Yıllardır aynı şey konuşuluyor, yazılıyor; sistem lazım, sistem lazım. Anladık. O kadar üniversite, o kadar akademik personel, her yıl artan okuma yazma oranı, GSMH deki artışlar, yurt dışı iş ve seyahat tecrübeleri, teknik ve teknolojik gelişmeler hepsi var ama hala niye bir sistemimiz yok. Neden hala ticarette, siyasette, toplumsal ilişkilerde, trafikte, farklı siyasi ya da dini anlayıştakilere karşı bir anlayışla hoş görme, anlamaya çalışma hususlarında bir ilerlemeyi sağlayacak bir sistemimiz yok. Devlet idaresinde kurumsal devamlılıkta kamu yararı ve menfaati esastır anlayışına uygun olarak iktidarlar değişse bile aynı topluma daha kaliteli hizmet sunabilmek için devlette devamlılık esastır anlayışına uygun genel geçer kabul edilecek bir kamu maliyesi ahlakına uygun çalışma stratejimiz yok.
Dünyevi anlamda pek çok şeyde gelişme sağlamış olmamıza rağmen bundan elli yıl öncesine göre kıyaslanmayacak derecede imkanlarımız ve hayat konforumuz artmasına rağmen neden toplumsal ahlakta çöküşler, stres ve travmalara bağlı cinayetler, pek çok kurumda hırsızlık ve yolsuzluklar artıyor. Pisliğin bulaşmadığı bir yer kalmamış sanki. Laik kurumlar, ideolojik yapılanmalar, farklı fraksiyonlar, dini kurumlar sözde din formunu kullanan dine dair ayet ve hadisleri değerlendirerek insanları yardıma motive eden STK’lar. Alın birini vurun ötekine.
Menfaati kesilenlerin önceden kul köle olduğu kurum ve liderlere karşı o kurumdan bir şekilde dışlanması ya da miadının dolmasıyla uzaklaşması sonucunda sonradan akla hayale gelmeyen eleştirilerle kin kusan ağızları ne din ne dava ne ideoloji anlamında izahı kolay olmayan sapma açısının büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Sosyolog bir dostumuzun yaptığı bir analiz sonunda söylediği şu özet cümle içimizi acıtmıştı; ‘’Ahlaksız bir toplum olma yolunda freni patlamış otomobil gibi yüksek bir hızla ilerliyoruz’’
Evrensel Kabule Giden Yol
Geldiğimiz noktada genel geçer insanların ihtiyaç duyduğu evrensel ahlak yasaları konusunda İnsan olma şerefine sahip yetişmiş, objektif düşünen siyasi ya da dini tercihlerine bakmadan birbirlerine saygı ve güven esaslı, insan merkezli düşünen bir erdemliler topluluğu (Hilf-ul Fudul) oluşturmak gerekiyor sanki yeniden. Ve Akabe ölçüleri. On beş asır öncesindekine benzer. Mevcut asrımızda var olan kutsallarımız birileri tarafından yaralanmış, en nazik yerinden hançerlenmiş vaziyette. Bu hançer yarasından sürekli kan kaybediyoruz. İnsanlığımızı, keremimizi, saygı ve sevgimizi kaybediyoruz. Bu kanayan yaraya bir an önce insanlığın ihtiyacı olan evrensel değerlerle müdahale edilmeli. Önce biz evimizde, mahallemizde, şehrimizde, ülkemizde bunu yapmalıyız. Sonra dünya. Dünyanın hali de malum. Birleşmiş milletler Teşkilatı sadece formaliteden ibaret. Güçlülerin hukukunu koruyan haktan ve hukuktan uzak bir kurum.
İlk çağ insanlık tarihinden beri insanlar, gruplar, milletler, devletler birbirleriyle savaşmışlar, kimileri galip gelmiş kimileri mağlup olmuş. Tamam anladık bunda bir sorun yok. Sorun şunda savaşında barışında, ticaretinde, söz vermenin ve sözde durmanın da, galip ülkelerin ve ülkesi işgal edilen insanlarını da davranışına dair bir hukuku olmuştur. Bu hukuka uygun davranmayan milletler, devletler, diğer toplumlar tarafından bir şekilde hizaya getirilerek dünya düzeninde bir insicam oluşsun diye çabalar görülmüştür. Uluslararası hukuku dinlemeyen ve zulümde devam eden toplulukların ömrü çokta uzun süreli olmamış ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. ‘’Zulümle abad olunmaz’’ hikmetli sözü tamda bunu ifade etmektedir.
Hangi Gruptanız
‘’Ahseni takvim’’ den Adem oğlunun ‘’mükerrem’’liğinden bahseder Kur’an. Ve bir de esfele safilinden. Hareket kabiliyeti bakımından pozisyon alabilen üç grup varlık oluşmuş kevni alemde. Yani; 1- Ahseni takvim insan, huyuyla sözüyle merhameti ve saygısıyla, sevgisiyle saygıdeğer insan. 2- Hayvanat alemi 3- Sözleri, huy ve davranışlarıyla hayvanlardan daha aşağısı olan bir başka grup insan.
İki yılı aşkın bir zamandır bir zulmü seyrediyoruz. Aslında sadece iki yıllık değil olay. Yarım asırlık bir işgal ve zulüm devam ediyor. Sonunda ateşkes oldu derken baktık ki o da bir yalan…
Sen adil Değilsin, Barıştan Hiç Değilsin!
Dünyanın gözü önünde ceberut bir ülkenin kovboy-tüccar başkanı kendine mahsus stratejisi ile sözde ateşkes yaptırıyor, garantör ülkeler tanımlıyor, iki taraf anlaşıyor ama bir iki hafta geçmeden İsrail denen zalim ülke bir günde yüz kişiden fazla silahsız kadın, çocuk ve yaşlıları ekmek kuyruğunda beklerken öldürebiliyor. Bay kovboy, İsrail'in yaptığı doğrudur diyebiliyor ve dünya devletlerinden tık yok. Garantör devletlerden bir ses yok. Kınamışlar hem de şiddetle kınamışlar tekraren…
Ölüyor insanlık ölüyor. Hayır, aslında biz ölüyoruz. Kendi ölümünü bu şekilde canlı yayında seyreden hiçbir varlık belki de yoktur. Ölen sadece Filistin sanıyorsak yanılıyoruz.