Mustafa Kemal için “globalisttir; dinler arası diyaloğu ve evrensel tek bir din fikrini savunuyordu” desem; “ulus-devlet fikrine karşı yeni bir dünya düzenini savunuyordu” desem, Kemalistler ne der acaba?

Evet, Vahdeddin’e Heyet-i Temsiliye adına “Halife ve hakan efendimiz” diye başlayan mektuplar yazan da; 7 Şubat 1923’te Balıkesir’deki Zağnos Paşa Camii’nde, mevlidin ardından minbere çıkıp ünlü “Balıkesir Hutbesi”ni okuyan da aynı M. Kemal’dir. İnönü, Ecevit, Baykal, Kılıçdaroğlu, Özel bunları yapabilir mi? Onlar cenaze namazlarıyla idare ediyor; bayram ve cuma namazlarını da İnönü gibi evlerinde kılıyorlar (!?). Hatta M. Kemal’in Hilafet’i savunan Meclis konuşmaları da vardır; bir konuşmasının sonunda “Hilafet, mana ve mefhum olarak Cumhuriyet’in ve TBMM’nin şahs-ı manevisinde mündemiçtir” der. Nitekim Hilafet makamı da daha sonra (3 Mart 1924) bu mantıkla “ilga” edilmiştir.

M. Kemal’in din, İslam ve peygamberlik kavramlarına yönelik eleştirel el yazıları ile yabancı yazarlardan yaptığı alıntılar; tarihsel olarak, Afet İnan adına 1930’da basılan “Vatandaş İçin Medenî Bilgiler” kitabı ve TBMM’deki bazı konuşmaları üzerinden tartışılıyor.

Din karşıtı olarak yorumlanan ya da pozitivist/materyalist bir dünya görüşünü yansıtan ifadelerinin bir kısmı, İtalyan tarihçi ve şarkiyatçı Leone Caetani’nin “İslam Tarihi” adlı eseriyle ilişkilendirilir. Bu eser Hüseyin Cahit Yalçın tarafından Türkçeye çevrilmiş; M. Kemal tarafından satır satır çizilerek ve kenarına destekleyici notlar alınarak okunmuştur. M. Kemal, Medenî Bilgiler’i hazırlarken Caetani’nin pozitivist, dinlerin evrimini materyalist bir gözle inceleyen tarih metodolojisinden büyük ölçüde yararlanmıştır.

Bir diğer kaynak, Samsun Milletvekili Ruşenî Barkın’ın 1926’da yazıp M. Kemal’e sunduğu “Din Yok Milliyet Var” adlı kitaptır. Gürbüz Tüfekçi’nin “Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar” çalışmasındaki bilgilere göre M. Kemal bu kitabı da satır satır çizerek okumuş; milliyetçiliği dinin yerine koyan ve ulusçuluğu kutsal bir bağ olarak tanımlayan bölümlerin kenarına “alkışlar”, “bravo”, “aferin” gibi notlar düşmüştür. O bölümde şöyle denir: “Bizim kutsal kitabımız; bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ‘ulusalcılığımız’dır… Yüksek bir ulusun ulusalcı bireyleri, ak günde mutlu, kara günde dayanıklı ve kanlı günde ezicidir.” Barkın bu eserinde materyalist ve pozitivist bir tez savunur; cennet, cehennem ve ahiret gibi kavramları “insanları uyutmak için uydurulmuş” sayar ve Türk milletinin birliğinin dinî bağlarla değil, yalnızca seküler bir Türk milliyetçiliğiyle mümkün olacağını ileri sürer.

M. Kemal’in kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve kamuoyunda tartışılan ifadelerinden bazıları şöyledir: “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne Acemlerin, ne de Mısırlıların Türklerle birleşip bir millet teşkil etmesine hiçbir tesir etmedi; bilakis Türk milletinin millî bağlarını gevşetti, millî heyecanını uyuşturdu.” Bir diğer notunda ise Arapça bilmeden ibadet eden halkın, “bir kelimesinin manasını bilmediği hâlde Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara” döndüğünü yazar.

1 Kasım 1937’deki TBMM açılış konuşmasındaki şu sözler de materyalist/pozitivist bir devlet anlayışının delili olarak sunulur: “Bizim devlet idaresindeki ana programımız Cumhuriyet Halk Partisi programıdır… Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” İnönü döneminde çıkan “Cumhuriyet’in 15. Yıl Albümü”nü ve “10. Yıl Albümü”nü bulabilirseniz ne demek istediğimi anlarsınız: bunlar devletle CHP’nin ortak yayınıdır. Tek Parti’de CHP fiilen devletti ve kuvvetler ayrılığı da yoktu.

Yabancı yazarlarla görüşmelerinde de dinle arasına mesafe koyduğu öne sürülür. İngiliz yazar Grace Ellison’ın 1928’de yayımlanan “Turkey To-day” kitabında M. Kemal’e atfedilen söz şudur: “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya muhtaç olanlar zayıf yöneticilerdir.”

