24.05.2019, 03:07

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nureddin Yıldız

Selamun aleyküm hocam;


Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini söylemişsiniz.


Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” deyip kestiriyorlardı. Nihayet 2011 yılında bir TV kanalında Hüseyin Kaçın isimli bir terapiste rastladım. Aynen beni anlatıyordu. İrtibata geçtim ve terapiye başladık. Geldiğimiz noktada hamdolsun büyük bir mesafe kat etmiş bulunuyoruz.Terapiler boyunca anladım ki eşcinsellik sadece eşcinsellik değil, çocukluktan itibaren biriken yetiştirilme hatalarının acı bir sonucu.


Eşcinselliğin içinde mükemmeliyetçilik, özgüven eksikliği, baskın ve örnek alınan anne, silik veya aşırı baskın kendinden nefret ettiren baba, narsisizm, borderline ve türlü sıkıntılar yer alır. Bunları tek tek çözmeden eşcinselliği yenmek mümkün değildir.


Evet, verdiğiniz cevaplara geri dönelim. Vaktini boş geçirmemesi gerektiğini söyleyerek ona eşcinselliğini hatırlamayacak kadar meşgul olmasını, yani bu sorunu halının altına süpürmesini tavsiye etmişsiniz aslında. Yapmamız gereken onu aseksüel yapmak değil, mevcut cinsel isteği doğru kanala yönlendirmektir. Cinsel isteği zaptetmek sorunu, işin bu kısmını başarabildikten sonra gelmelidir. Eşcinsellik evlilikle çözülmez. Bu sorunları çözmeden evlenen kişi zaten eşine gerekli ilgiyi gösteremez ve o evlilik sonunda yıkılır. Ya da adam bütün ömrü boyunca hoşlanmadığı bir cinsle beraber olma eziyetine katlanır. Bu durum kadına da haksızlıktır.


Dua demişsiniz. Evet, bizim duadan başka ehemmiyetimiz yok. Lakin konu eşcinsellik olunca farklı bir durum var. Eşcinsellerin en büyük sorunu özgüven eksikliğidir. Dindar bir eşcinsel sürekli Allah'a bir daha o fantezileri aklına getirmeyeceğine, normal bir erkek olacağına dair
yeminler, tevbeler eder. İnsandaki cinsellik arzusu bir sel gibidir.Eşcinsel bireydeki bu arzular yanlış kanala yönelmiş ve oraya doğru akmaktadır. Ne kadar zaptetmeye kalkarsa kalksın, önüne çektiği set yine patlar ve başa döner. Neticede bu kısır döngü böyle devam eder gider. Allah'a verdiği sözleri bir türlü tutamayan bu bireyin artık kendine saygısı
kalmaz. Bu durum özgüven eksikliğini, yani eşcinselliği besleyen bir durumdur. Bende de böyleydi. Bu yüzden psikoloğum terapi süreci boyunca eşcinsellikten kurtulmak için dua ve tevbe etmememi söyledi. (Kendisi dini hassasiyetleri olan biridir, güvenebilirim.) Onun için “Allah’ım nolur kurtar beni!” dualarımın yerini “Allah’ım karşıma nefesim olacak bir hatun çıkar.Nefesi olacak, her yönden birbirimizi memnun edeceğimiz, cennette de
birlikte olmak isteyeceğimiz ve olacağımız bir eş nasip et bana!” duası aldı, çok daha etkili, en azından psikolojim üzerinde.


Eşcinselliğin birçok nedeni var, benimkiler şunlar:


1- Mükemmeliyetçilik: Fiziken ve vasıf olarak çok kötü olmamama rağmen sürekli kendime kusur buluyor, bir kadının benden hoşlanmayacağını düşünüyorum. Bir kadının beni beğenebileceği mükemmellikte olmaya çalışıyor, sonra o mükemmelliğe hiçbir zaman erişemeyeceğimi düşünüp, baktığım erkeklere “Kızlar bundan hoşlanırmı?” gözüyle bakmaya başlıyorum. Sonra kızların hoşlanacağı o mükemmel kişiyle yakın olmaya çalışıyor, farkında
olmadan beynimde fanteziler kurmaya başlıyorum. Böylece onu, yani mükemmelliği kolay yoldan elde etmiş oluyorum. Bunlar kafamda gelişen süreçler tabii.


