banner16

Özal'ın bahsettiği üç beş çapulcudan teröristler çıkmıştı; Erdoğan'ın bahsettiği üç beş çapulcudan ise eşcinseller çıkıyor

Yazımıza Milliyet yazarı Hasan Pulur'un 2010 yılında yazdığı yazıyla başlayalım:

Geçen gün gazetelerde ufak bir haber vardı: “PKK, Eruh polis karakoluna saldırdı, bir polis öldü, biri yaralandı.”

Eskilerin “vukuat-ı adiye” dedikleri bir haber...

Önemsiz, sıradan bir haber...

Oysa, Eruh hem PKK tarihinde, hem de Türkiye’nin “terörizm tarihinde” önemli bir noktadır.

PKK ilk saldırısını 17 Ağustos 1984’te buraya yapmıştır, bir jandarma eri şehit olmuş, 6 er ve üç sivil yaralanmıştır.

İşte, bu baskından sonra, tam 26 yıl, terör Türkiye’ye kan kusturmuştur, kusturmaktadır.

* * *

Bu baskının ve 17 Ağustos 1984 tarihinin bizim anılarımızda da bir yeri vardır.

Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesiyiz, Başbakan Özal’a Emirgan’daki “Abdullah Efendi Lokantası”nda öğle yemeği vereceğiz; salona girerken Özal kolumuzdan tuttu, “Biliyor musun, buranın su böreği çok güzeldir” dedi.

Eee, ne de olsa şişman, şişmanın halinden anlar...

* * *

Yemekte Çalışma Bakanı Dr. Mustafa Kalemli de var, başka kimseyi hatırlamıyoruz; bir ara görevli gelip Başbakan’a, “Size telefon var!” dedi. O tarihte öyle cep telefonu filan yok, hatta el telefonları da...

Başbakan kalktı, müdürün odasına gitti.

Biraz sonra geldi, yüzü değişmişti; tabii bizde bir merak:

“Acaba ne oldu, niye, niçin, telefona çağırdılar?”

Yemek sonrası Özal, yarım yamalak açıkladı:

“Üç beş çapulcunun marifeti!”

PKK’nın, Eruh ve Şemdinli baskını...

* * *

Özal’ın PKK terörünü ilk değerlendirmesi buydu...

Hatırladığımız kadarıyla da, ertesi gün güneye tatile gitti.

Biz ve bizim gibiler, bu değerlendirmeyi yadırgamıştık.

Devletin istihbarat örgütlerinin, 1982’den beri PKK eylemleri için uyarı yaptığını duyuyorduk; demek Ankara bu uyarıları ciddiye almamıştı. Özal’ın “Üç beş çapulcunun marifeti!” demesi de herhalde bundandı...

Oysa, askerler böyle düşünmüyordu.

Bazıları ise Özal’ın tepkisini doğru buluyor, olayı küçümsemesini “psikolojik operasyon ” olarak değerlendiriyordu.

* * *

“Devletlüler” her zamanki gibi rahatlık içindeydi, “On dönüm bostan/Yan gel yat Osman ” misali...

PKK kim oluyordu?

Hele Abdullah Öcalan?

Üstelik bölge halkı da bunlara iyi bakmıyordu; desteklemiyor, ihbar ediyor, hatta vuruyordu.

O halde PKK ne yapmalıydı?

Katliam!

Kendisini desteklemeyenlere karşı katliam, yani Kürtlere...

* * *

İlk katliam, 8 Kasım 1984’te Eruh, Karageçit köyüne yapıldı. Köy halkı PKK’ya yol vermiyor, muhtar PKK aleyhinde konuşuyordu. Köy basıldı, iki eve girildi, dördü çocuk beşi kadın dokuz kişi katledildi.

* * *

Ondan sonra da PKK aldı yürüdü, gık diyenin kafasını uçuruyor, devlete güvenenler de “akan kan yerde kalmaz, devlet güçlüdür” ninnisiyle uyutuluyordu.

İşte o günden bugünlere böyle gelindi.

Daha doğrusu, kendimizi inkâr etmeyelim; “Terörle buralara böyle varıldı.”

