Aldana aldana geçiyor ömür... Akrep ayrı aldatıyor yelkovan ayrı... Görünen yüzüne bakıp, görünmeyen yüzüne aldanıyoruz hadiselerin çok defa... Göstere göstere aldatmak da az değil! Beş duyunun ağına takılsa da aldatış... Aldanıvermek işimize geliyor belki... Aldatanın kabahati bir ise aldananın iki! Aldana aldana aldatmayı öğrenmeyenimiz kaldı mı ki?
Hasar almış gemi gibi itimat adına ne varsa! Kırgın, dargın ve yorgun ağaçlar diktiğimiz yer, şu iyi niyet dediğimiz arsa... Haydi kurumaya terkedelim mümkün ise... Gözyaşıyla sulamamak yiğitliğe sığarsa... Yiğitlik ne kadar hamasi kaldı dillerde... Şaşan yok artık bir sırtlan bir arslanı boğarsa!
Mükerrer aldanış, aldatana verilen rüşvet misali... Aldatan ve aldanan arasındaki psikolojik rabıta sadece yalan çarkıyla açıklanamaz ki... Belki bağımlılık çerçevesinde bir maraz... Aldatmak da aldanmak da şifasız birer âraz!
Aldatanlar mı çok yoksa aldananlar mı? Yoksa aldatıcılığı yakıştırmayıp, kendini uyanık sananlar mı? Çoğunluk önemsiz bu terkipte! Aldatmanın hangi tarafında durduğunun da önemi yok! Tövbe-i nasuh da edilse, çivi çıkar izi kalır kabilinden... Kirlenmişlik için aldatıcılığın faili ya da mağduru olmak kâfi... Çünkü birinin diğerine rastlaması için aynı yolda yürüyor olması icab ediyor. Aldatma caddesinde yürüyüşe çıkmış olmak hangi çerçevede makul olacak ki? Bu noktadan bakınca marjinal olmak bir üstünlük gibi görünüyor sisler arasından...
Yüz kişinin doksan dokuzu yanlışı terennüm ederken, itiraz eden bir kişi... Şeklen marjinal kalır değil mi? Kişinin şahsında doğru da marjinal yaftasıyla yaftalanır. Lakin hakikat böyle şekli işlemez. Çünkü hakikat stratejik değil taktik hareket eden bir ruhla nüfuz eder meseleye... Hem aldatan-aldanan rabıtasında stratejik bir kapana kısılış vardır. Zamanla aynılaşma kazanında bir örnekleşme kaçınılmazdır. Siyah kuğunun varlığı, bütün kuğular beyazdır önermesini nasıl bir fiskede al aşağı ediyorsa... Marjinal yaftasıyla üzeri örtülen hakikat de vakti gelince bütün aldatıcılıkların peçesini düşürüverir.
Koroyla şarkı söylemek hakkıyla yapıldığında güzel olsa da... Sanatkâr olmayan nice korist arada kaynamaz mı? Sadece şarkı söyler gibi yapıp dudak oynatanlar bile çıkabilir. Solo şarkı söyleyen marjinal mi kalır? Şarkının hakikatini vererek söyleyen solist her dinleyenin gönlüne sirayet eder. Ama koro ve solo aynı anda şarkı söylediğinde, koronun solisti bastırması gibi bir garabet de zuhur eder. Korolar aldatıcılığın müşahhas bir halidir bu zaviyeden bakınca... Çünkü zevk-i selimi idlâl eder. Zevk-i selim kozmopolit iklimleri sevmez. Kozmopolitlik özünde, aldatmanın mayaladığı durgun bir sudur. Durgun su da tahir sıfatına haiz değildir. Necip Fazıl ne güzel söylemiş:
"Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!"
Kervankıran yıldızları tarih boyunca kervanların perişanına sebep olmuş. Marjinal(!) bir yolcu çıkmamış mıdır aceb? Çıksa da bir şekilde icabına bakılmıştır herhalde... Necip Fazıl yine güzel söylemiş:
"İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?"
Aldana aldana geçiyor ömür dedik ya... En çok da kendimizi aldatarak geçiyor. Rıza inşa etme deminde "Bir dakika!" diyebilmek lazım hiç olmadığı kadar... Demenin de ötesini kavramak! Bilenlerin bildikleri, yanıldıklarına yetmez olmuşsa... Karabakır, ağzı beraber dolmuşsa... Suyu ziyan etmemek gerek... Rahmetli üstad Abdürrahim Karakoç ile bağlayalım sözü:
"Bir yağmur bekliyorum, kuruyanı ıslatsın
Bir yağmur bekliyorum, tohumlara can katsın
Bir yağmur bekliyorum, silsin kirlerimizi
Bir yağmur bekliyorum, bizi bize anlatsın."