Maarif Platformu Başkanı ve aynı zamanda habervakti.com yazarı Osman Çakmak Maarif Düşüncemiz Çalıştayı ile ilgili  bir değerlendirme yaptı ve sorularımıza cevap verdi:

ÇALIŞTAY TARİHİ BİR GÖREV YAPTI 

 “Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri Çalıştayı”nda, projenin ikinci ürünü (kitabın II. Cildinde) olacak kitapla ilgili sunumlar yapıldı. Kitapta yer alacak filozof ve alimlerin maarife ve eğitime dair fikirleri, Türkiye’nin farklı üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin sunumlarıyla ele alındı.

-Çalıştaya kimler katıldı?

  Maarif Platformunun destek verdiği Çalıştayın Başkanlığını Prof. Dr. Bayram Özer’in yaptı.  Çalıştay İstanbul TÜGVA genel merkezinde icra edildi.  İstanbul İl Milli Eğitim Müdürünün, çeşitli üniversitelerimizden rektörlerin, milletvekillerinin, Cumhurbaşkanlığı Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu üyesinin,   eğitim bilimcilerin, akademisyenlerin, öğretmen ve okul idarecilerinin ve çeşitli STK temsilcilerinin katıldığı ve çok yönlü paydaşların buluştuğu bir bilim şöleni halinde geçti.

Toplantı, TÜGVA Genel Başkan yardımcısı Selim Özaltun,  Çalıştay Düzenleme Kurulu Başkanı Bayram Özer ve ilgili protokol konuşmaları ile başladı.  Arkasından 1. panel başladı. Rektör Yücel Oğurlu’nun  başkanı olarak yer aldığı   oturumda davetli  konuşmacılar; Tahsin Görgün, Kemal Tekden, Ömer Özyılmaz, Burhan Akpınar hocalarımız sunumlarını yaptılar. Toplam 7 panel ve sosyal aktiviteli kapanış oturumu ile toplantı iki gün sürdü (29-30.06.2024). Bir ön rapor yayınlandı.  

www.maarifplatformu.com/maarif-dusuncemizin-kuramsal-temelleri-calistay-2-on-raporu/

 İstanbul’daki çeşitli üniversiteler yanında Ankara, Balıkesir, Diyarbakır, Elazığ, Batman, Eskişehir, Iğdır, Erzurum, Kayseri,  Samsun, Urfa’dan katılan  eğitim bilimci akademisyenler çalıştayda sunumlarını yaptılar; müzakerelerde bulundular.

Çalıştay   basının değişik kademelerinde  haberlere konu oldu.  Köşe yazarları  köşelerinde konuyu değerlendirdi. Gazetelerde tam sayfa manşetten değerlendirme ve haberlere konu oldu.   

-Çalıştayın yankısının büyük olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kısaca MAARİF DÜŞÜNCEMİZ projesi adını verdiğimiz   bilimsel çalışmalar dizisinin sunduğu fırsat ve imkanlar, açılan yeni ufuk bizi heyecanlandırıyor.   Bu proje büyük bir uyanışa vesile olabilir.

Merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin hocamızın ömrünü vererek uzun araştırmalar sonunda ulaştığı tarihi gerçeklerin, elle tutulur, gözle görülür örnekleri ve maketleri, görenleri hayretler içinde bırakıyor. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesini gezenler, ecdadımızın  asırlar boyunca bilim, teknoloji, sanat, kültür ve medeniyette ne kadar ileri olduğunu anlayıp düşünmeye başlıyor. İşte Fuat Sezgin hocanın  yapmak istediği şey, tam da bu uyanıştı!

Layıkı ile değer verilemeyen Fuat Sezgin’in mücadelesini kaldığı yerden, maarif yönünü öne çıkararak devam ettirmek istiyoruz. 

Mesela Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinden söz ediyoruz. Ama içinin nasıl doldurulacağı konusunda belirsizlik var.  

İşte bu proje,  eğitimde kendi referans sistemlerimizin kurulmaya başlanması, ders kitaplarının ve eğitim materyallerinin kendi medeniyet anlayışımızla yeniden yazılması  için gerekli olan    kavramları bize kazandırabilir.  Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin içinin doldurulması konusunda büyük bir fırsat ortaya çıkıyor.

