GlobalReset’çilerin Dünya nüfusunu 500 Milyona indirilmesinden söz ediyorlar dediğimizde buna inanmak istemiyorlar. Hatta bunu imkansız görüyorlar. 8 Milyar insanın 500 milyona indirilmesi için 7,5 milyar insanın öldürülmesi gerek. Ama dün bunu birileri gerçekleştirdi. Kolomb, Ağustos 1492'de Kastilya'dan üç gemiyle ayrıldı ve 12 Ekim'de Amerika'ya iniş yaptı. 1500’den itibaren sömürü mirasını paylaşamadıkları için birbirlerine düştüler.. 15 Mayıs 1648 sömürgeciler, sömürü mirasını paylaşmak için, derebeyleri ile Vatikan arasında bir barış sağlandı ve Westefelya anlaşması imzalandı. Böylece ulus devletler doğdu. Ve Uluslararası ilişkileri düzenlemek için çalışmalar başladı.

Bu 100 yıl içinde, dünyada yaşayan dört büyük ırktan biri olan, ve dünyanın karasal büyüklüğünün üçte birine sahip kıta Amerikası’nda yaşayan Kızılderililerin, neredeyse tamamı yok edildi. Afrika kıtasında ve Avusturalya’da yaşayan Siyah derililer ve Abarjunlar’ın büyük bir bölümü öldürülürken, önemli bir bölümü de köleleştirildi. Çin, Hindistan ve Malay toraklarında yaşayan halklar sömür geliştirildi.

Bugünkü batının zenginliğinin, biliminin arkasında bu tarihin en büyük soygunu, Kızılderililerin kanı, kara derililerin kanlı gözyaşı ve sarı ırkın sanlı alın teri vardır. Servetleri soygundur. Bilim ve sanatları da öyle, işgal ettikleri topraklardaki uygarlıkların tüm el yazması kitaplarını ya yok ettiler, ya kopyaladılar, ya da söküp kendi topraklarına getirdiler. El aletlerini takıp takıştırıp dünyaya sanayi devrimi diye sundular. Kanlı bir saltanat kurdular.

Sonra Fransız devrimi, terör, açlık, yokluk ve kıtlık yılları dünyada. Ele geçirmedikleri topraklardaki halkı yaşadıklarına pişman ettiler. Ne din tanıdılar, ne ahlak. Fransız devrimi sonrasında ulusal kimlikler, ideolojiler dönemi. Batıdan esen rüzgarlar tüm dünyaya yayıldı. Bizde JönTürk hareketi, ardından Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak. Sosyalizm, Kapitalizm, Faşizm.. Yetmedi, Liberalizm, Demokrasi. Sosyalizmden Komunizm’e uzayan süreç. Ardından 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı.. Adalet, Barış, Özgürlük rüzgarları eserken uluslararası örgütler, Uluslararası hukuk.. Sivil toplumun yükselişi, soğuk savaş, darbeler, iç ayaklanmalar.. Birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları, gözyaşları ve çalınan alın terleri üzerinden kendine iktidar ve servet üretti. 4 ırktan 3’ünü mahvedenler, kendi içlerinde bulundukları beyazlar için de dünyayı cehenneme çevirdiler.

Birileri bir şeyler söylerken, aslında satır aralarına gizledikleri başka şeyler de var. Mesela, Londra Belediye Başkanı adayı Shyam Batra, 15 dakikalık şehirler hakkında, "Bir daha benzinli veya dizel araba kullanamayacaksınız... Yemek istediğinizde size mesajla kalori kontrollü bir sistem gönderilecek" diyor. The Economist’in kapağı ya da Yuval Noah Harari’nin, Bill Gates’in, Elon Musk’ın açıklamalarının satır aralarını iyi okumak gerek..

Bizim bugün konuşmaya başladığımız Anayasanın bazı maddelerinin değişmesi meselesi 2009'da "akıllı şehirler projesi" görüşmelerinde bir CIA ajanı tarafından dile getirilmiş.. Şeytani sistem bir kehanetten çok gerçek niyetlerini gizleyerek, hedeflerine doğru adım adım ilerliyor. Kemalizm’in geleceği, Kürt meselesi, Alevilik konusu, Türkçülük, İslamcılık, Liberalizm, LGBT bizden çok birilerinin gündeminde. Biz sadece konuşuyor ve kendi aramızda didişip duruyoruz. Ali yazar veli bozar geçinip gidiyoruz.

