Aslında bugün okuyacağınız bu yazıyı Pazatesi günü yayımlamayı planlamıştım. Ancak hafta sonu Uluslararası Vuslat Platformu'nun konuğu olan Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sayın Nuri Albayrak'ın konferansından edindiğim izlenimleri sıcağı sıcağına sizlerle paylaşmayı daha doğru buldum. Bu sebeple sigarayla ilgili hazırladığım yazıyı bugüne erteledim.
Konferans sonunda Sayın Nuri Albayrak'ın hediye ettiği Albayrak Medya Grubu yayınlarına hafta sonu göz atma fırsatı buldum. O yayınlar arasında yer alan Gerçek Hayat dergisinin Haziran 2026 tarihli 1128. sayısında, editör Kemal Özer'in "Dünyayı Ateşe Verenler ve Acı Çekenler" başlıklı yazısını ilgiyle okudum. Sigaranın tarihini, küresel sigara endüstrisini ve bu sektörün perde arkasındaki büyük ticari düzeni anlatan bu yazının, kaleme aldığım yazıyla büyük ölçüde örtüştüğünü gördüm.
Ayrıca aynı sayının ilerleyen sayfalarında yer alan "Çocuk Ciğerinden Kazanılan Servet: E-Sigara" başlıklı kapsamlı dosya da, sigara ve elektronik sigara sektörünün görünmeyen yüzünü anlamak açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.
Bu vesileyle Gerçek Hayat dergisinin bu sayısını ve emeği geçen bütün kıymetli yazarlarını gönülden tebrik ediyor, sigara meselesine farklı bir pencereden bakmak isteyen bütün okuyucularıma özellikle tavsiye ediyorum.
Değerli kardeşlerim,
Televizyonu her açtığımızda karşımıza sigaranın zararlarını anlatan kamu spotları çıkıyor. Radyoyu dinliyoruz, aynı uyarılar kulağımızda yankılanıyor. Marketlerin ve büfelerin raflarında sigara paketlerini görüyoruz. Üzerlerindeki korkutucu fotoğraflar adeta “Dur!” diye haykırıyor.
Her yerde aynı cümle var.
“Sigara öldürür.”
Ama ne hikmetse bu cümle, milyonlarca insanın elindeki sigarayı söndürmeye yetmiyor.
Peki neden?
Çünkü insan sadece bilgiyle değişmez. İnsan, bildiğiyle değil, inandığıyla yaşar.
***
Türkiye'de yıllardır kapalı alanlarda sigara yasağı uygulanıyor. Paketlerin üzerine caydırıcı görseller konuldu. Kamu spotları aralıksız yayınlandı. Buna rağmen sigara tüketimi hala milyonlarca insanı etkileyen büyük bir toplumsal yara olarak varlığını sürdürüyor.
Demek ki mesele sadece sağlık meselesi değildir. Aynı zamanda bir irade, bir vicdan ve bir iman meselesidir.
Ben bunu yaşayarak öğrendim.
Yıllarca sigara içtim. Günde bir buçuk pakete yakın sigara tükettiğim günleri bilirim. Defalarca bırakmaya niyet ettim.
“Yarın bırakırım” dedim,
“bu paket bitsin” dedim,
“Ramazan gelsin” dedim.
Ama olmadı.
Çünkü bırakmak istiyor, fakat bağımlılığın zincirlerini kıramıyordum.
Yıllar önce Avrupa'da bulunduğum dönemde, merhum Yusuf el-Karadâvî'nin Çağdaş Meselelere Fetvalar adlı eserini okuyordum. Kitapta sigarayla ilgili fetvasına rastladım.
Beni etkileyen, meseleyi ilmi bir titizlikle ele almasıydı. Önce geçmiş âlimlerin görüşlerini aktarıyor, ardından günümüz tıbbının ortaya koyduğu kesin gerçekleri değerlendiriyor ve fetvasını üç temel esasa dayandırıyordu.
Birincisi, Allah'ın insana emanet ettiği bedene bile bile zarar vermekti. Sigara, insanı hastalığa ve ölüme sürüklüyordu.
İkincisi, israftı. Faydasız, hatta zararlı bir şeye para harcamak, Kur'an'ın yasakladığı israf kapsamına giriyordu.
Üçüncüsü ise kul hakkıydı. Sigara içen kişi sadece kendisine değil, dumanını soluyan eşine, çocuklarına ve çevresindeki insanlara da zarar veriyordu.
Kur'an'ın “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”, “Kendinizi öldürmeyin.” emirleriyle birlikte Peygamber Efendimizin, “Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” hadisini esas alarak şu sonuca varıyordu:
“Benim fetvam sigara haramdır.”
İşte hayatımın dönüm noktası o cümle oldu.
