Afrika'da yaşanan olaylar, Batı devletlerinin gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir. Batı devletleri Koca Afrika'yı her anlamda sömürmekten, köle gibi kullanmaktan bir tülü vaz geçmemişlerdir. Senelerdir kendilerine dolaylı olarak bağlı olan insanlarla ülkeleri yönetmişlerdir. Coğrafya haritalarında bile, küçük bir anakara olarak tanıtmışlardır.
Bu gerçekler gün ışığı gibi ortadadır. Böylece tüm dilleri ve kültürleri ile, hayat tarzları ile, yeme ve içme alışkanlıkları ile, diğer devletlere ve halklarına nüfuz etmeyi başarmışlardır. Bugün Afrika ülkeleri kendilerine dayatılan dilleri resmi dil olarak kullanmaktan kurtulma gayreti içerisindedirler.
Ülkemizde insanlarımızın İngilizce diline verdikleri önemi yadırgıyorum. Özal Hükümetleri zamanında; YABANCI DİL mecburi ders olmaktan çıkarılıp; seçmeli ders olma durumuna düşmüştü. Ancak, hayat bulamadı. Rahmetlik HASAN CELAL GÜZEL zamanın MEB Bakanı yasaları çıkartmasına rağmen; YÖNETMELİKLER, uygulama Alanı bulamadan, bakanlıktan alındı.
İngiltere, AB topluluğu içerisinde hep aykırı kalmıştır. Bu birliği oluşturan devletlerin bazıları peş peşe ekonomik kriz neticesinde, isyanın eşiğine geldiler. Bu gidişin onlarca nedeni olabilir. Bana göre en önemli üç nedeni vardır. Birincisi sömürgeleri azaldı ya da bitti. İkincisi genç nesilleri yok diyecek kadar azalıyor, buna paralel olarak müthiş bir tüketim toplumu oldular. Genç nesilleri azaldığı için; geri kalmış ülkelerden köle niteliğine yakın insan gücü transfer ediyorlar. Onların sosyal güvencesi yok, ucuz, üstelik köle... Afrika Kökenli insan gücü, birinci tercihleridir. Üçüncüsü, ABD ile olan ekonomik savaşta, kafa tutmayı beceremediler.
İşte İngiltere´nin yaşadığı durum bilinmezliğini koruyor. Aslında İngiltere mi ABD ye tesir ediyor? Ya da; kontrol ediyor? Sorusu akla gelebilir. Yahut, ABD, İngiltere´yi mi, kontrol ediyor? Bu soru hep akıllarda kalmıştır. 2. Dünya savaşında bile; ABD, öncelikle kendi yararlarını gözetmek için mi savaşa girdi? Yoksa, İngiltere ve Avrupa´yı kurtarmak için mi savaşa girdi? (Aslında, Savaşın seyrini bekleyerek, karar verdi.) Avrupa´yı kurtarmak istese idi, Rusya´nın Almanya´yı işgal etmesine göz yummazdı. Savaş sonunda büyük ABD büyük bir güç olarak, ortaya çıktığına göre, iyi düşünmek gerekir.
ABD, O, dönemde savaşın kendi lehlerine döndüğü zaman; Dünyanın süper gücü olabilme ihtimalini gördü. Bu durumu çok iyi değerlendirdi. Savaş sonrası, Dünya ekonomisinin patronu olduğunu ilan etti. Üç önemli şeyin alış-verişine dolar zorunluluğu getiri. İlaç, silah, petrol. Dünya Altın piyasasını da; kontrol eder hale geldi. Yoksa, 1925 li yılların ABD sinin durumu pek iç açıcı değildir.
Dünya hakimiyet gücü ABD´nin lehine dönünce, Avrupa devletleri yavaş, yavaş sömürü damarlarını kaybettiler veya oradan gelen gelirleri azaldı. AB topluluğunu kurarken amaçladıkları ABD karşısında bir güç olma çabaları da boşa çıktı. Son Asya krizinde görüldü ki; Asya Ülkelerinin, EKONOMİK olarak bir gecede mali piyasaları ABD tarafından alt üst edildi. Nihayetinde bunu fark eden tarihteki bizim gelişmemizi istemeyen karşıtlarımızdan olan İngiltere, sanki AB den bağımsız hareket ediyormuş pozisyonlarına girerek; ABD ile olan dostluğunu her alanda bozmak istemedi. Bir, çok konuda ABD´nin yanında yer almaktan çekinmedi. Her siyasi ve Askeri kararlarda yanında oldu. Unutmayalım tarihte ABD ?ye DİLİNİ kabul ettirmiş bir Ülkeden bahsediyoruz. Aynı zamanda asırlardan beri Osmanlının düşmanı olan bir ülkeden?
İngiliz siyaseti, böyle sancılı durumları çok sever. Önceliği kendi yararıdır. Girdiği her yerde bir çıban başı bırakmıştır. Pakistan-Hindistan arası, Keşmir sorunu, Kıbrıs Sorunu, Cebeli Tarık boğazının kontrolü, En son Orta Doğu; ektiği nifak tohumlarının meyvesini şimdi vermektedir. Kan, Gözyaşı, Sürgün, Mülteci...
