Batı her şeyi kendi çıkarlarına göre düzenliyor. Batı'daki bu sistemin kurucusu, büyük üstadı Şeytan'ın ta kendisidir. Batı'daki teokrasinin banisi de yine aynı Şeytan'dır.
Şeytan, kıyametin son evresinde son büyük oyunu için, 1500’lerden başlayarak yeni bir dünya düzeni, önce ulus devletleri örgütledi ve ardından “uluslararası düzen” oluşturdu. Bu düzeni hayata geçirmek için önce Kızılderilileri yok etti, kara derilileri köleleştirdi, sarı ırkı sömürgeleştirdi. Ve beyazların üçte ikisini kendine bağladı. Bu düzeni Vestfalya Antlaşması ile ilan ettiler. O gün hayatta kalan insan sayısı 500 milyon gibi tahmin ediliyordu. Bu 500 milyon nüfus oradan geliyor.
Gazze’yi, Doğu Türkistan’ı, 1. Dünya Savaşı'nı, 2. Dünya Savaşı'nı, Soğuk Savaş'ı unutun; sadece Çin’de Boksör İsyanı'nda 1 milyondan fazla insan öldürüldü. Ve 1500’de başlayan sürecin son evresi 2. milenyumda, yani 2000 yılında başladı. 2. milenyumun ilk jübilesinin ilk çeyreği 2025’te tamamlandı. 2. çeyreği 2050'de tamamlanacak. Sistemin bütün planları buna göre. 2030, 2050 için geri dönüşü olmayan sürecin başlangıcı olacak.
Bakın, uluslararası sistem şeytani bir sistemdir. Bu sistemin başında Şeytan ve Şeytan’ın ins ve cin dostları vardır. Bunlar kim derseniz: İşte o Şeytan'a tapan, bebek cesedi yiyen, kan içen satanist, pedofilik, Siyonist VIP ve CIP’ler var. Bir de bunların peşinden koşan, köleleştirilmiş kalabalıklar var. Ve sayıları sandığımızdan çok daha fazla. İnsanların içinde bunlara karşı direnenlerin sayısı “istisna” sayılacak düzeydedir. Cinlerin sayısı insanlardan çok daha fazla ama “Allah’ın ipine” tutunanların sayısı oransal olarak insanlar kadar bile değil.
Korkmayın! Onların Şeytan dostları var; biz Allah’ın rızasına uygun yaşıyorsak, O’nun dostlarından isek ne gam! Şeytan, ins ve cinler “Allah’ın iradesi” içindedirler ve Allah’ın iradesi olmadan onlar bize bir zarar veremezler.
Hep söylüyorum: Korkmayın, direnin; daha akıllı, daha dürüst, daha cesur olalım. Şeytan'ın peşinden koşanları Allah’a, resulüne, kitaba çağıralım... Onların bu yokuş aşağı gidişi cehenneme doğru.
Cedide Köprülü ilginç ve önemli şeyler yazıyor Habervakti’nde... Geçen gün Ekonomik Pentagon’dan söz etti. Artık tek bir Pentagon yok; Siber Pentagon da var. Artık Pentagon, CIA, FBI, stratejik kurumlar karar verirken Palantir’den aldıkları verilerden yola çıkarak onun önerilerini merkeze alıyorlar.
Bazı görünmeyen ama hayati fonksiyona sahip şeyleri görmek için mikroskop altında incelemek lazım... Kozmosa bakıyorsanız teleskop gerekli; bir şeyin içini görmek istiyorsanız röntgenini çekmeniz gerekli. Bazen de devasa yapıları görmek için onu minimize ederek görünür hâle getirmek, yeniden ölçeklendirmek gerek. İşte o zaman Köprülü’nün modellemesi gibi modelleme gerekiyor. Bekçi kim, poliçeyi yazan kim, kaydı tutan kim?
Bunu görmezseniz sizi akvaryum balığı gibi bir kafese hapsederler, siz de kendinizi okyanus balığı zannedersiniz. Köpek balığının yerini piranalar almıştır. Japon balıkları sanki bir defile, sanatsal (!?) görsel bir şov sunan bir sanat topluluğu gibidir. Orada herkes vardır. “O mâhiler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler.” Tabii piranalarla Japon balıkları aynı akvaryumda değildir... Yoksa büyük balıklar küçük balıkları yer. Onları aquaparkta farklı havuzlarda ya da akvaryumlarda beslersiniz.