Her ne kadar bazıları hâlâ “Varılamaz!” deseler de...   

(Hasan Pulur, Milliyet Gazetesi, 05.08.2010)

-------------------------------------------------

EŞCİNSEL EVLİLİKLER ve EŞCİNSELLERİN EVLAT EDİNMESİ HAKKI

TV5 Ana Haber Bülteni’nde 2011 yılında demiştik ki:

“Benim öngörüm en yakın zamanda ‘eşcinsel evlilikler’ talebiyle toplum karşılaşacak, daha sonra bu kabul edildiğinde ‘eşcinsellerin evlat edinme hakkı’ talebi söz konusu olacaktır.”

2014 yılında da demiştik ki:

“BDP'nin oy oranının %7-8 olduğunu düşünürsek; Kürt sorunu çözümlendiği takdirde; Türkiye'nin gündemini işgal edecek yeni konu ‘eşcinsellik sorunu’ olacaktır. Türkiye'de eşcinsel-lezbiyen birey sayısı %5-10 arasındadır.”

Her yıl Haziran ayının sonlarında Taksim'de örgütlenen Onur Yürüyüşleri; Eşcinselleşmenin ayak sesleridir. Siyaset adamları ve bürokratlar bu yürüyüşlerin sosyolojik olarak Türk toplumunu nasıl dönüştüreceğinin bilincinde midirler?

Taksim'de 28 Haziran 2015'te gerçekleştirilen, Eşcinsel derneklerinin düzenledikleri Onur Yürüyüşü'nde “Şaban'la Recep'in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartı açtıkları gerekçesiyle yargılanan üç sanık hakkındaki dava, beraat kararıyla sonuçlandı.

“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan birer yıla kadar hapisleri istenen sanıklar hakkında mahkeme, “yüklenen fiilin bu haliyle kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğunu” belirterek beraat kararı verdi.

Mahkemenin verdiği bu kararla, “Şaban'la Recep'in aşkına Ramazan engel olamaz” sloganı sonucunda, Ramazan bu direnişi kaybetmiştir. Bu sonuç toplumun eşcinselleştirilme çalışmalarının meşru (hukuki) bir zeminde sürdürüldüğünün bir ispatıdır.

Ankara Bölge İdare 12’inci İdari Dava Mahkemesi, Ankara Valiliği’nin Kasım 2017’de ilan ettiği süresiz eşcinsellerin etkinlik yasağı kararını kaldırdı. Eşcinseller yeni sloganları ile haykırmaya başladılar:

"Yürümek Yetmez, Şehrin Tamamını İstiyoruz!"

İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Eskişehir ve Mersin eşcinsellerce çoktan kuşatıldı. Gezi olayları ile birlikte birçok şehirde eşcinseller örgütlenmeye başladılar. Eşcinsel dernekleri, eşcinsel lobileri medyada da örgütlendiler. Sinemada eşcinseller, TV dizilerinde eşcinseller, yemekteyiz programlarında eşcinseller; anlayacağınız eşcinseller her yerdeler. Kapitalist sermaye sistemi, Miss Turkey güzellik yarışmasını kadınlarda ne amaçla düzenliyor bilemeyiz ama; Best Model erkek güzellik yarışmalarında eşcinsel olmanız birinci seçilme şansınızı arttırmaktadır. Ayhan Işık, Ekrem Bora, Engin Çağlar, Murat Soydan, Tarık Akan, Ediz Hun gibi erkekliğin ve adamlığın kitabını yazan şöhretler yerine, "uyuşturucu ticareti yapmak, uyuşturucu madde kullanmak veya bulundurmak"tan yargılanan yeni dönem ünlülerimiz neden hep birlikte içmişler, içtikleri her ne ise?

1993'te ilk defa "Cinsel Özgürlük Haftası" adı ile eşcinseller bıkmadan usanmadan yürüdükçe yürüdüler.

Özal, teröristler için 26 yıl önce demişti.

