Beklenen misilleme, beklenen mesaj
İran’ın Katar’da bulunan El-Udeyd Hava Üssü’nü hedef alması benim için sürpriz olmadı. ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik doğrudan saldırısının ardından, İran’ın buna kayıtsız kalması beklenemezdi. Nitekim gün içinde ABD’li yetkililer, İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan üslerine yönelik olası saldırılarına dair açıklamalarda bulunmuşlardı.
Bu saldırının, özellikle Aksa Tufanı sonrasında İran’ın ABD’ye yönelik gerçekleştirdiği ilk doğrudan askeri müdahale olması sebebiyle, haberi ilk duyduğum anda kendi kendime şu soruyu sordum: “Bu, beklenen bir misilleme saldırısı mıydı, yoksa İran, yıllardır meydanlarda haykırdığı ‘Büyük Şeytan Amerika’ya ölüm’ sloganını artık fiili bir savaşa mı dönüştürüyordu?” Acaba bu eylem, dikkatle planlanmış ve iç kamuoyunu tatmin etmeye dönük sembolik bir misillemeden mi ibaretti, yoksa 3. Dünya Savaşı'nın fitilini ateşleyecek sürecin başlangıcı mıydı?
Bu sorulara bir cevap bulmak adına, taraflardan gelecek resmi açıklamaları beklemeye başladım.
Uluslararası ajanslardan gelen ilk bilgiler, alt düzey bürokratlara dayandırılan isimsiz açıklamalardı. Ancak bu tür açıklamalar bile, sürecin yönünü anlamak ve zihnimdeki sorulara en azından bazı ipuçları bulmak açısından yeterliydi.
ABD’li askeri yetkililer, Katar’daki üsse yönelik bir füze saldırısının gerçekleştiğini, fakat herhangi bir can kaybı ya da ciddi maddi hasarın olmadığını bildirdi. Bu açıklama, İran’ın eyleminin “kontrollü misilleme” sınırları içerisinde kaldığının ilk sinyallerini veriyordu. Ardından İran cephesinden gelen açıklamalarla tablo biraz daha netleşti.
İran devlet medyası saldırıyı büyük bir başarı olarak servis etti. "Beşair el-Feth" (Fetih Müjdecileri) adı verilen operasyon, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından ABD’nin saldırılarına karşı güçlü bir yanıt olarak duyuruldu. İran Devrim Muhafızları ise El-Udeyd Üssü’ne “yıkıcı bir darbe” indirildiğini açıkladı. Beyaz Saray’a da açık bir mesaj verildi: İran, egemenliğine ve topraklarına yönelik hiçbir saldırıyı karşılıksız bırakmayacaktı.
Ancak medyaya servis edilen saldırıya dair teknik detaylar bu açıklamaların aksini söylüyordu.
İran’ın bu saldırısı, ABD ile doğrudan çatışmaya girmeyen, kontrollü sınırlar içinde kalmış sembolik bir askeri hamleydi. Ancak sınırlı kalmasına rağmen, aynı zamanda açık bir diplomatik mesaj niteliği taşıyordu. Sahadaki etkisi düşük olsa da, iç politikadaki karşılığı güçlüydü.
Tahran yönetimi, özellikle muhafazakâr ve devrimci tabanına “geri adım atmadık” ve “intikam alındı” mesajını verebilmek için bu adımı atmayı zorunlu gördü.
El-Udeyd saldırısı, iç dengeleri koruma açısından işlevsel bir araç olarak devreye sokuldu. İç kamuoyuna intikam alındığı mesajı verilirken, ABD tarafına ise diplomasiye açık bir zemin oluşturulmak istendiği mesajı iletildi
Zaten, İsrail'in saldırılarının başlamasından itibaren İran tarafının yaptığı açıklamalarda dikkat çekici diplomasi sinyalleri göze çarpıyordu:
"ABD ve İsrail, müzakereleri yeniden başlatmayı gerçekten istiyorlarsa, saldırılarına derhal son vermelidir.