O böyle dese de, Kemalistlerin gözünde o Tanrı, ilah, fevkalbeşer bir kurtarıcıdır. Onun için yazılmış “Amentü”ler (“Türk’ün Yeni Amentüsü”), “Mevlid”ler vardır. Onlara göre “Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter”; “Türk’ün dini Kemalizm’dir”. Türbeleri o yasakladı ama Kemalistler ona ülkenin en büyük türbesini yaptılar ve türbedarı da kendileri oldu. O “inkılapçı”ydı; peşinden gidenler bugün ülkenin en muhafazakâr kesimi. 19. yüzyıl sonunda, savaş yıllarında; kapitalizmin, komünizmin, faşizmin ve Siyonizm’in gölgesinde oluşmuş kavram ve kurumlarla 21. yüzyılı açıklamaya çalışıyorlar.

Bu bilim insanları 1935’te değil, 1933 üniversite reformuyla geldi; Ankara Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi’ne. Çoğu Yahudi kökenliydi ama “hepsi” değil - aralarında Nazi karşıtı, Yahudi olmayan hocalar da vardı (ör. iktisatçı Gerhard Kessler). İlk kadroda 65 öğretim üyesinin 38’i yabancıydı; toplam sayı kaynaklarda ~82 profesör, aile ve yardımcılarla ~135-550 arasında verilir. Süreç Philipp Schwartz’ın kurduğu yardım cemiyeti ve Albert Malche’nin raporu üzerinden yürüdü. Ayrıca bir çok mason ve sabatay da bu süreçte Kemalist ütopya için M. Kemalin Kadrosunda yer aldı. 1933’te Nazi zulmünden kaçan, çoğu Yahudi kökenli Alman/Avusturyalı bilim insanları idi. Kemalistler Kemalizm yeni bir din, yeni bir dil, yeni bir tarih, yeni bir gelecek tasavvuru yanında Türklüğün de yeniden tanımlanması, Mason ve Sabatay bir çok isim bu kişilerden bu konuda yararlanmak istiyorlardı.

M. Kemal’in el yazısıyla kaleme aldığı bu sert din ve İslam tarihi eleştirileri, Yurttaş İçin Medeni Bilgiler kitabının 1930'lu yıllardaki ilk baskılarında yer alırken; ölümünün ardından, özellikle Türk Tarih Kurumu'nun sonraki yıllarda yaptığı basımlarda uzun süre kitaptan çıkarılmış (sansürlenmiş), ancak 1980'lerden sonra Afet İnan ve diğer araştırmacılar tarafından orijinal el yazılarıyla birlikte yeniden eksiksiz şekilde yayımlanmıştır. "Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir Dünya dininin kurulması fikri”ni destekler. Bu ifadeler nutukta ve TBMM’nin zabıtlarında da geçer.

Gelelim yazının başlığındaki o “tatlı hayal”e. M. Kemal şöyle diyor: “Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması; Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılır hâle getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması… gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Bu işin asdlı şöyle: “dünya dini” ve “birleşik dünya devleti” fikri aslında M. Kemal’e ait değil; İngiliz yazar H. G. Wells’in “Cihan Tarihinin Umumi Hatları” (The Outline of History) adlı eserine yaptığı bir göndermedir. Bugün globalistlerin hayata geçirmeye çalıştığı “dinler arası diyalog” ve “İbrahimî dinlerin ortak mabedi” fikri, M. Kemal için bir “tatlı hayal”di. Wells, ulusların egemenliklerinden büsbütün vazgeçmesini değil; savaş, salgın ve ekonomik kriz gibi ortak sorunları çözmek için üst bir federasyon kurulmasını öneriyordu. M. Kemal de Wells’in bu “barışçıl ve birleştirici vizyonunu” (!?) “Türk modernleşmesi”nin evrensel boyutuyla bağdaştırıyordu.

Herbert George Wells (1866-1946) yazar, öğretmen, tarihçi ve gazetecidir; pek çok konuda ilginç fikirler ileri sürmüştür. Genelde dine olumlu bakmaz; ama İslam konusunda Kemalistlerden ayrılır ve Kur’an’ın “insanları birleştirerek medeniyete sevk etmesini” takdir eder: “Müslümanları medeniyet, hendese, heyet, mimari, sanayi-i nefise ve felsefeyi geliştirmeye sevk eden zaferler, ancak Kur’an’ın insanları birleştirip onları irfan servetini elde etmeye yöneltmesinden ileri gelmektedir.” Wells kendini “ateist olmayan, ama hiçbir dinî inanca bağlı bulunmayan biri” olarak tarif eder. O da M. Kemal’in desteklediği “tek din ve tek devlet” fikrini savunur. Bu hayalde ulus-devlet, ulusalcılık ve milliyetçilik aslında yoktur. Bugünlük bu kadar. Selam ve dua ile.

Not: Avram Galanti’nin “Türkler ve Yahudiler” kitabının 32.sayfasında, yurt dışından getirilen akademisyenlerle ilgili şu bilgiler verilir. şu isimler verilir: