Bakın astronomi ve coğrafya olmadan yönünüzü bulamazsınız. Kıbleyi bulamazsınız. Zaman ve mekân, gökle yer arasındaki döngü ile idrak edilir. Allah (cc) asra ve arşa yemin eder. Doğudan-batıdan, gökten ve yerden bahseder..
Biz yer ve gök hakkında kâmil bir bilgiye sahip değiliz. İslam inanışında toprakta mülkiyet yoktur, intifa vardır. Sınırlar intifa alanıdır. İntifada bulunanlar, topraktan vurup aldıklarının (maden ve yer altı kaynakları) %20’sini, toprak üzerinde işlem yaparak elde ettiklerinin (tarım ve hayvancılık) %10’unu, ticaret yolu ile elde ettiklerinin ve yıllık ihtiyaç fazlası biriktirdiklerinin her yıl %2,5’unu zekât olarak vermek zorundadırlar.
Bilir misiniz, Namık Kemal “Vatan yahut Silistre”yi yazdıktan sonra bu bir tiyatro eseri olarak oynandı. Oyun sonrası olaylar çıktı ve Namık Kemal Magosa’ya sürüldü. “Vatan” kelimesi üzerinde düşünmek gerek. Oysa toprak “ana” idi ve âdemoğullarına aitti, tıpkı gökyüzü gibi. Sınırlar kişisel ya da topluluklar, halklar ve ülkeler için ancak “intifa” alanı idi. “Ulus” kavramı 1648 Vestfalya sürecinde, işgal ve sömürü mirası üzerinden bir tanımlama idi. Ulus tanımını kimi toprak üzerinden (Britanya ve ABD), kimi kan (Almanya), kimi dil (Türkiye), kimi de din üzerinden (Vatikan, Katoliklerin ilk, ortak ve vatanları), kimi de kilise üzerinden (Ortodokslar) okudu. İslam’da “din kardeşliği” vardı ama hilafetle o da işlevsiz bırakıldı. Aslında Türk birliğinde dil birliği yok, onun için “Kültür Birliği” tanımı da yapılıyor. Kimilerine göre Türkler “Tarih Birliği” içinde tanımlanmalıydı. Aslında Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bu kafa karışıklığına çözüm bulması için kurulmuştu. Ve bu konuda çoğu Yahudi, Almanya’dan, Balkanlardan gelen akademisyenler ders veriyordu. TTK, TDK da öyle; Ermeni kökenli Agop Dilaçar yeni bir dil icat edecekti, Moiz Kohen (Tekinalp) Kemalizm’i “Türk'ün Dini” hâline getirmek istiyordu. Bunun için yeni amentüler, yeni mevlitler yazıldı. Lazaro Franco ise Türk Ocaklarının ana sponsoru idi. Bakın, ulus yoktu bizim geleneğimizde ama “yurdumuz” vardı, “memleketimiz”, “ülkemiz” vardı ama bugün bunlar arasındaki farkı ve bunların anlamlarını çoğu kimse bilmez. Bunlar okullarda da okutulmaz.
Nereden bu konu aklıma geldi derseniz, İstanbul Ticaret Üniversitesinin dekanlarından, daha önce Moritanya, Çad, Senegal gibi ülkelerde büyükelçilik görevlerinde de bulunan @ahkavas’ın bir paylaşımını gördüm. X’teki paylaşım şöyleydi: “ABD tek başına reddetse de, 6 üye çekimser kalsa da, 21 ülke ise oylamaya katılmasa da Birleşmiş Milletlerin 164 üyesi, 1512 yılında bugünkü Belçika sınırları içindeki Flandre'da doğan filozof, ilahiyatçı, coğrafyacı ve harita çizici Gerardus Mercator’un ismiyle 1569 yılından itibaren bilinen projeksiyona göre çizilen haritada kasıtlı olarak küçük gösterilen Afrika’nın bundan böyle gerçek ölçeğine uygun gösterilmesi yönünde oy kullanmış ve kabul edilmiş. ABD hiçbir oylamada bu kadar yalnız kalmamıştı. Bu sefer coğrafya bilimine karşı olması yüzünden hiçbir ülke onunla hareket etmemiş.”
Ben bu konuyu 1980’lerin başında, yani bundan 46 yıl önce tartışmaya açmıştım. Bugün hâlâ piyasada olan “Coğrafi Keşiflerin İçyüzü” kitabı ile bunu anlatmaya çalıştım ama bilim dışı olmakla, komplocu olmakla suçlandım. Alay konusu edildim mizah dergilerinde; o zamanki Hürriyet’te ve Günaydın’da saçma iddialarda bulunmakla suçlandım. Harita zannedildiği gibi masum değildir; projeksiyon bir siyasi tercihtir. Dünden bugüne bu konuda neler yaşandı derseniz: 1569 Mercator, 1855/1973 Gall-Peters (aynı tartışma, aynı alaylar), 1979 McArthur'un ters haritası, 1980'ler senin Coğrafi Keşiflerin İçyüzü'n, 2016 AuthaGraph, 2018 Equal Earth, 2026 BM kararı. Şimdi sıra MEB’de.