Bir aquaparka bakarak, orada düşünürken dünyayı okumayı düşündünüz mü hiç? İnsan zübde-i kâinattır. İnsan “bel hüm adal” da olur, “ekmel-i mahlukat, eşref-i mahlukat” da. Ha, unutmayın: Şeytan aynı zamanda, her kılığa girdiği gibi, sarık ve cübbeyle ya da bir bilim insanı, siyaset ve iş insanı gibi aranıza gelip oturduğu gibi, o aynı zamanda iyi bir avcı ve iyi bir balık avcısıdır. O, meşhur bir tuzak kurucudur. Unutmayın, oltayı yutan balık yem istemez. Ve aklınızdan çıkarmayın: Allah (cc) tuzak kuranların tuzaklarını bozan, onların tuzaklarını kendi başlarına geçirendir.
Sahi, siz hiç cin ve şeytan gördünüz mü? Görmedinizse kör müsünüz?.. Çevremiz onlarla dolu. Cin gibi bir sürü insan ya da şeytana dönüşmüş insanlar... Şeytan'ın ille de keçi yüzlü, boynuzlu biri olması gerekmez. Şuh bir kadın, saygın bir politikacı ve iş insanı kılığıyla da karşınıza çıkabilir. Unutmayın, Şeytan'la karşılaşma ihtimaliniz, Hızır ile karşılaşma ihtimalinizden çok daha fazladır, sıradan biri iseniz. Aslında siz onları bulmadan onlar sizi bulur. Nerede dolaştığınıza, nereye gittiğinize, kimlerle dost olduğunuza bakın. Yoksa Allah (cc) size şah damarınızdan daha yakındır. Sizi koruyan melekler de vardır; tabii kapınızı Şeytan'a kapatıp Rahman'a açmışsanız. Yoksa Şeytan nefsinizin kapısında zile bastığında nefsinizin kapısını açarsanız o, nefsinizin hoşuna gidecek zengin hediyelerle gelip sonra da nefsinizin başköşesine geçip oraya taht kurup oturacaktır.
Bakın, dünya gelirinin yarısı ABD’ye gidiyor. Dolar tek başına bir zenginlik sebebi. Bir de Amerikalılar ABD’den ibaret değildir. ABD vatandaşlarının önemli bir kısmının birden fazla pasaportu var. Mesela Yahudilerin ayrıca bir İsrail pasaportu var. AB, İngiltere, Rus pasaportu olanlar da var. Servetler ABD sınırları içindekilerden ibaret değil yani. Geri kalan yarısı İngiltere ve AB’ye, geri kalan yarısı Çin ve Hindistan’a, geri kalan yarısı OPEC ülkelerine, geri kalan yarısı tüm dünyaya gidiyor. “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa!”
Öte yandan dünya nüfusunun yarısı Çin ve Hindistan’da. Ama Çin ve Hindistan’ın sahip olduğu toprak 190 milyonluk Rusya’nın toprağı kadar değil... Rusya 17,1 milyon km², Çin ve Hindistan 12,8 milyon km².. Öte yandan Hindistan, Çin’in üçte biri kadar toprağa sahip.
Bakalım: Dünya toplam kara (göl ve barajlar dâhil) alanı ≈ 148,94 milyon km². 75 milyon km²’si, yani yarısı şu 10 ülkeye ait: Rusya + Kanada + ABD + Çin + Brezilya + Avustralya + Hindistan + Arjantin + Suudi Arabistan + Grönland ≈ 17,1 + 9,9 + 9,8 + 9,5 + 8,5 + 7,7 + 3,2 + 2,7 + 2,1 + 2,1 ≈ 75 milyon km². Afrika kıtasında 54 ülke var. Baraj ve göller dâhil yüz ölçümü 30,3 milyon km². Bunların yarıya yakını hâlâ Batı'nın sömürgesi durumunda. Afrika nüfusu 1,4 milyar. Çin’in nüfusu yaklaşık 1,4 milyar kişi. Afrika’nın GSMH’si 3,1 trilyon dolar. Öte yandan Almanya’nın GSMH’si 4,5 trilyon dolar; İngiltere’nin 3,3, Fransa’nın 3 trilyon dolar. Almanya 84, İngiltere ve Fransa 68 milyon nüfusa sahip. ABD’nin nüfusu 340 milyon, GSMH’si (kendi topraklarındaki kısmı) 28+ trilyon dolar.