Bu ifade, İran’ın diplomasi kanalını tamamen kapatmadığını, ancak masaya dönmek için sahadaki baskının azaltılmasını ön koşul olarak sunduğunu gösteriyordu
Trump’ın açıklamaları da bu karşılıklı anlayışın işaretlerini taşıyordu. İran’ın saldırıdan önce bilgi verdiğini açıklayarak Tahran’a teşekkür eden Trump, iki ülke arasında arka kapı diplomasisinin sürdüğüne dair güçlü bir mesaj verdi.
ABD Başkanı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
"İran, nükleer tesislerini hedef alan saldırımıza oldukça zayıf bir yanıt vererek resmî tepkisini ortaya koydu. Bu saldırıyı bekliyorduk ve etkili bir şekilde bertaraf ettik. Toplamda 14 füze fırlatıldı; bunlardan 13’ü havada imha edildi, kalan 1 füzeye ise tehdit oluşturmadığı için müdahale edilmedi. Bu saldırıda hiçbir Amerikalı zarar görmedi ve neredeyse hiç hasar oluşmadı. Bunu memnuniyetle bildiriyorum. En önemlisi, İran bu saldırıyla “öfkesini boşaltmış” oldu. Umarım artık nefret sona erer. Ayrıca İran’a, bu saldırıyı önceden haber verdiği için teşekkür etmek istiyorum. Bu sayede herhangi bir can kaybı yaşanmadı ve kimse yaralanmadı. Belki şimdi İran, bölgede barış ve uyum yönünde adımlar atabilir. Ben de İsrail’i aynı şekilde hareket etmeye içtenlikle teşvik edeceğim.
Bu açıklama, saldırının kapsamının ABD tarafından makul düzeyde ve tolere edilebilir bulunduğunu ve Trump yönetiminin bu adımı bölgesel istikrar arayışıyla ilişkilendirdiğini açıkça gösteriyordu. Aynı zamanda İran’ın da hem içeride “intikam alındı” mesajı verebildiği, hem de dışarıda müzakere kapısını kapatmadan sahada bir denge kurabildiği bir tablo ortaya çıkmış oldu.
Tarihte benzeri çokça yaşanmış olan bu tür “kontrollü çatışmalar”, genellikle müzakere süreçlerinin ön evresini oluşturur. İran’ın sembolik düzeyde kalan bu hamlesi de aynı şekilde, önümüzdeki günlerde ateşkes anlaşması ile sonuçlanacak diplomatik sürecin ilk işaret fişeği olarak okunabilir.
ABD, İran’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla gücünü gösterdi ve ciddiyetini ortaya koydu. Mesaj netti: Ya müzakere masasına Washington’un belirlediği şartlarla oturursun ya da bu şartlara razı olacak yeni bir rejimin önü açılır. Bu mesaj aynı zamanda İran’a, eğer tansiyonu tırmandırırsa, Hamaney dahil üst düzey liderliğinin hedef alınacağı yeni bir saldırı dalgasının başlayacağı uyarısını da içeriyordu.
Tahran bu mesajı aldı. Müzakereye hazır olduğunu gösterdi; ancak bu sürece geçmeden önce iç kamuoyuna “intikam alındı” mesajını vermek zorundaydı.
İran rejimi, iç siyasette sarsılan temellerini sağlamlaştırmak ve ilerleyen süreçte müzakere masasında kendi tabanına daha güçlü bir görüntü sunmak amacıyla, bugünkü saldırıya benzer ve ABD tarafından tolere edilebilecek düzeyde birkaç kontrollü eyleme daha başvurabilir. Ancak, bu gerilimi sona erdirecek bir anlaşma imzalanana kadar İsrail'e yönelik füze saldırılarının süreceği aşikar.
Şimdi gözler, bu hamlelerin diplomasi masasına nasıl yansıyacağında… Kontrollü saldırılarla açılan bu kapı, bölgeyi kalıcı bir barış zeminine mi yoksa daha derin bir çatışmaya mı sürükleyecek, bunu önümüzdeki günler gösterecek.
Not:
Dün gece tamamlayıp sabah paylaşmayı planladığım bu yazı, henüz yayına girmeden önce ABD Başkanı Trump, ABD, İsrail ve İran arasında bir ateşkes sağlandığını duyurdu.