“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu,
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek.
Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek!
Kaf Dağı'nı assalar belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl!”
AI, IoT, Neuralink, 5G, GSM ve Transhumanism (Humanity+)... Bunlara dikkat...
AI yani Yapay Zeka çok büyük bir tehdit ve tehlike.
Bilgi, para, güvenlik, kumar, fuhuş, kara para, savaş, istihbarat, meslekler, terör ve daha birçok şey onun kontrolünde.
Yapay zeka düşünmeyi, öğrenmeyi, anlamayı gereksiz ve anlamsız hale getiriyor. Aynı şekilde düşünen, araştıran insanları da gereksiz hale getiriyor.
Bugün yapay zeka ile entegre edilmiş bir öğretmen humanoid, her dili konuşuyor, her şeyi biliyor, herkesi tanıyor. Aslında bu bir avatar da olabilir; ama humanoid olarak o robota sahip olmak isterseniz size, ailenize, komşularınıza günde 24 saat hizmet verebilir. Tarih ya da fizik, kimya, din dersi, hukuk, ekonomi, felsefe fark etmiyor ve bilgilerini her gün güncellemenin ötesinde kendi de öğrenebiliyor.
Biz ondan bir şey öğrenirken o da bizi tanıyor, bizden bir şeyler öğreniyor. Yapay zekadan söz ediyorum. O size asistanlık, mütercimlik, danışmanlık, muhasebecilik, hatta halkla ilişkiler desteği verebilir. Akıllı telefonlar, arabalar, evler, şehirler sağladıkları kolaylıktan daha fazla bir tehdit aracı. Bunlar siber işgalin Truva atları. O hassas kulaklar, kol saatleri aslında dokunmatik bir BioLink! Yani Neuralink’e giden yönde ileri bir adım.
Farkında değiliz ama aslında kafamız, kalbimiz, midemiz, damarlarımız bir şekilde işgal edildi. İlaç ve gıdalar üzerinden ciddi anlamda bir biyokimyasal müdahaleye maruz kalıyoruz. Böyle devam edersek yakında bize gerek kalmayacak. Her şey tek elde toplanacak ve bizler siber köleler olarak siber diktatörlükte yapay zekanın biyonik protezleri olarak sisteme entegre edileceğiz.
Bakın sanayi, ticaret, tarım, hayvancılık, hizmet sektörü, eğitim, STK, medya... Hiçbir konuda insana ihtiyaç kalmayacak. Seçimlere, yasama, yürütme, yargıya da gerek yok bu yolun sonunda varacağımız yerde. Zaten kafamıza çipi taktıklarında biz biyonik robot olacağız. Evet, bu sistemle makine ve hayvanlarla ayrı bir dille konuşacağız; hatta maymun, insan, bir avatar ya da robotla kumar da oynayan olacak, satranç da oynayacak, sohbet de edebilecek.
Ha! Askerlik de yok tabii bu sistemde. Bir kişi ya da topluluk yok edilecekse TEK TIK yeter. Onun için bio-hacker’lar şimdiden üretiliyor. Yapay zeka bu işi kendi başına da yapabilir aslında.
Ölülerinizi DNA’larından yeniden hayata döndürmek de mümkün artık.
Onları avatara da dönüştürebilirsiniz, Humanoid olarak da üretebilirsiniz.
Ya da birden fazla kişiliği tek bedende üretmek istiyorsanız o da mümkün. X-enobot’lar bunun için planlanıyor.
Bütün bunlar uzun, orta ya da yakın gelecek için düşünülen şeyler değil. Hemen şimdi isterseniz bu artık mümkün.
Gelecek için gerçek anlamda bir din, ideoloji, ahlak ve hukuk da yok! Yeni Delhi G20’de bizimkiler de imzaladıkları ortak bildiri ile “Tek dünya, tek aile ve tek gelecek” hayallerinin tarafı olmadılar mı? Zaten BOP’ta onlarla dost, müttefik, stratejik ortak, eş başkan değil miyiz? Transhümanizm’den söz ediliyor. Evet, körler görebilecek, sağırlar duyabilecek, felçliler yürüyebilecek ama bunu yapanlar sağlıklı insanların duygu ve algılarına; sinir, kas ve beyinlerine müdahale edebilecekler.
Bu sistemde sadece tek devlet değil; tek para, tek ordu, tek yasa, tek yargı, tek istihbarat... Gizlilik yok. Yargılama dakikalar içinde. Cezanın anında tahsil edilecek. Cezaevi de yok. Beyniniz bloke edildiğinde uzaktan kilitlenen arabalar gibi evinizin bir odasında biyonik robot olarak ceza süresince beyniniz kilitlenerek siber köleye dönüştürülebilirsiniz. Bakın, çocuklarınız oynadıkları oyunlarla, izledikleri filmlerle o güne hazırlanıyor. Düşünmeyecekler, anı yaşayacaklar. Hayal ile gerçek arasında pasif bireylere dönüştürülecekler.