Bakın, bu gerçekler değişmeden dünyadaki bugünkü durum değişmez. Dünya değişmeden de bu gerçekler değişmez. İşte “yılanın kuyruğunu yuttuğu nokta” burası. Bu krizler, savaş, terör, darbeler; hepsi bu düzeni sürdürmek için. Bekçi bu krizin bekçisi, “poliçeyi kesen” bu krizi faturalandırıyor ve sigortalıyor; tıpkı İkiz Kuleler'de olduğu gibi. Kayıtlar “Şeytan Üçgeni”nde tutuluyor. Asıl “Bermuda Şeytan Üçgeni” bu. Standartlar, normlar burada belirleniyor!
Tüm dünyadaki her türlü operasyon global bir normalizasyon için yapılır. Medyanın, eğitimin görevi bu. Peki ama bu normu kim koyuyor? Kurulu düzenin devamı için var BM, UCM, uluslararası sözleşmeler. NATO bunun için var.
FED ve LIBOR, aslında Cedide Köprülü’nün sözünü ettiği “Ekonomik Pentagon”un para politikasını yöneten iki para ve finans üssüdür. Bu karargâhlar Dünya Bankası ve IMF üzerinden global piyasayı kontrol ederler. Tabii Dünya Ticaret Örgütü filan hepsi bunların Truva Atı'dır. Bankalar / merkez bankaları, katılım bankaları dâhil, sigorta ve reasürans şirketleri, borsa, OPEC gibi regülasyon merkezleri, taşımacılık... Hepsi bu yapının içinde yer alır. O tırların üzerindeki konteynerlerin içinde ne var, nereden geliyor, nereye gidiyor, kim taşıyor; hepsi “Flightradar” gibi izlenir. Uçaklarda, gemilerde kim ya da ne, nereden gelip nereye gidiyor biliniyor. Kontrol dışına çıkarsanız korsan muamelesi görürsünüz. Kotalar buna göre belirleniyor. Bunlar insan hakları, çevre, hukuk... Her alanda kontrolü ellerine geçirmişlerdir. Kadın, çocuk, işçi fark etmez. Gıda ve sağlık deseniz hemen karşınıza DSÖ ve FAO çıkar.
Sahi, o bekçi kimi koruyor? Polis, korucu, kolcu, jandarma, asker neyi, kimi koruyor?
BM’nin iç örgütlerini sayalım mı?: WHO / DSÖ, FAO / Gıda-Tarım, IMF, UNESCO, ILO, ICAO / Havacılık, IMO / Denizcilik, ITU / Telekomünikasyon, WIPO / Fikri Mülkiyet, WMO / Meteoroloji, UNIDO / Sınai Kalkınma, IFAD / Tarımsal Kalkınma, UPU / Posta, UNWTO / Turizm, WBG / Dünya Bankası Grubu...
Daha yüzlerce fon var. Fon deyip geçmeyin; STK’lar, medya, bilim-sanat çevreleri büyük ölçüde buradan yemleniyor! UNICEF / Çocuk, UNDP / Kalkınma, UNHCR / Mülteciler, WFP / Gıda, UNFPA / Nüfus, UNEP / Çevre, UN Women / Kadın, UN-Habitat / İnsan Yerleşimleri, UNCTAD / Ticaret ve Kalkınma...
Bakmayın yerli ve millî söylemine. Lokalizm tedavülden kalkalı çok oldu, hatta glokalizm de. Şimdi globalizm modası var. Bakın, bunların hepsi 3 ayaklı sistemlerdir. Görünen 3 + görünmeyen 3; 6’lık bir duble trio kombin oluştururlar ve olimpik helezonlar gibi dışa doğru üçgen halkalar oluştururlar; hepsinin görünmeyen üçgen kolları vardır. İçe doğru ise matruşka, iç içe geçmiş bir yapıları vardır.
