Eskiden ilkokul karnelerinde “Hal ve Gidiş” diye bir bölüm vardı... Bugün hal ve gidişata bakınca halimizde, gidişatımızda pek hayır gibi gözükmüyor. Bu konuda çözüm arayanlara birkaç sözüm olacak. Söyleyeceklerimin pek çoğu ayet ve hadislerden derlenmiş şeyler. Onun için “Dinle ey nefsim, neslim, kardeşlerim” diye başlamak istiyorum söze.
Bizde “Pendnâme” geleneği vardı; Fütüvvetnâme, Emannâme, Vasiyetnâme, Siyasetnâme gibi bir öğüt risalesi olarak. Eskiler öğütlerine “Eyyühel veled” diye başlarlarmış. Yani “Ey oğul” diye. Burada “oğul”, “erkek evlat” değil; arının “oğul vermesi”nde olduğu gibi velet, yani aynı anadan doğan ya da aralarında kardeşlik hukuku olan herkesi kapsar.
Önce selamla başlayalım söze. Sözüm öğüt almak isteyenleredir. Dinleyecek kulağı olan herkese söyleyecek sözüm var. Aynı şekilde söyleyecek sözü olan herkese de verecek kulağım var.
Allah (cc) sizin ellerinizle zalimleri cezalandırsın ve mazlumlara yardım etsin; sizi rızasının tecellisinin vesilesi yapsın... Müslümanlar çaresiz değildir. Çünkü onların Allah’ı var. Müslümanlara diyorum ki: “Çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz!” Allah (cc) hamdeden, sabreden, şükreden, direnenlerle beraberdir. Biliyorsunuz Allah’ın rızasına kavuşacak olanlar; iman edenler, iyilik yapanlar, sabredenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna herkes hüsrandadır.
Keşke gençler yaşlılara daha saygılı olsalar ve onların hayat tecrübelerinden yararlansalar. Yaşlılar da gençleri anlasalar, hemen kınamasalar... Herkes birbirine karşı daha saygılı, sevgili, merhametli, şefkatli olabilse. Yaşlıların katlanmak zorunda oldukları güçlükler ile ilgili hayat tecrübeleri gençler için baht kaynağı olsa. Onların atalarından tevarüs ettikleri ahlaki değerler ve şahitlikleri, pişmanlıkları manevi bir miras olarak çocuklarına aktarılabilse. Bu biraz sabır ve biraz olgunluk istiyor.
Kesinlikle kendinize, kaderinize kahretmeyin, lanet etmeyin. Halinize şükredin; iyilik beklemeyin, iyilik edin. İnsanları iyilik yapmaya çağırın. Kalp kırmayın; nasıl Kabe Allah'ın evi ise Müslümanın kalbi de O’nun evidir. O evi yıkmayalım; aksine koruyalım ve güçlendirelim.
Nefsinizi Şeytan’ın evine dönüştüren işler ve sözlerden uzaklaşın. Anne-babalarınıza “Öf” bile demeyin; kalp kırdınızsa özür dileyin, haksızlık yaptınızsa helallik isteyin. Hatalarımızı hatırlayıp çokça tövbe istiğfar edelim. Masum olan peygamberler en çok tövbe istiğfar edenlerdi. Allah azimü’ş-şân, kendini kınayan nefse yemin eder. Nefsimizi aklamaya çalışmayalım. Başkalarını suçlamadan önce "Ben nerede, neyi eksik yaptım?" diye onu sorgulayalım. Hz. Yusuf öyle yapmadı mı; “Ben, beni kötülüğe çağıran nefsimi aklayamam” dedi.
Kadere, rızka ve ecele iman edenler stres yapmaz. Rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz, ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz; kaderimizden başka bir kaderimiz de yok.
Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecek. Unutmayalım ki bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah bilir.
Evlilik ve akrabalık ilişkilerine dikkat edelim. Aile içinde fertlerin birbirine karşı kazanacakları bir zafer yoktur. Ama birlikte kazanacakları tek bir zafer vardır. Karı-koca, kardeşler, gelin-kaynana, damat-kayınbaba ile ilgili olarak da bu böyle. Komşularımızla iyi geçinelim. Düşmanlarımız bile bizim hakkımızda “El-Emin bir kişidir” desinler. Dostlarımızı, mesai arkadaşlarımızı seçerken çok dikkatli olalım. “Evimizin anahtarını kendilerine emanet etmekten çekinmeyeceğimiz” kişileri dost edinelim...
Doğduğumuz ana-babayı biz seçmedik; doğduğumuz zamanı ve toprağı da derimizin rengini de cinsiyetimizi de biz seçmedik. İnsan bunlardan dolayı üstün veya geri olmaz. Üstünlük takva iledir. Başımıza gelen felaketler ise ellerimizle ve dillerimizle yaptıklarımızdan dolayı başımıza gelir çoğu zaman.
Kimseden medet ummayın. Ne isteyecekseniz Allah’tan isteyin. Sadaka verin, cömert olun, doğru sözlü olun; komşularınıza, akraba ve arkadaşlarınıza, hatta düşmanlarınıza karşı da olsa güzel sözle ve hikmetle, onları Allah’a çağıran, adalete, barışa, hürriyete çağıran sözler söyleyin... Aklınız gerçeğin, kalbiniz imanın nurunu yaysın çevrenize. El-Emin olun. İnsanlar sizin söz ve işlerinizden dolayı zarar görmesinler ve onların göz aydınlığı olun; girdiğiniz yerdeki insanların kalplerine ferahlık versin (insin şeytanları ve onun peşinden gidenler müstesna...). Işık nasıl karanlığı yok ederse, karanlık aydınlığın yokluğu ise siz ışık olun ve karanlık yok olsun.