Çalıştayda  ele alınan ana hususları şu şekilde hulasa edebiliriz:  Birçok konuda millî hamle başlatan Türkiye’nin, bundan  mevcut ithal eğitim modelleri ile yoluna devam edemeyeceği açık bir şekilde görülmektedir. Ancak bunun nasıl olacağı ve hangi metotlarla yoluna devam edeceği konusunda belirsizlik sürmektedir.

Maarifte, hukukta, tıpta ve diğer bilim alanında Batının yedeğinde ve asalak  yaşayan anlayış ve uygulamalardan hızla kurtulmak  için çözüm arayışına girmemiz en elzem  vazife olarak ortaya çıkmaktadır.  En başta ihtiyacımız olan şey ise zihnî  aydınlanmadır. Çünkü Batı  sömürge düzenini eğitim ve bilim  yalanları ile yürütmektedir.  Böylece tüm buluşları kendisinin bulduğu ve medeniyetin gerçek sahibi olduğu algısını oluşturuyor.   Eğitim gibi bilimi de sömürge ve tahakküm aracı olarak kullanıyor.

Çalıştay kapsamındaki panellerde, sunulan bildirilerde ve yapılan müzakerelerde Yusuf Has Hacib’ten Ahmet Yesevi’ye; İmam Gazali’den İbn-i Arabi’ye; Mevlana’dan Yunus Emre ve Attar’a; Kindi, Sühreverdi, Nizamül Mülk’e kadar dünya bilim ve düşünce tarihine mal olmuş birçok düşünür ve âlimin maarifle ilgili tespit ve yaklaşımları masaya yatırıldı. Diğer yandan Nurettin Topçu ve Bediüzzaman gibi yakın dönemde Doğu’yu da Batı’yı da iyi bilen mütefekkirlerin fikirleri de gündeme getirildi. 

Çalıştay boyunca  gündeme gelen konulardan birisi de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve  onunla bağlantılı yeni müfredat çalışmaları oldu. Kendi kavramlarımızı yeniden keşfetmeye yönelik proje ve çalışmalar yapmadığımız takdirde bu modelin ölü doğacağı ya da güdük kalacağı dile getirildi. Maarif Modeline ilişkin dayanaksız eleştiriler yerine akademik ve epistemolojik değerlendirmelerin yapılması konusunda üniversitelerin daha fazla inisiyatif alması gerekliliği vurgulandı ve üniversiteler göreve davet edildi. Kendi özgür ve özgün ders kitapları anlayışını oluşturmamız konusunda üniversitelerin sessiz kalması ve konuya sahip çıkmaması hususu  eleştirildi.

Çalıştay sonucu bir raporla kamuoyu ile paylaşıldı. Rapora aşağıdaki linkten ulaşılarak bu bilimsel toplantının sonuçları ve etkileri konusunda daha fazla bilgiye ulaşılabilir:   www.maarifplatformu.com/maarif-dusuncemizin-kuramsal-temelleri-calistay-2-on-raporu/

-Bu projenin  en önemli kazanımının kendi kavramlarımızla bizi buluşturması olacağını ifade ediyorsunuz.  Eğitimin kendi kavramlarımıza kavuşmasının  önemini nasıl açıklayabiliriz?

Her bilim alanı  kendine özgü kelime ve kavramlardan meydana gelir. Kullandığımız dil, yani kelime ve kavramlar zihin ve his âlemimizde çağrışımlar ve izdüşümler meydana getirir. Bu şekilde kullandığımız kelime ve kavramlarımızla aramızda bir bağ vardır. Bu bağ ana dilde kendiliğinden oluşur. Bu bağ yoksa sun’i şekilde teşekkül eden bir dil var demektir ve sentetik dil ile düşünce geliştirilemez, ilim yapılamaz;  kendi  maarif sistemini kuramazsınız, maarif  metinleri oluşturamazsınız, tıp  ve hukuk müktesebatı oluşturulamaz. Kendinize ait bir maarif sistemi meydana getirilemez.