Erdoğan, Gezi Parkı direnişçilerini eleştirerek "Biz birkaç çapulcunun yaptıklarını yapmayız. Onlar yakarlar, yıkarlar. Çapulcunun tanımı budur zaten" dedi.

Özal'ın “Üç beş çapulcu”sundan devletimiz için kırk yıllık büyük bir sorun çıktı ise, Erdoğan'ın “Üç beş çapulcu”sundan da eşcinsellik sorunu çıkmaya başladı. Antikapitalist Müslümanların Gezi Parkı sürecinde ve sonrasında ramazan aylarında yeryüzü sofralarında eşcinsel gruplarla aynı saflarda yer almasıyla, eşcinselliğin önündeki din engeli de sosyolojik olarak ortadan kaldırılmıştır. Eruh'tan bir terör hareketi olarak başlayan “Üç beş çapulcu” sorununu devlet göremedi, okuyamadı ve çözemedi ise, Taksim gezi parkı'nda başlayan “Üç beş çapulcu” eşcinselin örgütlenmesini  devlet yine göremedi, okuyamadı ve korkarız ki çözemeyecek. Taksim gezi parkı eşcinsellerin yaşam alanı olmuştur. Eşiniz, dostunuz, çoluğunuz çocuğunuzla özellikle akşam saatlerinde gezi parkında  dolaşırsanız nelere şahit olursunuz acaba?

Ak Parti 2019 yerel seçimlerinde hangi illerde seçim kaybetti ise, eşcinseller o illerde her Haziran ayında yıllardır bıkmadan usanmadan yürüyorlar. Eşcinseller artık "Yürümek Yetmez, Şehrin Tamamını İstiyoruz!" diyorlar.

Devlet adamları, Bürokratlar, Bilim adamları, Tarikat şeyhleri, Cemaat liderleri, Televizyon sever İlahiyat Profesörleri, Mili Eğitim Bakanımız ve Sıla sever Aile Bakanımız bu konuda kafa yormakta mıdırlar? Kürt sorununu kırk yıldır nasıl "dört başı mamur" çözemediysek; yeni yeni büyüyen eşcinsellik sorununu da "dört başı mamur" çözemeyeceğiz ve dini kurumlarımız, ailevi değerlerimiz büyük yara alacaktır.

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

Eysenck Kişilik Envanterini ilkokul, ortaokul ve liselerde uygularsak bu testin sonucunda öğrencilerin dışadönük, içedönük, nevrotik ve psikotizm kişilik özellikleri tespit edilir.  Dışa dönüklük, sosyalliği ve dürtüselliği temsil ederken, bu boyutta yüksek puan alan kişiler, insanlarla iletişimi seven, girişken ve yalnız olmaktansa insanlarla olmayı tercih eden biri olarak tanımlanmıştır. Nörotisizm boyutunun duygusal tutarlılığa veya aşırı tepkiselliğe işaret etmekte olduğu ve bu boyutta yüksek puan alan bir kişinin kaygılı, depresif, gergin, çekingen, aşırı duygusal ve düşük öz-güveni olabileceği öne sürülmüştür. Psikotisizim boyutu ise soğuk, mesafeli, saldırgan, güvensiz, duygusuz, tuhaf ve empati kuramama, suçluluk ve diğer insanlara karşı duyarsızlık gibi daha çok sıra dışı kişilik özelliklerini ifade etmektedir. İçedönük çocuklar bir sınıfa, dışadönük çocuklar bir sınıfa yerleştirilirse süreç içerisinde içedönük çocuklar dışadönükleşerek özgüven problemlerini aşmaktadırlar. Dışadönük çocuklar dürtüseldirler. Dürtüsellik, temel anlamda kişinin davranışlarına limit koymasında problem yaşamasıdır. Dürtüsel olan kişiler isteklerinin gerçekleşmesi konusunda ısrarcı ve sabırsız olurlar. Çoğu zaman sonunu düşünmeden hareket ederek risk alıyor olurlar. Aynı sınıfa yerleştirilen dışadönük çocuklarda süreç içerisinde dengeli bir yapıya bürünerek dürtüselliklerinden kurtulurlar. İçedönük  çocukların  ilkokulda yaşadıkları özgüven sorunu aile yada okul tarafından çözümlenmediği takdirde bu sorun orta okulda sosyal fobiye dönüşürken; sosyal fobi de çözülmediği takdirde  lisede ise  eşcinsel kimlik ortaya çıkmaktadır.  Dışadönük çocuklarında dürtüsellikleri aşılmadığı takdirde bazılarında eşcinsel kimlik ortaya çıkmaktadır.