GSM, 5G ve Starlink’ler bu anlamda bu işin altyapısı için özel bir öneme sahiptir. Geçen gün Trump da bunu itiraf etti ve “5G ve 6G sadece daha fazla hız değil... Bunlar sizi içeriden izleyen bir radar” dedi. Netanyahu Lübnan’daki bir hastanedeki patlamalarla ilgili bu gerçekle ilgili olarak “Herkesi izliyoruz, bize karşı olan herkesi cezalandırabiliriz” demişti. Daha sonra İspanya’yı tehdit etti ve sonrasında olanları biliyorsunuz. Birtakım Siyonistler İran’dan sonrası için Türkiye’yi işaret ediyor.
Süreç hızlanıyor, tehdit büyüyor, kriz yayılıyor ve derinleşiyor.
Bir yandan Epstein şantajı ve COVID ve mRNA sahtekarlığı ile ilgili olarak yargı süreci kör topal ilerlerken şimdi sırada bunlar kadar tehlikeli iklim konferansı var. Ve Ankara’dakiler mRNA ve Epstein belgeleri konusunda sessizliğini korurken iklim konusunda da aynı şekilde sessizlik politikasını sürdürüyorlar.
İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote, CEDAW aynen devam. İsraf, torpil, rüşvet de öyle. Siyaset çözüm değil sorun üretiyor. Siyasi ağız dalaşı topluma kötü örnek olurken gençlerin gelecek hayallerini yıkıyor. Terörü bitirmekten söz ediyorlar ama çeteleşme bugün terörden daha tehlikeli bir hal aldı. Her köşe başında fuhuş, uyuşturucu ve esnafı haraca bağlayan, tefecilik yapan bir çete var.
Yasama, yürütme, yargı bu derin uykusundan ne zaman ve nasıl uyanacak bilmiyorum. İnsanlar ne yapacaklarını da bilmiyorlar bu durumda. Öte yandan “Türkiye Yüzyılı”, “Türkiye Barışı”, 25. Yıl, 15 Temmuz, Ayasofya, İHA-SİHA muhabbeti ile acı gerçekler bir şekilde perdelenmeye çalışılıyor. Sahi, zaten artık esamesi okunmayan PKK feshedildikten sonra bir daha terör olmayacak mı? Haber vereyim: Siber terör, siber fuhuş, siber uyuşturucu daha tehlikeli. Yoksulluk, faiz/riba, işsizlik, dağılan aileler, gençliğin hali, iflaslar, intiharlar, uyuşturucu, sanal kumar, patlayan kısırlık, hastalıklar ve psikolojik rahatsızlıklar insanların ufkunu karartıyor.
Evet evet; parti yok, laiklik yok, demokrasi yok, ideoloji yok... Milliyetçilik, Liberalizm, Sosyalizm, Kapitalizm diye de bir şey yok. Amir, memur, okul, öğrenci, asker, polis, karakol da yok. Vakıf, dernek, sendika, amir-memur, köylü-şehirli de yok. Mafya da yok, rüşvet de yok, torpil de. İhaleye fesat karıştıran kimse de olmayacak. Şeyh ve mürid gibi şeyler Metaverse’te olacak. Kendi sanal kabilenizin kralı da olabilirsiniz siber alemde. Orada her şey serbest. Oyunu oynayan değil, yaşayan kişi olacaksınız. Siz oyunun parçası olacaksınız. Ölmek, öldürmek serbest.
Ey insanlar, dinleyin! Şimdi tövbe zamanıdır. Şimdi pişmanlık zamanıdır. Şimdi çalınan, haram paraları kaçırma zamanı değil; Yunus aleyhisselamın kavminin kurtuluşa erenlerinden olanların yaptığı gibi o haramlardan kurtulup çalınan, haksız bir şekilde elde edilen makam, mal ve paraları sahibine iade etme günüdür. Değilse o kişiler, örgütler, şirketler, güç ve servet sahibi olanlar “çok yakın bir zamanda nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını, kahr-u perişan olacaklarını görecekler”. Ölüm uykusundan uyandıklarında dost ve yardımcı bulamayacaklar ve pişmanlıkları fayda vermeyecek.
Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz.
Birileri “Keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Eyvah bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! And olsun, bana zikir (Kur'an) geldikten sonra o beni ondan saptırdı” demeden aklını başına toplar mı dersiniz?
Evet, “Şeytan insanı işte o günkü gibi yüzüstü bırakıp yardımsız bırakır.” O gün “Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik!” “Keşke toprak olsaydım; keşke bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke ölüm her şeyi bitirseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı; saltanatım da yok olup gitti” derler de bu pişmanlıkları artık onlara fayda vermez... O gün “Dünyada (iyi amelleri) terk etmemizden dolayı vah bize!” derler. O gün ribacı’lar kıyamette kabirlerinden sersem, dengesiz, çarpılmış gibi kalkacaklar... “Kendileri de bunların (mucizelerin) hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama siyaset, bürokrasi, sermaye sahipleri, medya, STK vb. bozguncuların, müstekbir’lerin, mütrefin’lerin, mütegallibe takımının (nasıl olursa olsun her zaman bir şekilde galip gelenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak!” Tarihe bakın da nasıl bir akıbete / yıkıma uğradıklarını, “nasıl bir inkılapla / nasıl bir yıkılışla” yıkıldıklarını görün!
Gazaba uğrayanların / uğrayacak olanların değil; kendilerine ikram edilecek olan Fırka-i Nâciye'ye, nimet verilen muvahhid ve mücahidlere, Sırat-ı Müstakîm üzere olan ehl-i necata
selam ve dua ile...