Bize aslında bir nimet gibi sunulan Nesnelerarası iletişim, 5G, akıllı sistemler (telefon, saat, ev, şehir, araba), NeuraLink, bunlar masum projeler değil. Sağlık diye CoVID döneminde derinizin altına zerkedilen mRNA’yı, burnunuza sokulan PCR’yi, o maske-mesafe günlerini, avuç avuç içirilen hapları hatırlayın. Büyün bir millet o gün çok büyük bir ekseriyetle hapı yutmuştunuz ve bunun hala o günlerin faturası olarak önümüze konan netice ortada.. Kimi öldü, kimi hasta bir halk hastahane koridorlarında!

Biz meleklerin sesine kulağımızı kapadık, Şeytanın fısıldadığı dünyevi şeyler daha çok nefsimize hitap etti. Para, makam, karşı cinsle ilişkiler aklımızı başımızdan aldı. İstanbul’un fethinden sonra beylikten devlete geçişte, daha önce Mekke, Medine ve Kudüs tecrübesine Doğu Roma Bizans geleneği de eklendi. Artık saray vardı. Kanun yapan birileri vardı. Bürokrasi vardı. Daha o günden aldı başına gitti yozlaşma verilen selamı bile rüşvet değildir diye almayan Vakıf çalışanları türedi. 200 yıl sonra Lale devri başladı. Batılılar Kızılderilileri öldürüp, Karaderilileri köleleştirilirken sesimiz çıkmadı. Babür devleti yıkılıp Hindistan, Türkistan işgal edilirken de. Katliamlar, işgaller karşısında sesimiz çıkmadı. Lale devrinde de batılılarla zengin, konfor, saraylar yapma konusunda yarışmaya başladık. İtibardan tasarruf etmeyorduk. Nevarin’de donanmamız yakılınca hanlar hanı buyurdu, Yeni bir donanma inşa edilsin, direkleri gümüşten, yelkenleri ipekten/ibrişimden olsunÖzeleştiri yapmak yerine bu zenginlik, ihtişam, güç sarhoşluğunun ardından 100 yıl sonra Batıyı taklit etmek üzere Osmanlı Glastnost ve Prestroikas’ı olan Tanzimatı ilan ettik. Tanzimat Kemalist inkılabın. Osmanlıdaki öncülüdür.

Türkiye’nin AB üyesi olma çabası, NATO sarhoşluğu, BOP eş başkanlığı, dostluk ve stratejik ortaklıklarımız Tanzimat kafasından öte İttihat Terakki aymazlığını akıllara getiriyor. Tanzimattan 100 yıl sonra İttihat Terakkinin ocağına düştük.

2. Mahmut döneminde, daha sonraki Kemalist inkılapların hepsi vardı. Kemalistlerin buna ilavesi, İslami olanın yasaklanması idi. Kemalistler Osmanlıyı tahtından indirirken Allah’ı da indirdiklerini söylüyorlardı.

Lale devri sonrası artık batıdan mürebbiyeler getirmeye başlamıştık. Tanzimat sonrası batı içimize girdi. Dün Fulbrigt’ten şikayet edenler bugün Montesero’yu savunmaya başladılar, ideal model olarak onu içselleştirdik. Tarih tekerrür ediyor anlayacağınız. İttihatçılar, Amerikancı, İngilizci, Fransızcı diye ayrılmışlardı. Türkleşmek, İslamlaşmak, batılılaşmak arasında hangisini tercih etmemiz gerektiğini tartışıyordu. Yerli ve milli bir mason locası bile kurdular. Sarayda bunların uzantıları vardı. Sonra bunlara ABD’de eklendi.