Piaget Bilişsel Gelişim Testini de ilkokul ve orta okulda uygularsak  bilişsel gelişimi önde olan çocuklardan sınav baskısı olmadan da geleceğin parlak ve yaratıcı kişiliklerini yetiştirebiliriz. 

Bu açıklamalar ışığında Milli Eğitim Bakanı'na aydınlatıcı bilgiler sunduğumuza inanmak istiyoruz. Aile Bakanı ise " Yetiştirme Yurdunda Kalan Çocukların ve Ergenlerin Yaşadıkları Sorunları"nı biliyordur; televizyonlarda ki kadın programlarında sergilenen kadın ve aile problemlerini izliyordur umarız.

Allah;Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'a feraset, anlayış, sezgi, güç ve kuvvet versin...

--------------------------------------------------------------

OKURSANIZ:

Bunca yıllık yazı hayatım fikirle eylem, duyguyla eylem arasına duvar örmeye çalışmakla geçti. Şiddete dönüşmedikçe, zora başvurmadıkça hiçbir duygunun ya da fikrin yasaklanmaması gerektiğini söyledim durdum. Fikrin kaçınılmaz olarak eyleme dönüşeceğini; dolayısıyla eylemi engellemek için fikrin ya da duygunun yasaklanması gerektiğini savunanlara karşı bir kitap dolusu yazı yazdım.

Bu çizgiyi korumak öyle göründüğü kadar kolay olmadı. En olmadık yaftaların boynuma asılmasını göze aldım.

"Faşist fikirlere de özgürlük" dediğimde faşistlikle suçlandım.

Nokta Dergisi'nde lezbiyenlikle ilgili ilk kapsamlı yazıyı yazdığımda "Yoksa sen de lezbiyen misin" diye mektuplar aldım.

Kadınların başörtü takma hakkını savunduğum yıllar boyunca, tesettürü savunmakla suçlandım.

Oysa; ne "faşist fikirlere özgürlük" derken faşizme sempati duyuyordum; ne lezbiyenliği anlamaya ve anlatmaya çalışırken kadınları lezbiyenliğe teşvik ediyordum; ne de türban takma hakkını savunurken, kadınların kapanmasından yanaydım.

Şimdi de "sübyancılığı savunmakla" suçlanıyorum. Çocuklara yönelik şiddetin fiskesine tahammülü olmayan ben; ister çocuklara, ister büyüklere yönelsin, cinsel tacizin her türlüsünün şiddetle cezalandırılmasını savunan ben; tacizcilere yeşil ışık yakmakla, bu suçu hoş görmekle itham ediliyorum.

***

Yazıma gösterilen tepkiler arasında en çok da, benim sanal kahramanlarla çocuk pornosu çekilmesi varsayımımı, somut bir öneri olarak algılayanlara şaştım.

Porno düşkünlerinin malzeme ihtiyacını karşılamak için pratik çözüm bulmak bana mı düşmüştü Allahaşkına!

Ben orada, çocuk pornosuna duyulan tepkinin altında yatan iki ayrı etkeni birbirinden ayırabilmek için, bir soyutlama yapmaya çalışmıştım. Çocukların zarar görmesi faktörünü bir an için bir kenara bırakarak geride kalana bakmak istemiştim. Çocuk pornosuna karşı dünya çapında yükselen öfkenin ne kadarı çocukların gördüğü zarar yüzündendir; ne kadarı cinsel ahlaka ilişkin bir tepkidir, bunu anlamak istemiştim.

Kısacası benim derdim anlamaktı. Hem sübyancıyı, hem de "bizi" anlamak...