Hekimle  hakîm  aynı kökten gelir. Bizim hekimlerin hikmetle yetişmesi lazım. Hikmetsiz ve ahlaksız,  maneviyatsız bir tıp eğitimi olabilir mi?  Kullanılan dil ne kadar doğru ise   toplum tarafından benimsenebilir. Ülkemizde ithal eğitim sistemi sorunu bulunduğu için  eğitim metinleri gibi  hukuk metinleri, tıp ve sağlık dili anlaşılır olmaktan uzaktır.  Bu metinlerin halkın ekseriyetinin yabancısı olmadığı bir dille kaleme alınması, kendi kavramlarımıza kavuşmamız gerekir. Bilim   dili, halka yabancı ise halk da o bilim metinlerine yabancı kalacak, onları benimsemeyecektir. Bugün kü  bilimden uzak yapımızın ve çoğu alanda taklit teknolojiye mahkum olmamızın altında bu neden vardır.  

Toplantıda tüm konuşmacılar bu gerçeğe dikkat çektiler. Onlardan birisi de  Ömer Özyılmaz hocamız   oldu:  Sorunu hem analiz ediyor;  hem  de soruna çözüm sunuyor. Kısaca arzedelim.   

Eğitim sistemleri yansız ve tarafsız olmazlar, boşlukta da durmazlar. Onlar kurulurken, muhakkak bir inanç, dünya görüşü ve felsefi (fikri) bir zemini benimser, bağlanır; o zemine dayandırılır ve onun üzerine kurulurlar. Bu zemine Eğitimin Temel Felsefesi ya da bağlı olduğu, destek aldığı dünya görüşü denir. Eğitimin bağlı olduğu dünya görüşünden/temel felsefesinden üç temel olgu ve bunları ifade eden üç temel kavram ortaya çıkar. Bunlar:

1- Eğitim Felsefesi, milletin inancı, tarihi ve dünya görüşünün eğitime yansıyan yönü;

2- Eğitim Sisteminin İnsan Felsefesi, temele alınan eğitim felsefesinin insana bakışı,

3- Eğitim Sisteminin Bilim Felsefesi (Epistemolojisi) eğitim felsefesinin hedeflediği bu insanı, hangi bilim dalları, hangi bilgi ve yöntemlerle yetiştireceğidir.

Bu üç kavram yani Eğitim Felsefesi, İnsan Felsefesi ve Bilim Felsefesi (Epistemolojisi) kavramları, bütün eğitim sistemleri açısından, üzerinde en çok durulması gereken kavramlardır. Bunlara, eğitim sistemlerinin temeldeki konuları ya da sorunları denir.

Bu kavramların içini nasıl dolduracağız?  Muhakkak bir inanç, bir dünya görüşü ve bir felsefi (fikri) birikim bunların içini doldurur. Bu kavramların içini dolduracak olan inanç, dünya görüşü ve felsefi (fikri) birikim, eğitim sistemlerinin ‘kimliklerini ve içeriklerini belirler. Diğer bir deyişle eğitim sistemleri bu birikime göre kimliklerini ve içeriklerini bulurlar. O yüzden dirayetli ve geleceğine sahip çıkan milletler, bu kavramların içinin, kendisine yabancı anlayışlarla doldurulmasına müsaade etmez, onu kendi inançlarıyla doldururlar. Ayrıca eğitim sistemlerinin dolayısıyla milletlerin, geleceğe hangi kimlikle ve nasıl yürüyeceklerini de yine bu kavramların içini dolduracak olan inanç, dünya görüşü ve felsefi (fikri) birikimler belirler.

-Düzeltme adına yapılanlarla eğitim sisteminin    yap - boz tahtasına dönüştüğü genel bir kanaat. Eğitim tarihimiz sil baştan yeniden uygulamalarla dolu.   Bu da bir ümitsizlik oluşturuyor.  Nedir  temel yanlışlık?

Her şeyden önce eğitim sistemimizi millet olarak biz tasarlayıp kurmadık. Bu eğitim sisteminin dünya görüşü, eğitim, insan ve bilim felsefeleri ile; vizyonu, müfredatı ve ders muhtevaları ve yöntemleri ile bizim  değerlerimizi dışlayan bir anlayışla kurulmuş bir sistem.    