Kemalistler Osmanlının seküler takımını oluşturuyorlardı aslında. Onlar İttihatçıların batılılaşmayı savunan kanadı idi. Kemalistler durduk yere gelmediler. Yozlaşmayı Kanuni döneminden ele almamız gerek. Lale devri, Tanzimat ve Kemalist Cumhuriyet. 1. Cumhuriyetle 2. Cumhuriyet aynı değildir. 1. Cumhuriyet İslam Cumhuriyeti idi, 2.si 2. Meclisle başlayan dönemi ifade ediyor. 3. Cumhuriyet DP dönemine tekabül ediyor. 2. Cumhuriyette İslam baş tacı idi, 2. Cumhuriyet Monarşik bir Cumhuriyetti. Monarşik Cumhuriyette İslam’a ve Müslümanlara sopa gösterdiler. 3. Cumhuriyetler, aynı kadroda yer alan görevlendirilmiş bir ekip tarafından, yine batının yönlendirmesi ile İslam’a ve Müslümanlara havuç vermeye başladılar. Giderek Müslümanlar servet ve siyasetle tanıştırıldı. FETÖ böyle bir proje idi. Soğuk savaşta dindarlar’dan Milliyetçi kanat kopartıldı. 3 Tarzı siyasetin Türkleşme kanadı, önce Türk müsün, Müslüman mısın tartışması ile hilalci-kafa tasçı tartışması ile İslam’dan uzaklaştırılıp komünizme karşı batının yanında yedek bir güce dönüştürüldü. Bu süreci aslında Ruzi Nazar’ın üzerinden okumak gerek. Sahi BBP niçin ve nasıl kuruldu, Muhsin Yazıcıoğlu’nu kim niçin ortadan kaldırdı?. İnşallah bugün yeniden açılan Muhsin Yazıcıoğlu davasında suç bir günah keçisine yüklenip dosya yine örtülmez. Aslında o dönemde ben o suikastte bir çok unsurun bilgi sahibi olduğunu, hatta ilgisi olduğunu düşünüyorum.

Oliver Roy’un siyasal İslam tanımı, Fuller’in İslamcıların siyaset ve sermaye ile tanıştırıldıklarında servet ve iktidarın dönüştürücü gücünün, önce onlara sahib olanlar bu çevreleri dönüştüreceği tesbiti onu haklı çıkarttı. FETÖ ve AK Parti bu sürecin sonucunda hayat buldu. BOP, ABD ve İngiltere ile stratejik ortaklık, ileri derecede dostluk ilişkileri bu dönemde ortaya çıktı.

Şimdi tarihin sonundan Medeniyetlerarası savaşın eşiğinde ülkemiz, yine yeni bir kritik noktada bulunuyor. Son NATO zirvesinde iyi bir sınav vermedik. Önümüzdeki İklim konferansında da Türkiye’ye GlobalResetçi’lerin bir ayar vermesi halinde, Yeni Delki G20 zirvesinde imzaladığımız Tek dünya, Tek aile ve Tek gelecek” hedefinde ilerlediğimiz yönde bizi yeni bir tehdit ve tehlike bekliyor.

Şimdi karar vaktidir. Son pişmanlık fayda vermez. Muhalefetin acziyet’i iktidarı da yaralar. Bu süreç siyaseti ve siyasileri bir çözüm aracı olmakta çıkarttı. Toplumda kutuplaşmayı daha da artırdı. Zaten CHP’nin Baykal sonrası başına gelenler, o süreçte hedefe alınan siyasi hareketler hepsi bundan kendi paylarına düşeni aldılar. Şu anda bütün partiler bir krizin içinde. Kimi kan kaybediyor, kimi obez hale geldi, kimi daha dağınık, kimi daha kırılgan. Şeytan ve dostları bir çok ülkenin başına çorab örmeye hazırlanıyor.

Yazımın başında anlattığım dönemi hatırlayın. Dün Kızılderililer, Kara derililer ve sarı ırkın başına gelenler, bugün insanlığın büyük başına tekrar gelebilir. Onun için bundan sonra olacaklara karşı hazırlıklı olalım. Birbirimize düşmeyelim. Herkes önce kendi nefsini, kendi örgütünü, kendi partisini gözden geçirsin. Yeryüzünün bütün namuslu, akıllı ve cesur insanları bu global tehdide karşı birleşin!

Selam ve dua ile.