Şimdi tekrar işin aslına dönelim:

Sübyancılık bir gerçektir; hem de çok yaygın bir gerçektir ve altında çok derin sebepler yatar.

Yapılması gereken, çocukları korumak ama arzuyu da tahlil etmeye çalışmaktır. Çocukları korumak, eylemi yasaklayarak olur. Duyguyu yok edemezsiniz. Yasaklayamazsınız. Duyguyu mahkeme önüne çıkartıp idama mahkum edemezsiniz. Sadece tahlil etmeye çalışabilirsiniz. O duygunun altında yatan sosyolojik, psikolojik, tarihsel, biyolojik, ahlaki nedenler üzerinde ciddi biçimde kafa yorabilirsiniz.

İnsan sosyal bir yaratıktır. Arzularını kontrol etmeyi bilir. Arzu, başkalarına zarar vermediği sürece, sahibini ilgilendirir.

Bir sübyancının arzusunu tehdit gibi algılamak ve cezalandırmak neye benziyor biliyor musunuz?

Erkekler kadınları arzularlarsa mutlaka tecavüz edeceklerdir diye düşünüp kadına duyulan arzuyu yasaklamaya...

Oysa öyle mi yapıyoruz? Arzuyu değil, tecavüzü cezalandırıyoruz.

***

Bu konuyu kapatmadan önce son söyleyeceğim şudur ki; çocuk pornosu seyreden yüz milyonlarca erkek, bu dünyanın bir gerçeğidir. Bu gerçeği ben yaratmadım. Bu gerçek ben yazdım diye var olmadı. Zaten vardı. Koskocaman bir gerçek olarak, üzerindeki kara örtüyle orada öylece duruyordu.

Olan sadece, bir delinin bu kara örtünün ucunu hafifçe kaldırmaya kalkmasıydı.

Kıyamet bu yüzden koptu.

Gülay Göktürk

------------------------------

Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile Bakanlığı Milli Kurumlar Mıdır?

Psikoloji de Pavlov'un köpeklerinin zil sesine salya saldıkları gibi kendi şahsi menfaatleri karşısında Pavlov'un köpekleri misali heyecana kapılan bu şahısların kirli ve küflü ellerinde yetişen masum nesillerin, güzel kokular saçan güller değil ölüm saçan zakkum çiçekleri, baldıran zehirleri olarak toplumda yer edinme ihtimalleridir. Gözlemlerim neticesinde güneydoğu bölgesinde dağların tepesinde suçlu insan aramanın bir faydası olmayacağı kanaati hasıl oldu. Eğer ki kirli ve küflü zihinlerin ellerinde filizlenen zakkum çiçekleri dağlara ekilmişse suçlu olan o kirli, küflü ve kokuşmuş zihinlerdir. Yine gözlemlerim neticesinde öğrencilerin dağlara olan sempatisi masum ve telafi edilebilirdir. Lakin şahsiyetsizliği şahsiyet edinmiş yöneticilerin kirli, küflü ve kokuşmuş zihinlerindeki menfilikler telafi edilemezdir.

Söz konusu yazım...

Ayşe Kulin'in Gece Sesleri kitabında da pedofili içeren ifadeler varmış!

Edebiyatçı-yazar Ayşe Kulin'in Gece Sesleri isimli kitabında pedofiliyi çağrıştıran ifadelerin yer aldığı ortaya çıktı.

Ayşe Kulin'le ilgili haber

İşte Abdullah Şevki'nin ilk ifadesi!

Zümrüt Apartmanı adlı kitabıyla skandala imza atan Abdullah Şevki, ülke gündemine oturdu. Kitabında pedofili ifadeler kullanan Abdullah Şevki'ye sosyal medyadan tepkiler çığ gibi yağdı. İnfial yaratan kısımda bir adamın küçük bir çocuğa uyguladığı cinsel istismar anlatılıyordu. 