2- Özgüven eksikliği: Yukarıdakiyle benzer bir durum. Kişinin kendisini güçsüz kuvvetsiz görmesi ve koruyacak bir güç araması. Kendini koruması karşılığında onu cinselliğiyle ödüllendirmiştir. (Yine sadece zihnimde gelişen süreç)


3- Dini anlatanların kadınlarla arama koyduğu mesafeyi abartması, düşünmeyi dahi yasaklaması, kadını şeytan olarak lanse etmeleri. Çocuk aklımızla neler düşünüyoruz bunların sonucunda. Tam olarak şöyle bir şey: Kadın; anne, abla, hala, teyze olarak iyi, ama cinsellik devreye girdiğinde kadın şeytan!Düşünmek bile haram! Dediğim gibi, insandaki cinsellik isteği bir sel gibi... Eğer bu selin doğal yolunu tıkarsanız, kendine başka bir yol bulur mutlaka. Bende de öyle oldu. “Kadını düşünmek haram, gerçi Kur’an’da Lut kavminden filan bahsediliyor ama yinede erkeği düşünmeye bir yasak konulmamış” gibi bir düşünce gelişiyor çocuk aklıyla insanın. Gerçi yasaklar insanı cezbeder ama bende bu farklı oldu.


4- Babamdan nefret etmem ve ablam tarafından yetiştirilmem...Daha nedenler var ama yavaş yavaş çözüyoruz inşallah. Ben sizden bu yazıyı paylaşmanızı rica ediyorum. Çünkümuhtemelen o cevap verdiğiniz arkadaşlar şu anda “Ya Nureddin Hoca'ya bile sordum ama derdime deva bulamadım. Ne lanetli bi adamım ben?” diye kıvranıp duruyorlardır. Ben size konu hakkında gerekli linkleri atayım:

Dindar eşcinseller iyileşir mi?

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=994.0

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=998.0

Eşcinsel Terapi:

http://www.youtube.com/user/escinselterapi

Sitede benim yazılarım da vardı ama şu an bakımdaymış atamıyorum. Benimle de irtibata geçerseniz tecrübelerimi aktarmaya çalışırım.


Bu maili gönderen: Erkut Ali Aydın

Fetva Meclisi
http://www.fetvameclisi.com


Selamünaleyküm.


Yazınızı siteye koyuyorum. Bizim tespitimize itirazınızda haklı olduğunuz bölüm var, eksik takdir ettiğiniz bölüm var. Bizi bir psikolog gibi düşünmekte eksik düşünmüş oluyorsunuz. Böyle bir konuya genel hatları ile bakmak durumundayız. Fıkıhla alakası olmayan bölümlere girersek hata etmiş oluruz. Biz bu tür dert sahiplerine umumiyetle birinci yöntem olarak doktorlu bir tedavi sürecini özellikle tavsiye ederiz. İkinci olarak da sözünü ettiğiniz hastalığın sizdeki çeşidi onlarcasından biridir sadece. Size bir nebze yararlı oldu ama bir başkasına hatta pek çoğuna yararlı olmayabilir. Nihayetinde mükemmeli yapma iddiamız olamaz. İnşaallah siz kurtulursunuz, sizin vesilenizle de başkaları kurtulur ve siz de ecir kazanırsınız. Yalnız neticeyi görmeden kesin kanaatler kullanmamanızı tavsiye ederim size.
Allah Teâlâ size afiyet ihsan etsin, derdinize derman bulmayı nasip etsin.

Allah'a emanet olun.

Selamünaleyküm.