Bu sorunlar ortada iken, bunları görmezden gelip, bu eğitim sistemini geliştirme/güçlendirme çalışmaları yaptık. Bize rağmen, bizi değiştirmek, bozmak ve başkalaştırmak için kurulmuş olan bu sistemin daha da güçlendirdik. Böyle olunca eğitim fabrikası   inancı, tarihi, kültürü ve milletinden kopuk, gayr-i milli olarak yetişen ürünler ortaya çıkarmaktadır.  Geçen yıllar bu şekilde heba oldu. Bu temel sorun görülmeyince şimdiye kadar yapılanlar, bizi değiştirmek, bozmak ve başkalaştırmak isteyenlerin işine yaradı. 

Milli Eğitim sistemi kadar şekilsel yapbozlardan nasibini alan ve bakan ve bürokrat harcayan başka bir başka kurum var mı? Bakan kurumu öğrenip yeni bir şeyler yapmaya yeltendiğinde görevden alındı. Milli Eğitimi arkadan yöneten mekanizmayı kimse fark etmedi.  

 -Bakanlık yeni müfredatla tarihle bağını kurmak için  alan açarak  bir bakıma görevini yaptı diyebilir miyiz?  Bu, atılmış önemli bir adım ise;  bundan sonra  yapılması gereken ne olmalıdır?

Yeni müfredat çalışmaları ile bu ihtiyacın karşılanmasında Millî Eğitim Bakanlığı üzerine düşen görevi kısmen yaptı ve yapmaya çalışıyor. Peki bakanlığın açtığı bu alanı doldurmak kimin görevi? Üniversitelerin değil mi? Peki ilim dünyası, yani akademisyenler ne yapıyor?  Üniversitelerimiz niçin harekete geçmiyor?  Üniversitelerin görevi en başta devletin  ve halkın ihtiyacı olduğu alanlarda ilmi çalışmalar yapmak değil mi? 

Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile bir irade ortaya koydu. Bu iradenin, yerli ve milli maarif fikir, yaklaşım ve desteklerle güçlendirilmesi gerekir. Ülkemizdeki Milli Eğitim’in çözüm konusunda yetersiz kalmasının ana nedeni, üniversitelerin yani bilim camiasının konuya sahip çıkmaması; çözümde/yeniliklerde/reformlarda bilimsel anlamda öncü olmaması bulunuyor. Üniversite ile halk/endüstri/sektör/kültür birbirinden niçin kopuk vaziyette kalıyor?  Buna beyin -beden ayrıklığı da diyebiliriz. 12 Eylül İhtilal darbe  anayasasının ürünü olan YÖK sistemi bu ayrıklığı oluşturmak için bir işlev görüyor.  Bizim herşeyden önce bir üniversite reformu yapmaya ihtiyacımız var. Darbe anayasasından kurtulmak ve üniversiteleri toplumun hizmetine sokmalıyız.   YÖK sisteminin ana problemi budur: Üniversiteleri kampüsün içine kapaması/sadece diploma veren kurum haline getirmesi,  topluma hizmeti adeta “yasaklamasıdır”.     

20 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmeni ve tüm velileri ilgilendiren MEB’in öncü olduğu Maarif Modeli hakkında üniversitelerimizin  sessiz kalması   düşündürücüdür.   Üniversitelerin topluma faydalı çalışmalar  yapması onların asli görevleri olmalıdır. Halbuki  bu görev üniversitelerimizde unutulmuş gibidir. 

BAKANLIĞA HAKSIZ SALDIRI      

Millî Eğitim Bakanlığı, son günlerde  bu yeni model ve müfredattan dolayı,  saldırılara maruz kalıyor.  İlim dünyası bu saldırılar karşısında ne yapıyor?  

Elbetteki Yeni Müfredatta ve Modelde  bir çok eksik yön var. Yeni müfredatın gerçekten geliştirilmesi gereken birçok yönü bulunuyor. Ancak bunların tartışma ve geliştirme yerleri bilim mahfilleri olmalı.     

Bakan hakkında suç duyuruları yapılıyor. İlmî dayanaktan yoksun ve tamamen çarpıtılmış suçlamalar ve saldırılar bunlar. Öze ve köklere dönülmesi, böylece eğitime kimlik kazandırılması, ülkemiz eğitiminin öncelikli ihtiyaçlarıdır. Müfredatı kendimize göre uyarlamamız Milli Eğitimin asli bir görevidir. Yeni müfredat çalışmaları ile Bakanlık bu doğrultuda az da olsa bazı kazanımlar elde etti. 

