Hey gidi Mehmet Akif! Yattığın yer nûr olsun! Bir asır sonra da geçerliliği olan mısraların sahibi olmak şair kılarmış insanı... Şair Mehmet Akif, zaman ilerledikçe kesâfeti ve lezzeti inkişaf eden bir sanatın öznesi kuşkusuz...
Âh güzel şair Mehmet Akif! Bir hususta ilavede bulunmak lüzumu hasıl oldu diye gönül koymazsın inşallah... Arkasına saklanan sermayenin ittirmesiyle, maşa kabilinden âleme çullanan medeniyeti ne güzel tasvir etmiştin: "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!" El Hak doğrudur.
Gel gör ki Koca Akif! O canavar da gelişen teknolojiden istifade eyledi. Tek dişi kalmış idi ya sen yaşarken... Milenyum devrinde bizim canavar, ağzının tamamını implant yaptırıp, eskisinden daha parçalayıcı hale geldi.
Bizi mi sorarsın? Her akşam başka insanlar olarak yatıp, ertesi sabah bambaşka insanlar olarak uyanır olduk. Tenkid edilen günleri arama faslındayız diyeyim sen anla gerisini... Cannibalism denen yamyamlık illetine dûçar olmuş kanatlılar gibi yiyip tüketiyoruz kendimizi... Artık yıktık ne de olsa her meseleye dair bendimizi! Her hâl ve şarta müsaitiz. Çizgilerimiz, küresel illüzyon silgisiyle silinmiş... Su taşıdığımız o kadim kovanın dibi delinmiş... Manzaraya şöyle geriye çekilip bir baksan... Kuracağın yegâne cümle: "Artık bu hikayede sona gelinmiş..."
Azlıkla azmışlığın düellosu için son yokuşa sardırırken saatlerin kadranı... Kervankıran yıldızlarıyla teşrik-i mesai etmenin bedeli ödemekle bitmez. Karaya oturan ümitlerin şiiri yazılmazmış... Kördüğüm olmuş sualler yumağından üç kilim dokunur belki... Kim için? Kime göre? Kim tarafından?
Hani... Tükürün diyorsun ya Koca Akif! Tükür tükür nereye kadar? Tükürenin ağzı Sahra çölüne dönerken, tükürülenin bir "Ya Rabbi şükür" demediği kalmış... Tevil çağında "Aaaa! Hakikaten doğru yahu" denmeyecek mevzu yok gibi... Öyle ki... Münekkidler binbir özür dilemek zorunda kalabilir. Aman Koca Akif! Mısralarınla ürkütme bir asır öteden ünleyip... Uyuyanlar, uyutanların ninnisinde... Bir uykudan çıkmadan öbürüne dalabilir.
Hem sen teşhisi o vakitler yapmışsın ey şair:
"Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan,
Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın:
"Hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız;
Sade, i'lanı çekilmez bu acaib aşkın!"
Teşhisine bakınca, boşa kürek çekiyoruz besbelli... Gerçi âkıbeti forsa olanın işi kürek çekmek ister istemez. Çekiyoruz Akif çekiyoruz! Kafesimizin içinde telden tele sekiyoruz. Bir kısmımız buna uçmak diyor. Hasbünallah tesbihi eşliğinde ruh bahçemize sabırlar ekiyoruz. Nasibimize düşerse bir kaç damla gözyaşı... Onunla suluyoruz. Hasat vaktine dek, çarnaçar saç-baş yoluyoruz.
Sanırım... Senin Kur'an-ı Kerim'den ilham alarak yaptığın "korkma!" çağrısını yanlış anladık. Korkmuyoruz artık... Bu doğru... Lâkin mahiyeti birazcık tersyüz... Korksa idik... Gaflet yahut dalâlet ufuklarından yüzgeri edebilirdik. Ve hakikaten arar bulur. Bir türlü gelemediğimiz kendimize gidebilirdik! Şimdi... Herşey daha da karmaşık... Çınar ağacı koca gövdesiyle arz-ı endam eylese de... Aman vermez imiş çınar yapraklı sarmaşık... Aşık atmak oyun olmaya oyun da... Oyun içinde oyun bulaşık... Neyse... Zaten zaman "Oyun Teorisi" zamanı...