Nureddin Yıldız

29 yaşında eşcinsellikten kurtulma yolunda tedavi gören bir erkek olarak ben, kendi tecrübemden yola çıkarak eşcinsellerin iç dünyalarında yaşadıkları en büyük problemlerin şunlar olduğunu düşünüyorum:

  • Kendini yetersiz, zayıf hissetme. Kendine güvenememe. Eşcinsellerin tamamının aile yapısı aynı değil muhakkak. Kendi üzerimden konuşacak olursam; bize son derece sert davranan, istisnalar hariç vurmasa, dövmese de psikolojik olarak bizi korkutan, sindiren, yanında konuşmaya cesaret edemediğimiz bir babam vardı. Ona göre her hareketimiz şımarmaktı. Yanında put gibi oturmamızı beklerdi. Konuşmaya, gülmeye cesaret edemezdik. Onunla duygusal bir bağımız yoktu. O bizim için sadece bir otoriteydi. Ona itaat etmemiz, gerekli konularda ondan izin almamız, ondan korkmamız gerekiyordu. Sevgi bağıyla bir ilişki kurmak söz konusu değildi. Eğitimimizle, dini gelişimimizle, kişisel gelişimimizle, kısacası hiçbir şeyimizle ilgilenmezdi. Anneme ve bizlere kötü davranır, psikolojik şiddet uygulardı. Annemse babamın aile içinde ve hayatımızda oluşturduğu boşluğu dolduran güçlü bir kadındı. Evde adeta bir savaş vardı ve biz babamın cephesine karşı annemin cephesinde yer alır, oradan savaşırdık. Okulumuzla, sıkıntılarımızla, her şeyimizle annemiz ilgilenirdi. Bütün duygusal bağımız onunlaydı.

Burada erkek çocuğu babayla ilişki, iletişim kuramadığında, babayla sosyal hayata katılmadığında, üstüne bir de baba tarafından sindirildiğinde özgüvensiz oluyor. Babayla özdeşleştirdiği için bütün yetişkin erkeklerden, özellikle babaya benzeyenlerden çekinme, onlara da babaya olduğu gibi itaat etme eğiliminde oluyor. Karşı koyacak gücü kendisinde bulamıyor. Çünkü bir çocuk zaten boş bir kağıt gibi, ne işlenirse onu biliyor, başkasını düşünemiyor. Örneğin; ergenlik döneminde babasıyla şakalaşan arkadaşlarımı gördüğümde çok şaşırdığımı, babalarına karşı ne kadar saygısız olduklarını düşündüğümü hatırlıyorum. Yaşanan travmanın boyutu buradan anlaşılabilir. Benim bir de abim var. Onun yapısı da beni bastıracak cinste olduğu için babayla birleşince ikinci bir engel oluşturuyor. Ayrıca abi yaramaz, hatta ele avuca sığmaz, sürekli sokaklarda olan bir çocuk olunca benim durumumdaki bir kişi, babadan darbe yemiş, abinin umursamadığı ve üzdüğü annesinin kahramanı oluveriyor. Kendisini annesine adıyor adeta. Bunun nesi kötü diyebilirsiniz. Bir kız çocuğu için kötü olmayabilir ama bir erkek çocuğu için öyle. Evde annesiyle, küçük kardeşiyle iç içe zaman geçiren, babasına karşı koyamayan, abisi gibi dış dünyaya açılamayan bir erkek, içindeki erkeksi gücü ortaya çıkaramıyor. Zaten babayla yaşadığı kopma nedeniyle bilinçaltında erkek kimliğini reddediyor. Erkeksi olan şeyleri babayla özdeşleştiriyor ve daha duygusal ilişki kurduğu, daha ödüllendirici olan, kendisini daha değerli hissettiği anneyle ilişki üzerinden kadın kimliğini savunuyor ve benimsemeye başlıyor. Tabi benim örneğimde bir amca, dayı, büyük bir erkek kuzen, ya da olumlu bir model olacak erkek yok. Aksine hep teyzeler, sürekli teyzeler, teyzelerin bir sürü kızları var. Erkek kuzenler azınlıkta. İşte tüm bu etkenler birleşiyor ve erkeğin doğal süreçte geliştirmesi gereken erkeksi kimliğinin gelişememesine yol açıyor.