 Şunu açık ve kesin biliyoruz: Bilimi arka bahçeleri gören ve çağdaşlığı maske yapan bazı çevreler bu gelişmelerden rahatsız oluyor. Her zamanki gibi laiklik ve çağdaşlık kavramları üzerinden çalışmaları baltalamaya ve sabote etmeye çalışıyorlar.  Bunların bir kısmına  durumdan vazife çıkartan “zımmı zümreler”, sistemden nemalanan yol kesen haramiler diyebiliriz   Özellikle eğitimi rant hale getiren çevrelerin içerideki yerli işbirlikçileri ile birlikte çalışıyor.

Bunların adı konulmamış imtiyazlı halleri ve menfaatleri gereği bu anlamsız inatlarından   cepheyi  kolayca vazgeçmeyeceklerini biliyoruz. Her şeye rağmen, kendimizi de işin içine katarak söylersek, bizler bu milletin birer ferdi ve temsilcisi olarak insanımızın ve ülkemizin hayrına yapılması gerekeni yapıyoruz. Olası tepkilerin varlığına ve darlığına rağmen bunu yapıyoruz, yapmalıyız da. Buda Milli Eğitim odağında yapılan projenin doğru yolda olduğunun mühim bir göstergesi yabancıların içimizdeki elleri mahiyetinde olan mahfillerde  görülen rahatsızlıktır. Burada aslolan yapılan iyi şeyler karşısında duyulan rahatsızlıkta çok duyulması gereken memnuniyet ve verilmesi gereken destektir.

Mesela bu çevreler Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı otaklığında yapılan Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesinden de rahatsız oluyorlar.

Halbuki ÇEDES Projenin amacı milli ve manevi değerlere bağlı fertler yetiştirmek. Proje ile okullarda açılacak olan ÇEDES kulüplerinin manevi ve kültürel değerleri önceleyerek yapacakları sosyo-kültürel faaliyetler ile öğrencilerin eğitim hayatına katkı sağlanmasından büyük rahatsızlık duyuyorlar.

Tenkit hakkımız mahfuz kalmakla beraber, Sayın Bakan’ın haklı çabalarında her zaman yanında ve destekçisi olduğumuzu açıkça belirtmek isteriz. Bakanlık gürültülere aldırmadan yoluna devam etmelidir.

Bu konularda konuşması gereken yerler varsa  ilim dünyasıdır. Bilimle çözüm  üretme alışkanlığını  elde etmeliyiz. Bu amaçla üniversiteleri göreve davet ediyoruz.  Eksikler  insafla ve hak namına  ele alınmalı; problemlere bilim ve aklın ışığında çözüm bulunmalıdır.  

-Hükümetin açtığı alanlarda üniversiteler kendine düşeni yapıyor mu?   Üniversitelere hangi görev düşüyor?

Yeni müfredat çalışmaları ile  bu ihtiyacın karşılanmasında Milli Eğitim Bakanlığı üzerine düşen görevi kısmen yaptı ve  yapmaya çalışıyor. Peki Bakanlığın açtığı bu alanı doldurmak kimin görevi? Üniversitelerin değil mi?  Peki ilim dünyası yani  akademisyenler ne yapıyor? 

Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile bir irade  ortaya koydu. Bu iradenin, yerli ve milli maarif fikir, yaklaşım ve desteklerle  güçlendirilmesi gerekir. Ülkemizdeki milli eğitimin çözüm konusunda yetersiz kalmasının  ana nedeni üniversitelerin yani bilim camiasının konuya sahip çıkmaması ve öncü olmaması olduğunu düşünüyorum.    

Bakın üniversitelerde yüzlerce binlerce tezler araştırmalar yapılıyor ama bunlar genelde sinai, ekonomik ve kültürel hayatımız ve geleceğimizle alakalı değil. Düşününki bu kadar üniversite ve on binlerce öğretim elemanına sahipsiniz. Ama onlardan istifade edeceğiniz yaptırımlar ve sistemler yok.

Bir ülkenin geleceği için bundan vahim daha ne olabilir?

-Bu harekete sahip çıkılması için kime ne görev düşüyor?