Bana göre, İngilizcenin uluslar arası bir dil olma özelliğini kazanması bile; İngiltere, ABD, işbirliği ile gerçekleşmiştir. Zaten, bir dili öğreniyorsanız, kültürünü de öğreneceksiniz, demektir. Dili öğrenince; kültüre direnemezsiniz... O, sizi esir alır. Arkasından Sömürgeci zihniyet, ekonomik alanda sizi esir almak adına; kültürünün arkasına gizlenmiş hamleleri yapar. Siz, isteseniz de; kurtulamazsınız. Bugün her tarafımız, evimize kadar İngilizce tarafından kuşatılmıştır. ÇÜNKÜ, AYNI ZAMANDA SÖMÜRÜ DİLİDİR...
Ülkemizde bazı belediyelerin Arab harfleri ile yazılı tabelaları, reklamları kaldırırken, diğer yabancı dil ile yazılmış tabelalara, reklamlara söz etmemesi ne kadar dikkat çeken bir olaydır.
ABD, Dünya gündemine bir bomba eylemi gibi girişimlerde bulunuyor. Rusya Ukrayna savaşına seyirci kalmıyor. Bu bahane ile, Akdeniz, savaş gemilerinin park yeri oldu. Yunan adalarına ve Ülkemiz sınırına askeri yığınak yapması dikkatlerden kaçmamaktadır. Allah Ülkemizi, bu çukurdan korusun...
İngiltere´nin tarih boyu, Devlet olarak, Bize yaptıkları ise; herkes tarafından bilinmektedir. Şu günlerde bile, terör örgütü yandaşları en çok desteği; AB Ülkelerinden, İngiltere´den görmektedirler. Siyasi sığınmalar, suçlulara sahip çıkmalar, Üstelik onları; koruyup kollamalar... Bu konuda kötü sicilleri bayağı kabarıktır.
Beni üzen taraf, Ülkemizdeki çeşitli eylemlerde bile; Bir defa olsun, Kahrolsun İngiltere, sloganı duyulmamıştır. Tüm sivil toplum örgütleri demek ki; İngiltere´yi pek sevmişler... Ondan şikayetçi değiller?
Spor alanında bile; boyun eğmişiz. İNGİLTERE´ YE KARŞI FUTBOL TARİHİMİZDE ilk golümüzü bile; 2016 da attık. A Milli Takım, hazırlık maçında İngiltere ile karşılaştı. 2016 Hazırlık maçında, 1-0 geriye düşen milliler, 13. dakikada Hakan Çalhanoğlu ile maça eşitlik getirdi. Bu gol aynı zamanda Milli Takım tarihinde İngiltere´ye karşı attığımız ilk gol oldu. Hakan, tarihe geçti.
UEFA Şampiyonlar Ligi´nde 2003-2004 sezonu G Grubu´nda İngiltere´nin Chelsea takımıyla eşleşen Beşiktaş, güçlü rakibini deplasmanda 2-0 yendi. Bu maçta Golleri atan SERGEN Yalçını hep takdir etmişimdir. Evlerinde yenmek... Ayrı bir zevk. Ayrıca, 30 Ekim 1996´da Fenerbahçe Avrupa´da tarih yazmıştı. Bu tarih Manchester United´ın Avrupa Kupaları´nda evinde sürdürdüğü; 40 yıllık yenilmezlik serisini bitirmekti. 1-0 kazanan Fenerbahçe´de Boliç´in golü hafızalardan silinmedi. Futbolcularımız, Milli Takım ezikliğini, bu maçları kazanarak; telafi etmeye çalıştılar...
Evet, bakalım İngiliz hayranlığı bizi hangi maceralara sürükleyecek. Nasıl olsa tüm iletişim araçları ile; evimize kadar girerek, bizi teslim aldı. Adeta, işgal kuvvetleri gibi, bizi kuşattı. Eğitim kurumlarımızın vazgeçilmezi oldu, İlim dünyamızın temel taşını oluşturdu... İngilizce bilmeyen yarım vatandaş sayılır konumuna geldi. Daha neler, neler...
Oysa İngiltere kaynaklı ülkemize yapılan ihanetleri de bir bilebilseydik...
Dil ve Kültür, direnişimiz gittikçe sıfıra yaklaşmaktadır... Kuvvetli bir rüzgar yabancı dil rüzgarı tüm ağırlığı ile üzerimize çöktü... Altında eziliyoruz, yok oluyoruz? Günlük hayatımızda bile, bu esaretin varlığını görmekteyiz.
Savunma mekanizmalarımızı geliştiremedik. Dilimize, kültürümüze sahip çıkamadık?
Eğitimde bile, bir model oluşturamadık? İngiltere ve Batı ülkelerinin yöntemleri, bize örnek olarak sunuldu. Öyle olunca; Yabancı dil vazgeçilmez bir öncelik haline geldi. Nerede ise; evlilik öncesi konuşmalarda bile, çocuğunuz yabancı dil biliyor mu? Sorusu ile karşılaşacağız. Bu duruma geldik. Senelerdir yabancı dil eğitimindeki başarısızlığımızı da bir kenara not edelim. Binlerce eğitim kurumu bu konuda sınıfta kaldı.
Görünen o ki; adı konmamış bu sessiz savaşın kaybeden tarafıyız? Yaramız kanıyor, kan kaybediyoruz? Ümitliyiz, henüz bilincimizi yitirmedik. O nedenle; umutlanmak istiyoruz, ümitlenmek istiyoruz? Geleceğimizi kontrol altına almak istiyoruz? Ha gayret? Devlet olarak, Millet olarak mücadele etmek zorundayız...