Ben bu konuyu 1980’lerin başında, yani bundan 46 yıl önce tartışmaya açmıştım. Bugün hâlâ piyasada olan “Coğrafi Keşiflerin İçyüzü” kitabı ile bunu anlatmaya çalıştım ama bilim dışı olmakla, komplocu olmakla suçlandım. Alay konusu edildim mizah dergilerinde; o zamanki Hürriyet’te ve Günaydın’da saçma iddialarda bulunmakla suçlandım. Harita zannedildiği gibi masum değildir; projeksiyon bir siyasi tercihtir. Dünden bugüne bu konuda neler yaşandı derseniz: 1569 Mercator, 1855/1973 Gall-Peters (aynı tartışma, aynı alaylar), 1979 McArthur'un ters haritası, 1980'ler senin Coğrafi Keşiflerin İçyüzü'n, 2016 AuthaGraph, 2018 Equal Earth, 2026 BM kararı. Şimdi sıra MEB’de.
Birçok kuruluşun yönetim katında bugün bize gösterilen haritadan bir tablo vardı. Onlara da bunu anlattım. Ama tabii 500 yıllık bir yanılgının hemen anlaşılması kolay değil. Bakın o haritadaki ölçeklendirmenin dışında, bize ezberletilen harita ters duruyor.
Benim oğlum işletme okudu, yüksek lisansını yaptı ama gitti navigasyon yazılımcısı oldu. Bir dönem Yandex ve Here’nin navigasyon yazılımlarına esas olan operasyonları oğlum ve ortağı yaptılar. O zaman da onunla konuşuyorduk bu Mercator konusunu. Mercator bir ilahiyatçı, adam bir filozof, adam coğrafyacı ve o bir haritacı! O zaman sömürge mirasına dayalı bir haritaya ihtiyaç vardı ve bunun farklı bir mantıkla yapılması gerekiyordu. Mercator projeksiyonuna göre 7 milyon kilometrekarelik Avustralya, 2 milyon kilometrekarelik Grönland'ın yarısı kadar. Afrika çok küçük, Rusya ve Kanada çok büyük gösterilir.
Düşünsenize ağır kütle aşağıda, hafif kütle yukarıda, sivri tepe yukarıda, yayvan taban aşağıda durur; peki bugünkü dünya haritası nasıl duruyor? Herkes bu kuralı bilir, herkes de bu haritaya bakıyor ama kimse bu yanlışı görmüyor, akletmiyor, kendilerine bu gerçeği söylediğinizde ise alay konusu oluyorsunuz.. 1979’da Avustralya’da ve 2016’da Japonya’da birtakım doğru çalışmalar yapıldı ama maarif için müfredata girmedi. BM kararı Equal Earth projeksiyonunu öneriyor. 2018'de Bojan Šavrič, Tom Patterson ve Bernhard Jenny tarafından geliştirildi; alanları doğru korurken kıtaları da Gall-Peters'ın uzattığı gibi bozmuyor. Yani norm konmuş, peki dünya bunu müfredata ne zaman alacak?
Sadece dünya haritasını şekil olarak değiştirmediler, isimlerini de değiştirdiler. Deniz, kara ve ülke isimleri değiştirildi. Hatta bizim ülkemizde illerin isimleri değiştirilmedi mi? Dağların, ovaların isimleri de değiştirilerek toplumsal hafıza silindi. Tarih, coğrafya ve astronomi üç sadık kardeştir. Coğrafyayı tarih, insan, tabiat, tarım, hayvancılık, iklim üzerinden de okuyabilirsiniz. “Ulus”u vatanla ilişkilendirirseniz, Attila 452’de ta Roma’ya kadar gitmişti. İtalya'nın büyük bir bölümünü istila etti. Büyük İskender Hindistan’a kadar; Hindistan, Çin, kızılderililer, Afrika halkları, Doğu Roma, Batı Roma herkes her yere gitti. Mesela Arz-ı Mev’ud konusu din, tarih olduğu kadar bir coğrafya konusudur. Ne yani gücü yeten yetene mi? Coğrafyayı doğru okumazsanız, coğrafya savaş konusu olur.. Mesela Moğollar İtalya üzerinde hak iddia edebilirler. Karay ve Hazarlar konusu Rusya’dan başlayarak Mezopotamya’ya kadar Yahudiler için bir hedef hâline gelebilir. Eğer yeryüzünde adaletten, barıştan, hürriyetten yana bir nizam hayal ediyorsak; kimse doğduğu toprak, doğduğu ana-baba, atalarının yaşadığı toprak, inanç, ideoloji, sınıf, cinsiyet, derisinin rengi üzerinde hak iddiasında bulunmaması gerek. Bu ırkçılık olur. İlk ırkçı ise Şeytan'dır. İlk lanet ırkçılığadır. İlk haram, ilk günah ırkçılıktır. Daha doğru bir ifade ile: İblis'in gerekçesi tam da menşe üstünlüğüdür. “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu çamurdan yarattın” (A'râf 7/12, Sâd 38/76). Yani ırkçılığın tanımı ilk defa Şeytan'ın ağzından verilmiştir.