  • Yukarıda bahsettiğim etkenler kadar önemli gördüğüm diğer bir etken de dinin öğretilme ve algılanma biçimi. Ben dindar bir ailede yetiştim. Babam dilinde din olan, dinin siyasi boyutuyla ilgili ahkam kesen ancak namaz bile kılmayan, bize din adına hiçbir şey vermeyen, elimizden tutup bir gün camiye götürmemiş bir adamdı. Aksine annem biz sahipsiz kalmayalım diye ilkokul sonlardan itibaren çeşitli cemaatlerin Kur’an kurslarına, yaz kamplarına, evlerine vs. gönderdi. Her cemaat ve cemaatlerdeki tüm insanlar muhakkak bir olmaz. Buralarda güzel insanlarla tanıştığım olmadı değil. Ama bence özellikle siyaset ağırlıklı, radikal olarak adlandırılabilecek cemaatler insan ruhunun gelişimi açısından büyük birer tehlike. Ben de liseye başladığım dönemde böyle bir cemaate girdim. Bu cemaatte babayla kuramadığım özdeşimi baba yerine koyduğum başka biriyle kurmaya başladım. Ancak bu tarz cemaatlerdeki insanlar ne kadar sağlıklı psikolojilere sahipler ki? Gece gündüz siyaset konuşulan, dini sadece zalimlerle mücadele olarak algılayan insanların ruhları merhametten, anlayıştan, sevgiden ne kadar nasibini alabilir? Ne kadar gerçek hayatın gerçeklikleriyle bağlantılı bir hayat sürebilir, idealler dünyası kurabilirler? İşte ben de burada gerçek hayattan kopuk, büyük oranda siyasi, dini de hep kalıpsal, radikal olarak algılayan bir hüviyete büründüm. Bağlandığım kişiyi gözümde adeta tanrılaştırdım. Ve bu bağlanma çok ama çok uzun bir süre devam etti ve beni tüketecek boyuta ulaştı. Bunları neden anlatıyorum? Çünkü eşcinseller kendi öz kimliklerini ortaya koyamadıkları, ruhları yaralanmış olduğu, kim olduklarını bilemedikleri için taklit kimlikler, tiyatral kişilikler üretiyorlar. Çünkü korkuyorlar. İçlerindeki erkek, ruhlarının üzerine örtülmüş korku katmanlarının altında yatıyor. Onu ortaya çıkarabilmek için korkularıyla yüzleşmeleri, çatışmaları, savaşmaları, korkularını yenmeleri gerekiyor. İçlerinde çok büyük bir çığlık, öfke, kırgınlık, kızgınlık, hayal kırıklığı, hınç var. Ve düşünün; bunları sürekli bastırmak zorundalar. Çünkü öfkelerini ifade etmelerine izin verilmemiş, kırgınlıklarını da. Belki de o yüzden eşcinselliği gey olarak yaşama yoluna gidenler aileye, toplumsal cinsiyet rollerine çok büyük bir öfke, nefret kusuyor; adeta bunları yok etmek istiyor. Kimden intikam alıyorlar sizce?
  • Bir eşcinsele çözüm olarak “namaz kıl, dua et, sabret” gibi şeyler söylemenin ne kadar absürt ve anlamsız olduğunu ben kendi hayatımla yaşayarak gördüm. Ben beş vakit namazında, ileri seviyede Arapça bilen, insanlara din anlatan, Kur’an kursunda çocuklara hocalık yapan, dini yazılar yazan, kitaplar okuyan, faaliyetlere katılan, dinini yaşamayanları kınayan, sürekli mazlumlara yardım etmekten bahseden bir insandım ömrümün son yarısında. Peki, eşcinsel dürtülerimin düzelmesini sağladı mı dindar olmam? Defalarca intihar