Karacaoğlan gibi... Ham gönülden hayır çıkmaz imiş... Yanmayı bilmeyen, yakıp yıkmaktan bıkmaz imiş! Yollar... Yorulmazlık tacı takmış olsa gerek... İllaki varır menziline... Dil yormaz mı sanırsın gönlü rahmetle yakanın tenziline? Yorar elbet! Yoksa ne diye besmele çeker? Kulak versen duyarsın... Ya Hak diye döner Çalab aşığı teker!
"Dosta mektup yazma vakti gelince,
Yazar postalarım kısmet olunca...
Mektubumun mahiyetin bilince,
Kul yanmazsa ben yanarım Sultanım!"
Dost elinden içilmiş bir bardak çaydan özge ne vardır? Dost gibi dosta, dost olmak ne güzel kârdır. Dostun en güzelini dost tutanın dostluğu tutar insanı... Dostun güzelinden bihaber olanın dostluğu yutar insanı! En güzele gönül yakmış adamdır hakiki dost... Gönül, bir bakışta tanır hakiki dostu! Rızayı bârîden gayrı derdi yoktur. Ne hırkayı ister ne de postu!
"Aşıklık içimde doğduğu zaman,
Taş yanar gözyaşım yağdığı zaman...
Mızrabım sazıma değdiği zaman,
Tel yanmazsa ben yanarım Sultanım!"
Sevda... Tohumu Hak katından bir meyve... Aşk ateşiyle sulanmış gönülde çimlenir. Doğar, büyür, meyveye durur. Dost yeli esmez ise, dalları için için kurur. Mesafeleri bitiştirir dost yeli... Ayrısı gayrısı kalmaz firâk ile visâlin... Malumdur her cephesiyle halin, ahvalin... Zikredince hem çınlar hem çınlatır gönlü... Sönmek istemez ki bu hâl üzre yananlar! Ayrı düşmez korkma... Dostların en güzelini her daim ananlar!
Yol yolluğunu, kul kulluğunu yaparken bu akşamüstü... Türküler, her sefere takılmış süstü. Süsten tüten bir hayal sarmaladı yüreciğimi... Meğer yola revân olunca kendini gösterirmiş efkârın dürüstü...