En büyük arzumuz tabi ki  sadece yetkililerin değil ilgili sivil toplum kuruluşlarının da  bu harekete sahip çıkması ve destek vermesidir. Beklediğimiz şey; bu proje kapsamında ortaya çıkarılan tespit ve bulguların öncelikli olarak müfredatta karşılık bulması ve gerekleriyle birlikte uygulamaya geçilmesi için yeni projeler ve çalışmaların önünün açılmasıdır.  

Bu vesile ile şunu da belirtmeden geçemiyeceğim. Biz Maarif Platformu olarak konuya sonuna kadar sahip çıkmaya devam edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığnın ve yetkililerin motive eden yaklaşımları elbette bize şevk veriyor. Bu vesile ile  platformun çabalarını  tanıtan basının  ve STK’ların destekleri çok değerli bulduğumuzu ifade etmek isteriz.  Bu dava, derdi  memleket ve vatan olan herkesin meselesidir. Bu noktadaki iyi niyet, çaba ve destek buluşması, muvaffakiyetin anahtarıdır.

-Bu proje bir uyanışa sebep olabilir mi?

Gençlerimiz, Batının ileri teknolojisi karşısında milli ve dini açıdan aşağılık kompleksine kapılıp, batıya büyük hayranlık duyarak taklitçi bir yola girmektedir. İşte bu noktada yaşanan kırılma, milletçe kültür, inanç ve milli şuurumuzun yok olmasına ve sonsuza kadar başkalarına muhtaç, onların desteğiyle ayakta kalabilen ve hiçbir zaman kendine güvenemeyen nesillerin yetişmesine sebep olmaktadır.

Bilim  felsefesi ve bilim tarihi dersleri verdim. Orada gördüğüm şuydu: Öğrenciler tarihi gerçeklerle buluşunca hızla  güvenleri yerine geliyor.  Aşağılık kompleksine karşı en büyük devanın,  adeta şok etkisi yapacak ilacın  bilim tarihi ile ilgili gerçeklerinin onlara sunulması olduğunu düşünüyorum.

Gerçek İslam Bilim ve Medeniyet, Maarif Tarihinin sunulması  sadece milletimize değil, tüm İslam alemine  büyük bir ümit, güven ve motivasyon sağlayacaktır. Bunu idrak edebilsek kısa zamanda kültür emperyalizminden kurtulup medeniyet yarışında yerimizi alabileceğiz. Müslümanlar ve ecdadımız geçmişte bilim, sanat ve teknolojide dünyaya nasıl yön vermişlerse, gelecekte de bunu yapabilecek inanç, irade ve kapasiteye sahip olduklarını göstereceklerdir.

Çalıştay sonrası bir de sonuç raporu yayınlandı. Raporda hangi konular öne çıkmaktadır?

Sonuç raporunda  bundan sonra yapılması gerekenlere dikkat çekildi. Şöyle ki; bundan sonra yapılması gereken iş ortaya konulan eğitim gerçekliklerinini eğitim dünyamıza değişik boyutları ile yansıtılması olmalıdır. Bu proje ve kitap boyutundaki hazırlık ilmi/ kültürel organik alan çalışmaları için bir veri tabanıdır, temel ve ön argümanlardır. Buradan hareketle özgün kavramsallaştırmalar, münhasır modeller, tezler ve literatür üretilerek; mevcut modern kavram/görüş/model ve eserlerle mukayeseli çalışmalara başlanması ve kazanımların ders kitaplarına ve müfredata yansıtılması sürecine geçilecektir. Yapılan eleştirel çalışmalarla, yer yer hesaplaşmalarla uyum modları yakalanacaktır. Önümüzde zorlu ve bir o kadar da önemli aşamalar durmaktadır. Yine benzer şekilde pedagojik uygunluğun güncellemesiyle birlikte, uygulanabilirlik yolunda önemli adımlar atılacaktır. 

Sonuç raporuna şu linkten ulaşılabilir: www.maarifplatformu.com/maarif-dusuncemizin-kuramsal-temelleri-calistay-2-on-raporu/

Fjpedajkgrpoerjktğ 2Fjpedajkgrpoerjktğ 1Fjpedajkgrpoerjktğ 4Fjpedajkgrpoerjktğ 3