O gece kitabı kapatıp fetvanın altına el yazımla şu notu düştüm:
“Müslüman günah işleyebilir. Fakat işlediği günahın farkına vardığında onu terk etme iradesini göstermelidir. Rabbim bu kararımda bana yardım etsin.” 1 Ocak 2001- Saat 23.45
O gece sigarayı bıraktım.
Allah'a hamdolsun, o gün bugündür bir daha ağzıma sürmedim. Aradan yaklaşık çeyrek asır geçti. Rabbim o gece verdiğim sözde beni mahcup etmedi.
Bana sigarayı doktor bıraktırmadı.
Paketlerin üzerindeki korkutucu fotoğraflar da bıraktırmadı.
Bana sigarayı, “Bu haramdır.” hükmü bıraktırdı.
***
Bir başka acı değişimi daha yaşıyoruz.
Bizim gençliğimizde bir edep vardı. Sigara içen gençler, Köyün veya mahallenin büyüklerini görünce sigarasını saklar ya da söndürürdü. Babasının, dedesinin, hocasının yanında sigara içmek ayıp sayılırdı.
Bugün ise ne yazık ki bu edep büyük ölçüde kayboldu. Asıl kaybettiğimiz sadece sağlığımız değildir. Hayâmızı, edebimizi ve büyüklerimize duyduğumuz hürmeti de yavaş yavaş kaybediyoruz.
***
Bugün sadece Yusuf el-Karadâvî değil, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da aynı gerçeğe dikkat çekmektedir. Kurul, sigaranın hem içene hem de çevresindekilere zarar verdiğini, bağımlılığa yol açtığını, israf olduğunu ve pasif içicilik sebebiyle kul hakkına neden olduğunu belirterek, İslam'ın canı ve malı koruma ilkeleriyle bağdaşmadığını, bu sebeple dinen caiz olmadığını ifade etmektedir.
Özellikle, topluma önderlik yapan kardeşlerimizin de bu konuda topluma örnek olmaları büyük önem taşımaktadır. İnsanlara helali ve haramı anlatırken, bu emanete zarar veren bir alışkanlığı sürdürmek toplum vicdanında haklı bir çelişki oluşturmaktadır.
Bile bile kendimize zarar vermek, helal kazancımızı ateşe savurmak ve çocuklarımızın ciğerlerine duman üflemek hiçbir mümine yakışmaz.
Belki de bugüne kadar sigarayı bırakmak için yanlış kapıyı çaldık.
Bedeni ikna etmeye çalıştık, kalbi ihmal ettik.
İnsanların korkularına seslendik.
Ama imanlarına yeterince dokunamadık.
Oysa mümin bilir ki, Allah'ın haram kıldığı bir şeyi terk etmek sadece sağlıklı yaşamak değil, aynı zamanda kulluk şuurunun bir gereğidir.
***
Yusuf el-Karadâvî, sigarayla ilgili fetvasının sonunda özellikle gençlere şu çağrıda bulunuyor:
“Bilhassa gençlere şunu tavsiye ederim. Sıhhatlerini bozacak olan bu belaya düşmekten kendilerini uzak tutsunlar. Sigaranın erkeklik ve delikanlılık alameti olduğu zannına kesinlikle kapılmasınlar. Çünkü o tuzağa düşenler bir an önce ondan kurtulmak istiyorlar. Ondan kurtulmanın yolu ve ilk adımı da o sana galip gelmeden ve kökleşmeden senin ona galip gelmendir. Yoksa kendini onun pençelerine kaptırdın mı, Rabbin merhamet edip kurtarırsa kurtarır, yoksa biraz zor.”
Aradan çeyrek asır geçti. O satırlar yalnızca benim hayatımı değiştirmedi. Rabbimin izniyle, bu yazıyı okuyan bir kardeşimin hayatına da dokunursa, kendimi bahtiyar sayarım.
Belki de bu yazıyı okuyan bir kardeşim, elindeki sigarayı son defa söndürecektir.
Eğer bu satırlar tek bir insanın bile bu zararlı alışkanlığı terk etmesine vesile olursa, Rabbime sonsuz hamd ederim.
Benim hayatımı değiştiren cümle şuydu:
“Haram olduğunu öğrendiğim bir günahı işlemeye devam edemem.”
Bugün sigaraya hiç başlamamış her gencimiz büyük bir nimetin içindedir. İçenler için ise en doğru zaman yarın değil, bugündür.
Rabbim bedenini, ömrünü ve sağlığını kendisine emanet bilen, nefsinin değil, Rabbinin çağrısına kulak veren kullarından eylesin. Gençlerimizi, ailelerimizi ve bütün insanlığı bu zararlı alışkanlıktan muhafaza buyursun.
Selam ve dua ile,