etmeyi düşünmemi engelledi mi? Evet zina etmemi, canıma kıymamı engelledi. Ama yaşadığım hayat, hayat mıydı? Nereye kadar sürdürülebilecekti. Bu satırları okuyan, benimle benzer şeyler yaşamış insanlar beni anlayacaktır. Şimdi dindarlaşarak, evlenerek, aklına eşcinselliği getirmeyerek bu sorundan kurtulabilineceğini savunanlar dinlesin: Ben şu an terapi görüyorum. Dindar bir yaşam tarzım da yok artık. Ama çok kısa sürede yıllardır alamadığım kadar yol aldım. Yahu insanlar vücutları hasta olduğunda onlara “git dua et, sabret, namaz kıl” mı diyorlar da bir insanın ruhu hasta olduğunda bunlar çözüm olarak sunuluyor?! Dindar olduğum dönemde obsesif bir insandım. Kadınlarla sağlıklı bir ilişki modeli öğretilmemişti. Kadınlarla konuşmak sanki büyük bir günahtı. Belli müziklerin dışındakileri dinlemek yozlaşmaktı. Cinsellik zaten konuşulmuyordu. Bir erkek olarak bizler, bir erkeğin hayatta başlıca rolü olan çalışıp rızkını kazanmak üzere yetiştirilmiyorduk. Böyle olunca insan sürekli kaygılı, her hareketinde “acaba günah mı işliyorum” düşüncesine sahip oluyor. Çünkü dünyayı kurtarmalı. Boş kaldığı her an sorumluluğunu savsakladığı yeni bir an oluyor ve bu yükün altında artık nefes alamayacak boyuta geliyorsunuz. Bu şekilde bir hayat kişiye mutluluk getirebilir mi? İç dünyasında devasa sorunlarla boğuşan bir insan bu sorunları çözmeden hayatını sürdürebilir mi?
  • Bu konuda tabi söylenebilecek daha çok söz var. Ama sonuç olarak şunu söyleyeyim: Genel hatlarıyla aktarmaya çalıştığım bu yaşananlar bir insanın sürekli obsesif, mükemmeliyetçi, özgüvensiz, duygusal olarak başkalarına bağımlı, zayıf, kırılgan, kendini savunamayan, kendi kişiliğini sahiplenemeyen, yaşama sevinci son derece düşük, özsaygısı zayıf bir kişi olmasına yol açıyor. Sanki kişinin zihninin içerisinde birden fazla güç sürekli olarak birbiriyle savaşıyor. Aslında içindeki o erkek, gerçek benlik dışarı çıkmaya çalışıyor ama korkularla kuşatılmış olan sahte benlik veya benlikler onu geri itiyor, yüzleşmekten, yüzleşmenin getireceği sonuçlardan korkuyor. Ve işin trajik olan yanı, kişi bunu bilinç düzeyinde değil, bilinçdışı düzeyde yapıyor. Yani bir süre sonra bu sizin gerçekliğiniz haline dönüşüyor. Bu savaşla yatıyor, bu savaşla kalkıyorsunuz. O yüzden eşcinseller bu işin uzmanlarının rehberliğinde tedavi görmelidir. Sorunlarını geçiştirecek, bastıracak sözde çözüm önerileri değil, gerçek çözümlere ihtiyaç vardır. Bu yolda mücadele eden kişilere destek olmak herkesin sorumluluğudur. Eşcinsellik çözümsüz bir sorun değil, eğer bu sorun görmezden gelinirse, eşcinsellikle mücadele eden erkekler LGBT derneklerinin kucağına itilmiş olur. Onlar zaten pusuda bekliyorlar. Buna fırsat vermemek herkesin boynunun borcudur.

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com

Yorumlar (4)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@