Filibeli Ahmed Hilmi’ye rahmet

Nuri Pakdil, dünyanın ahirete açılan kapısından dün tekbirlerle, rahmet dualarıyla yolcu edildi. Şahitlik ettik ve ederiz ki, o bir Müslüman olarak yaşadı, bir Müslüman olarak vefat etti; mekanı cennet olsun.

Sevenlerinin sosyal medyada yayınladıkları müşterek pozları gördükçe, kendi büyük eksikliğimden yakınıyorum şimdi. Merhum Pakdil ile onlardaki gibi göz dolduran ikili bir fotoğraf çektirememişim. Bu yüzden, “Bakın ben Kudüs’te iken merhum da oradaydı” veya “Benim katıldığım ödül törenine o da gelmişti” ya da “En son, bir festivalde kitaplarımı imzalarken görüşmüştük, işte ispatı” şeklindeki cümleler eşliğinde bir paylaşımda bulunamadım.

Neyse, ben bu eksikliğine yanadurarak, tefekkür ehlinden, edebiyat mesleğinden bir diğer Müslümanın, on gün sonraki vefat yıldönümü için önceden kurguladığım yazıyı yazmaya yöneleyim.

Onun adı: Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi.

Hazretle ilgili bir rahmet okumayı talep eden bu yazıyı yazmamın nedeni ise “Filibeli Ahmed Hilmi diyor ki” başlıklı yazımdan sonra, kimi okurlarımın ilettikleri “Biz onu sadece bir romancı olarak biliyorduk” şeklindeki tepkilerdir.

Filibeli’nin hayatı ve fikirleri hakkında bilgiye ihtiyaç duyanları, TDV İslam Ansiklopedisi’ndeki ilgili maddelere ve onların altında yer alan kaynakçalara yönlendirerek, sadece onun yazıdığı kitapların adlarını zikretmekle, hayal denizinin derinliklerinde attığı sağlam kulaçların fikri zeminini göstermenin yeterli olacağını düşünüyorum:

Düşünce ve inceleme kitapları:

-Senûsîler ve On Üçüncü Asrın En Büyük Mütefekkir-i İslâmîsi Seyyid Muhammed es-Senûsî (İstanbul 1325, 1333)

-Müslümanlar Dinleyiniz (İstanbul 1326)

-Târîh-i İslâm (I-II, İstanbul 1326-1327)

-İlm-i Ahvâl-i Rûh – Psikoloji (İstanbul 1327)

-Allah’ı İnkâr Mümkün müdür? Yahut Huzûr-ı Fende Mesâlik-i Küfür (İstanbul 1327).

-Yirminci Asırda Âlem-i İslâm ve Avrupa: Müslümanlara Rehber-i Siyâset (İstanbul 1327)

-Akvâm-ı Cihân (İstanbul 1329)

-İki Gavs-ı Enâm: Abdülkadir ve Abdüsselâm (İstanbul 1331)

-Türk Rûhu Nasıl Yapılıyor? (İstanbul 1329)

-Hangi Meslek-i Felsefîyi Kabul Etmeliyiz?: Dârülfünun Efendilerine Tahrîrî Konferans (İstanbul 1329)

-Beşeriyetin Fahr-i Ebedîsi Nebîmizi Bilelim (İstanbul 1331)

-Huzûr-ı Akl ü Fende Maddiyyûn Meslek-i Dalâleti (İstanbul 1332)

-Muhalefetin İflâsı (İstanbul 1331).

-Üss-i İslâm: Hakāik-i İslâmiyye’ye Müstenid Yeni İlm-i Akâid (İstanbul 1332)

Edebi kitapları:

-Vay Kız Bekçiyi Seviyor (İstanbul 1326)

-İstibdâdın Vahşetleri yahut Bir Fedâinin Ölümü (Oyun, İstanbul 1326)

-A‘mâk-ı Hayâl (İstanbul 1326)

-Öksüz Turgut (İstanbul 1326)

-Şiirler (İstanbul 2005)

Filibeli’nin kitapları, sonradan erişilen tefrikaların ve metinlerin de eklenmesiyle, Büyüyenay tarafından “Bütün Eserleri” kapsamında yayınlanıyor. Nitekim İlm-i Ahvâl-i Rûh – Psikoloji (İstanbul 1327) adlı kitabı, 8. kitap olarak, Ruh Hallerinin İlmi adıyla yakın zamanda çıkacak.

Filibeli’nin en azından A‘mâk-ı Hayâl’nin onlarca kez basılmasına itibar ederek, çok okunduğu vehmiyle, onun vefat yıldönümü olan 30 Ekim’de, sosyal medya mücahitlerinden az sayıda da olsa mesajlar görmeyi ummamız elbette zaittir. Elbette onlar da kendi açılarından haklı sayılacaklardır, zira altında “Üstad, falanca ile...” yazarak (virgülün yerine dikkat) yayımlayacakları bir fotoğraftan mahrumdurlar herşeyden önce. Fotoğraf yoksa hafıza ve hatıra

(-e yoluyla görünme) zaten yoktur artık.

Şimdiden, Filibeli’nin Masonlar tarafından zehirlenerek şehit edildiğine dair bir bilgiyi paylaşırsam, belki onu hatırlamaları mümkün olur diye umut ediyorum. Bu bilgi önemlidir zira, sosyal medya mücahitleri acaip şekilde Siyonist ve Mason düşmanıdırlar ve bir ecelin onların vesilesiyle gelenine ziyadesiyle dikkat kesilirler.

Filibeli, Galatasaray’dan mezun olduğu günden itibaren, vefatına kadar gazetecilik yaptı; bu uğurda Fizan’a, bilahare Kastamonu ve Bursa’ya sürüldü.

Arûsiyye tarikatının müntesiplerinden olan Filibeli, sıkça kapatılmalarına rağmen, ısrarla çıkardığı gazete ve dergilerinde Siyonizmi ve Masonluğu kıyasıya eleştirdi.

30 Ekim 1914’de âniden vefat etti. Hiçbir rahatsızlığının bulunmadığına şahitlik eden dostları, Filibeli’nin bakır zehirlenmesiyle Masonlar tarafından öldürüldüğünü ileri sürdüler ancak savaş ve imparatorluğun yıkılma şartlarında kimse bu iddianın üzerine gidemedi. Ardından Kemalist sistem de onun unutulmasını isteyince, adı ve eserleri uzun bir süre kül altında kaldı.

On gün sonraki vefat yıldönümünü vesilesiyle Filibeli’ye mutlaka bir Fatiha armağan edelim.

Mekanı cennet, hatırası mübarek olsun.

YORUM EKLE

banner5