Devir değişti dedi ağarmış bıyıklarını sıvazlayarak. Zaman ile başı hoş olmadığını belli eden bakışlarında bir kurdun kesif çevikliği saklıydı. Evet devir değişmişti, haklıydı!

Yanında oturan, muhtemelen akranı ihtiyar, yılların eğmeye muktedir olamadığı anlaşılan omurgasıyla heykelvari bir duruşla etrafı süzmekteydi. Dinliyordu lakin kırışık yanaklarında parlayan mimikleri, muhalefet ettiği hususunda tereddüde yer bırakmıyordu.

Çok geçmeden kurt bakışlı ihtiyar, arkadaşının muhalefetine iyiden iyiye emin olmuşçasına es verdi. Hırıltıyla karışık aldığı nefesi dişlerinin arasında ezer gibi sordu: "Madem benim söylediklerim hoşuna gitmedi. Sen izah et şu devrilesice devrin encâmını!"

Etrafı süzüşünü kesmeden cevaplamaya başladı: "Bir kere devir değişmez. Zira devir dairevi bir hareket olup belli fasılalarla aynı kavisi dolanır durur. Farklı dekora bakıp aldanma! Şu idrak ettiğimiz geçişi bizden öncede idrak edip geçen kaç nesil vardır kim bilir? Senin bu devri daime çatışın, aynalarda görmeye alıştığın karayağız delikanlıyı özlüyor olman... Hasret güzeldir amma marazi bir his tufanına saplanıp kalmak bize yakışmaz mirim!" Sonra sustu. Az öteden kaldırımdan geçen bebek arabalı anneyi işaret ederek "Biz de bir zamanlar onun gibi yolun başındaydık. Şimdi menzil göründü. Nöbeti devretme zamanı yakın..."

Kurt bakışlı ihtiyar sözünü bölerek "Kocadık diye yani... Havlu attım demiyorsun da!" diyerek çıkıştı.

Yakın arkadaş olmanın verdiği salahiyetle bir ağız dalaşıdır gitti aralarında... Kaç eski defter açıp kapattılar orası muamma... Kâh çekiştiler. Kâh hem fikir oldular. Kâh güldüler kâh gözleri bulutlandı. Hallerini seyrederken ruhumda esen latif rüzgârın lezzetini tarife ne hacet...

O sırada minarelerden segah makamında akşam ezanları yükselmeye başladı. Bizim iki ihtiyar sur üflenmiş de kabirden kalkmışçasına Kurşunlu Camiinin yolunu tuttu. Hakiki yârin davetine giderlerken yürüyüşleri, on sekizlik delikanlılara taş çıkaracak kadar zindeydi. Peşleri sıra ben de yola revan oldum. Böyle neşeli iki arkadaşı görmeyi nasip ettiği için Allah'a hamd ederken, hasretine alışamadığım ahietlik kardeşlerim düştü gönlüme... Secdelerde buluşuyor olmakla teselli bulmak da olmasa... Halim yaman olurdu elbet...

Camiden çıkarken Rahmetli Abdurrahim Karakoç'un şiiri dudaklarımdan Muğla akşamına güvercin olup kanat çırpıyordu:

"İçimde uzayan her yol

Çıkar gider dosta doğru...

Nergis, ıtır, menekşe, gül

Kokar gider dosta doğru...

Zamanım yoğrulur gamla

Birleşir sabah akşamla

Ilık kanım damla damla

Akar gider dosta doğru...

Gel bende gör, sen gel beni

Durduramaz engel beni

Görmediğim bir el beni

Çeker gider dosta doğru...

Beynim fırın, bağrım tandır

Yanarım hayli zamandır

Sevgim bir yavru ceylandır

Seker gider dosta doğru...

Ne saklarım, ne gizlerim

Yalnızca Onu özlerim

Tabutta bile gözlerim

Bakar gider dosta doğru..."