Bizden önce bu dünyada cinler yaşıyordu, Şeytan da cinlerdendi. Allah (cc) insanı yaratıp onu yeryüzüne varis kılınca Şeytan, Allah’ın mülkü olan ve emanetçisi oldukları toprakların başka bir nesle verilmesi karşısında çılgına döndü. “Vatan” edindikleri toprak ellerinden gidiyordu. Gerçek şu ki doğduğumuz ana-babayı, doğduğumuz toprağı, doğduğumuz zamanı, derimizin rengini ve cinsiyetimizi biz seçmedik ve bundan dolayı da üstün ya da geri olamayız. Allah’ın mülkü intifa için bize emanet verildi. İnsanların kendi elleri ile yaptıkları kendilerine aittir. Ve hatta yazının girişinde belirttiğim gibi, onun da bir kısmını diğer insanların meşru hakları, ihtiyaçları için harcamak zorundayız.
Şunu unutmayalım; nebilerin evinde münkirler olabilir, Firavun'un evinde de müminler.. Bir kavim topluca ihtida edebileceği gibi, topluca irtidat edebilir. Hz. Yunus’un kavmini ve Hz. Lut’un kavmini hatırlayın.
Neyse Mercator 500 yıl sonra öldü. Peki yerine ne koyacağız, kim koyacak bu normu? Şimdi asıl soru bu? DİB bu konuda ne düşünür? Ha! Bu arada ben Mercator’a göre ters dünya haritasını tablo olarak 2001’de yapmışım.
Bilmem biliyor musunuz, 1960’a kadar dünyanın sıfır noktası nereydi biliyor musunuz? İstanbul’du. Greenwich daha sonra dünyaca kabul edildi. Aslında bu merkeziyet İslam öncesi de öyle idi. Sultanahmet’teki “Milyon Taşı”nın hikâyesini, Aydın Üniversitesi ile bir belgesel olarak çekmiştik. Bulursanız bir bakın isterseniz. Biliyor olmalısınız, benim bir de sinemacılık geçmişim var. “Milyon Taşı”ndan kıbleye dönerseniz aynı zamanda yüzünüzü ilk kıblemize de dönmüş olursunuz. Çünkü orası aynı zamanda “kıbleteyn noktası”dır ama kimin umurunda! Diyanet, Kültür Bakanlığı, maarifin daha ciddi işleri vardır (!?) sıra buna gelene kadar. Amaan, aman. Selam ve dua ile.




Not 1- Öşür oranı tek değil. Tarım ürününde oran sulama biçimine göre değişir: Yağmur/nehir suyuyla kendiliğinden sulanan arazide 1/10 (%10), emekle/masrafla sulanan arazide 1/20 (%5). Ayrıca hayvancılık öşre değil, saime hükümlerine tabidir (nisap ve sayı esaslı; deve, sığır, koyunda ayrı cetveller). Madende %20 (humus) oranı da Hanefi görüşüdür; Şafii'de rikaz ile maden ayrılır.
2- Avustralya 7,7 milyon km², Grönland 2,17 milyon km². Mercator'da Grönland, Avustralya'dan yaklaşık 2,5 kat büyük görünür. BM kararının dayandığı veriye göre gerçekte Afrika, Grönland'ın 14 katıdır; Mercator'da ise ikisi neredeyse aynı boyutta görünür.
3- Şüphesiz, uzayda aşağı-yukarı tartışması anlamsız. Sadece var olan haritadaki çarpıklığı nazara sunmak için böyle bir ifade kullandı. Orta Çağ İslam haritacılığında (İdrisi dâhil) güney yukarıdaydı, Hristiyan mappa mundilerinde doğu yukarıdaydı.
4- “Bizans'ın sıfır noktası İstanbul'du; bu gelenek Osmanlı'da da 1960'a kadar devam etti. Roma'nın da kendi Milliarium Aureum'u vardı. Yani 'dünyanın merkezi' hep siyasi bir tercihti - 1884'te Washington'da toplanan konferans bunu Greenwich'e verdi.”
5- İstanbul'dan Mekke yönü yaklaşık 151,5°, Kudüs yönü yaklaşık 149,5°. Aradaki fark yalnızca 2 derece. Yani “Milyon Taşı'ndan kıbleye dönersen ilk kıbleye de dönmüş olursun.”
6- Biruni, Dünya'nın çevresini %1'den az hatayla ölçtü (11. yy.) ve harita projeksiyonlarının bozulmasını matematiksel olarak inceledi. Piri Reis 1513 haritasını, Mercator'dan 56 yıl önce çizdi. El-Harezmi'nin Kitabü Sureti'l-Arz'ı Batlamyus'u düzeltti. Ve kıble hesabı, küresel trigonometrinin gelişmesinin başlıca sebeplerindendir. Yani ibadet, matematiği doğurmuştur.
7- Türkiye'de 1940'lardan 1980'lere kadar süren düzenlemelerle 12 binden fazla yerleşim yerinin adı değiştirildi (1957'de kurulan Ad Değiştirme İhtisas Kurulu eliyle).