BOP bunun için vardır mesela; G7, G10, G20 de bunun için vardır. WEF / Davos bunun için vardır. Çin’in de bir Davos’u var, adı “Boao Forum”. Ve buna benzer daha birçok görünür görünmez yapılar vardır. Din kisveli yapılar vardır. Türkiye’de dinî vakıflara operasyon yapılır ama mesela Chabad’a operasyon yapılmaz!
İngiltere’de Chatham House vardır mesela; Bilderberg’i biliyoruz artık, Trilateral Commission, CFR, MSC (Munich Security Conference)... Rusya’da Valdai Club var, Singapur’da IISS var; Atlantic Council, Aspen Institute/ABD gibi örgütlerin yanında Mason locaları, Rotaryenler, Lionslar...
Buna benzer başka yapılar da var: Raisina Dialogue (Hindistan - Observer Research Foundation), Halifax International Security Forum (Kanada), GLOBSEC (Slovakya), Milken Institute Global Conference (ABD), European Council on Foreign Relations (ECFR), Brookings Institution, Carnegie Endowment, RAND Corporation, Roma Kulübü, Soros benzeri yapılar da var, Epstein benzeri yapılar da! FETÖ benzeri yapıları da bunlara ekleyebilirsiniz. Tabii ayrıca HRW, Amnesty International, IPU, Greenpeace benzeri yapılar da var. Birçok ülkede hükûmet destekli ve muhalefet destekli stratejik araştırma merkezi var uluslararası sisteme entegre edilen. Elon Musk, Bill Gates ya da birtakım şirketlerin üniversitelerinde de bunlarla iş birliği yapan topluluklar, mafya grupları da var. Metastaz yapmış kanser hücreleri gibi her yere yayılmış ve obez bir yapıdan söz ediyoruz. Chabad, Hazaralar, Karaylar, Nuhilik Yasaları, İbrahim Anlaşmaları... Mehdi-Mesih işin teopolitik kısmında kalıyor ama Kudüs ve Mescid-i Aksa, Arz-ı Mev'ud sıcak gündemin bir parçası hâline geldi. Birileri bu hedefine ulaşmak için “Tanrıyı kıyamete zorlamak”tan bile söz ediyor. Yeryüzünde kendilerine bir cennet inşa etmek için ötekileri içine sürükleyecekleri yeryüzünde bir cehennem tasarlıyorlar. Hem de 7 milyar 500 milyon insanı içine atacakları bir cehennem...
Şimdi başımıza bela edilen bir sosyal medya, bir yapay zekâ, avatar ve hümanoid robotlar, Starlink’ler, beynimizi okumak üzere örgütlenen Neuralink’ler; insanı nesneleştiren, din, ahlak ve gelenekten, biyolojik cinsiyetinden bağımsız bireylere dönüştüren bir felaket söz konusu. Birçok kişi, kurum, siyaset ve bürokrasi bu büyük felaketin farkında değil. Akıllı telefon, akıllı araç, akıllı ev, akıllı işletmeler ve akıllı şehirlerin yarın başlarına ne iş açacağının farkında değil bu insanlar. Geni ile oynanmış gıdalar, Wi-Fi, 5G, biyorezonans etkileşimi ile beyin kontrol sistemi gecekondularda bile aktif artık.
Peki ne yapacağız şimdi? Ham hayallerle vakit geçirip birbirimizle uğraşacağımıza, gelin karanlığa küfretmekle vakit geçireceğimize bir mum yakalım. Çünkü karanlık, aydınlığın yokluğudur. Farkında mısınız; kafamız, bilgimiz, kalbimiz imanın, sevgi ve merhametin nurunu yaymıyor artık. Gelin bu gerçeği itiraf edelim. Daha akıllı, daha dürüst, daha cesur olalım. Ancak o zaman kendini kınayan nefse yemin eden Allah’ın yardımı bize ulaşacak. Allah’ın yardım eli bizim ellerimizin üzerinde olduktan sonra bizi kim yenebilir ki? Selam ve dua ile.