Abdullah Şevki ile ilgili haber

FETÖ’nün gelini Elif Şafak’tan iğrenç satırlar: Bir pedofili skandalı daha  

FETÖ'nün medya imamı Eyüp Can'ın eşi olan Elif Şafak'ın da benzer satırları kaleme aldığı ortaya çıktı. A. Şevki'nin "Zümrüt Apartmanı" kitabında yayımladığı iğrenç ifadeler büyük infiale yol açmış, kamuoyundan gelen yoğun tepkiler de dikkate alınarak söz konusu şahıs gözaltına alınmıştı. Benzer ifadelerin Elif Şafak'ın yazdığı Mahrem isimli kitapta kullanıldığı anlaşıldı. 

Elif Şafak'la ilgili o haber

YORUM EKLE
YORUMLAR
Metin KARACA
Metin KARACA - 1 hafta Önce

Hollanda hükümetinin yasaklamadığı 'pedofil el kitabı' mahkemelik oldu

Hollanda İstismarla Mücadele Vakfı, Adalet Bakanlığı'nın "suç unsuru bulunmadığı" gerekçesiyle yasaklamayı reddettiği "pedofil el kitabı" için mahkemeye başvuruyor.

Hükümet ortağı Hristiyan Demokrat Parti (CDA) ile muhalefetteki Sosyalist Parti (SP) ve Özgürlük Partisi (PVV) yargı sürecine destek vereceklerini açıkladı.

İnternet üzerinde kolaylıkla ulaşılabilen kitap, ülkede tartışma yarattı. Kitapta, "pedofillerin çocuklara nasıl ulaşabileceği, dikkat çekmeden nasıl cinsel istismarda bulunabileceği" detaylı biçimde anlatılıyor.

İstismarla Mücadele Vakfı, Güvenlik ve Adalet Bakanı Ferdinand Grapperhuis'e kitabın yasaklanması için başvuruda bulundu.

CDA'lı bakan Grapperhuis, hukukçuların yaptığı inceleme sonucu kitabın yasaklanamayacağını açıkladı, "Hukuki incelemeye göre kitap, yasal sınırları zorluyor ama bu sınırı aşmadığı için yasaklanamaz" dedi.
Siyasi partiler dava sürecinde vakfa destek verecek
Bunun üzerine İstismarla Mücadele Vakfı, kitabın yasaklanması için mahkemeye başvurma kararı aldı. Daha önce avukatları Yme Drost'un çabalarıyla Martijn adlı pedofil derneğini yasaklatmayı başaran vakıf, şimdi de yargı yoluyla pedofil el kitabının yasaklanmasını istiyor.

Vakfın dava açma kararı, Bakan Grapperhuis'in hukuki gerekçelerle yasaklama talebini reddetmesi üzerine çaresiz kalan meclisi sevindirdi.

AD gazetesine konuşan siyasi parti temsilcileri, dava sürecinde İstismarla Mücadele Vakfı'na destek vereceklerini açıkladı.

Hükümet ortağı CDA, çocuk istismarını teşvik eden kitaba internet üzerinden serbestçe ulaşılmasının kabul edilemez olduğunu düşünüyor. Kitabın yasaklanması gerektiğini vurgulayan CDA temsilcileri, sonuç alınana kadar konuyu gündemde tutacaklarını belirtiyor.

Aşırı sağcı PVV de, Güvenlik ve Adalet Bakanı Grapperhuis'ten, hukukçulara kulak asmadan, kitabı derhal yasaklamasını istiyor. PVV, "korkunç" diye tanımladığı kitabı edinen ya da dağıtanların ağır şekilde cezalandırılmasını savunuyor.

Sosyalistler de, "Nasıl nefret içeren kitaplar yasaklanabiliyorsa, çocuk istismarını teşvik eden kitaplar da yasaklanabilmeli" görüşünü dile getiriyor. SP, çocuk istismarını teşvik eden yayınların ceza kapsamına alınması için bir yasa değişikliği konusunda çalışma yapacak.

Hollanda İstismarla Mücadele Vakfı'na göre, kitabın içeriği, mahkeme kararı ile yasaklanan Martijn adlı pedofil derneğinin savunduğu görüşlerle büyük benzerlik taşıyor.

banner5