Ne kendiniz ne de başkaları, ülkeniz, cemiyetiniz için hiçbir şeyi ihtirasla istemeyin. İhtirasla istediğiniz her şey imtihanınız olur. Her şeyin bir zamanı var. Biz arzularımızın gerçekleşmesini istemeden önce onun meşruiyetini sorgulayalım ve eğer meşru ise esbabına tevessül edip sonra da tevekkül edelim.
Çokça dua edin. Dualarımız olmasaydı ne işe yarardık ki? Dua ile istediğiniz şeyde duanızın sonunu şöyle tamamlayın: "Rabbim, bizim her konuda ve bu konuda son arzumuz Senin rızandır. Bu beklentimiz hayırlı ise olsun; değilse Sen bizi o şeyden koru. Muhakkak ki Sen hakkıyla gören, bilen, hüküm sahibi olansın ve Sen müminler için hayrı istersin. Bizim kalbimizi rızanın yönüne çevir. Bize hakkı hak, batılı batıl göster ve hakta toplanmamızı nasip et. Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil."
Bizi her türlü ahlaksızlıktan, zulümden, cahillikten, fitneden, Şeytan’ın şerrinden, Hannâs’ın vesvesesinden koru. Günde en az 40 kez söylediğimiz gibi: “Alemlerin Rabbi olan Sana hamdolsun.” Ya Rabbi, bizleri rızanın tecellisinin vesilesi kıl!.. Evet evet, öfkemizi yutalım; merhametimiz gazabımızdan, sevgimiz nefretimizden büyük olmalı. Daha merhametli, daha cesur, daha sabırlı, daha cömert olmamız gerek...
Âl-i İmrân Suresi 134. ayette ne deniliyordu bize: “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.” Şûrâ Suresi 37. ayette ise şöyle buyruldu: “Onlar büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınanlar ve öfkelendiklerinde (bile) affedenlerdir.” Birçok ayet ve hadiste belirtildiği gibi iyi insanlar, Allah’ın razı olduğu insanlar günahlardan ve hayasızlıktan kaçınanlar ve öfkelendiklerinde bile affedenlerdir.
Allah (cc) yolunda neyi harcarsanız Allah onu sizin için bereketlendirir ve karşılığını katkat fazlası ile verir. Kimse kimseyi kıskanmasın, kimse kimseye haset etmesin, kötü söz söylemesin, ona hoşlanmayacağı lakaplar takmasın. Dedikodu, gıybet ve iftiradan sakınsın.
Umutsuzluk haramdır. Allah’tan ümit kesilmez. Sakın ola din ve devlet büyüklerini ilah ve rab edinmeyelim. Allah’tan başka kimseyi mutlaklaştırmayalım. Unutmayalım ki hayır da şer de Allah’ın (cc) iradesi içindedir. Biz O'nun rızasına talip olalım. Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Gelecek günler geçen günleri aratabilir. Ama Allah’ın ipine tutunanlar mahzun olmayacaklar. İnsanlar istisnalar dışında hepsi hüsrandadır. Onları büyük bir azap bekliyor.
Müslümanlar dini, mezhebi, ideolojik, politik, etnik sebeplerle paramparça oldular. Aileler dağılıyor; gençlik uyuşturucu, kumar, fuhuş bataklığına sürükleniyor. Tefrikadan uzaklaşalım. Aynı Allah’a, Resulüne, Kitap'a iman edenler tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Kim ki başka bir cemaatten söz ediyorsa kendine ya yeni bir ilah ya yeni bir resul ya da yeni bir kitap uydurmuştur. Biz elhamdülillah Müslümanlardanız ve “Müslümanlar kardeştir”. Kibir Şeytan’dandır, ırkçılık da. İlk haram, ilk günah ve ilk lanet kendini üstün görmekle ilgilidir. Atalarının yaptıkları ile övünmek de öyle.
Hz. Ömer, Halid b. Velid için askerlerinin “Başımızda Halid gibi bir komutan varken bizi kim yenebilir?” sözlerinden dolayı Halid b. Velid’i o görevden aldı. Çünkü neredeyse insanlar Allah’ı unutup zaferi Halid’den bekliyor olmaya başlamışlardı.
Mekke’nin fethi günü Müslümanlar sloganlar atarak, meydan okuyarak şehre girmediler. Peygamberimizin başı önüne eğikti; neredeyse Resulullah’ın başı devenin havuduna değecek gibiydi. Tevazunun ihtişamı muhteşemdi. Kabe’yi tavaf ederken de tek duyulan ses “Allahu ekber”di. Namazdan önce duyulan ses ise ezan sesiydi; “Hayye 'ale's-salâh, hayye 'ale'l-felâh” diyen bir ses yankılanıyordu sadece...
Müstekbirlerden, mütrefinlerden olmayalım; münkirler, münafıklar ve fasıklardan uzak duralım.
Biz insanız. İnsan hata yapar; hata yaptığımızı anladığımız an hatadan dönelim. İnat etmeyelim. Taammüt daha kötüdür ama taksir yoluyla da olsa başkasını incittiğimizde gönlünü alalım. İhtilaf ettiğimizde ya birbirimizi mazur görelim; bir anlaşmazlık konusunda bir karar vermek gerektiğinde ise bunu kişiler ve taraflar kendi aralarında çözemiyorlarsa işi uzatmadan hakeme gitsinler ve hakemin verdiği hükme razı olsunlar. İhtilafı çözmenin de bir yolu, bir hukuku, ahlakı ve bunu açıklayan bir fıkhı var.
Allah’ın (cc) Kitabı'na, Resulullah’ın sözlerine kulak verelim ve onun işlerine bakalım. Din Allah (cc), Resul (sav) ve Kitap'tan ibarettir; hasbunallâh!
Selam ve dua ile.