Renklerin de bir dili var. Bunlar mutlak değil. Zaman içinde bazı olayları anlatmak için kullanılır. Genel olarak renk-kimlik eşleşmelerinin dinî, tarihî ve geleneksel ya da popüler bir arka planı var. Renkler her zaman, her yerde geçerli bir “şifre” değildir; aynı renk farklı yerde farklı anlama gelebilir. Birden fazla ülkede birden fazla topluluk değişik bir gerekçe ile farklı şekillerde yorumlayabilir.

Genellikle yeşil renkle İslam tanımlanır ama Yeşiller hareketi de yeşil rengi seçer. İslam’da “Cennet” bir bahçe olarak tanımlanırken altından ırmaklar akan bir bahçeden söz edilir. Yeşil ipekten elbiselerden söz edilir mesela. Kaddafi’nin bir “Yeşil Kitap”ı vardı. Devletlerin “Kırmızı Kitap”ı var. Dört renk ırk var mesela: Beyaz, siyah, kızılderili ve sarı derili.

Canlılar sadece sesle iletişim kurmaz; koku, renk, ışıkla da iletişim kurulur. Harfler ve sayılar aslında yazılı iletişimin aracıdır. Bugün kelimelerin yerini artık işaretler, emojiler almaya başladı. Mesela Mehdi’nin ordusu siyah bayraklı olacak. Ehlibeyt'ten olan Şiiler siyah sarık sararlar. “Siyah” Abbasilerde, beyaz “Emeviler”de daha yaygın olarak kullanıldı...

NATO komünizmi “kızıl / kırmızı” olarak tanımladığı için tehlikenin rengini “kırmızı” koymuştu. Sovyetler dağılınca tehlikenin rengini yeşile çevirdiler.

Şanar Yurdatapan ile aramızda “Yeşil-Kırmızı diyaloğu” vardı. Burada bu renkler üzerinden İslam’a ve sosyalizme bir gönderme vardı tabii. Ama artık kırmızının da yeşilin de tek anlamı yok. Eskiden sağcılar bize “Yeşil Komünist” derlerdi. Şimdi artık Yeşil Kemalizm, Yeşil Feminizm, Yeşil Sermaye... Ne ararsanız var.

Yahudiliğin modern ve ritüel kimlik rengi mavi ve beyazdır. Bu da İsrail bayrağında ifadesini bulur. Tapınak kumaşlarında mor (erguvani) ile mavi ve kırmızı birlikte geçer; mor, kraliyet ve rahiplerin rengidir. Masonlar da mor rengi kullanırlar. Sarı / safran Budizmin rengidir. Ama farklı coğrafyalarda farklı renkler de kullanılıyor. Theravada keşiş cübbesi genelde safran, turuncu, sarı; Tibet’te daha çok bordo-kırmızı... Budizmde beş renk de vardır (beyaz, sarı, kırmızı, mavi, yeşil); Hindu geleneğinde de safran / turuncu vardır. Diğer dinlere gelince: Hristiyanlıkta tek renk yoktur. Batı’da beyaz (saflık), kırmızı (şehitlik / Kutsal Ruh), mor (perhiz), altın... Katolik kardinallerde kırmızı. Ortodokslukta altın ve ikona renkleri kullanılır. LGBT’liler bütün renkleri kullanırlar.

Tabii siyasetin de rengi var. 20. yüzyıla gelirken oluşturulan renkler bunlar; parti ve hareket renkleridir. Kırmızı: Sosyalizm, komünizm, işçi hareketi (Sovyet, Çin bayrağı). ABD’de istisna: Cumhuriyetçiler kırmızı. Pembe: Sosyal demokrasi, ılımlı sol. Mavi: Çoğu ülkede muhafazakârlık anlamına gelir... ABD’de Demokratların rengi mavidir. Siyah: Anarşizm; bazen faşizm / siyah gömlekler; İslam’da da Abbasi / cihat bayrakları. Kahverengi: Nazizmin rengi.

Yeşil; bazı ülkelerde çevreciliği, bazı ülkelerde Yeşiller Partisini, İrlanda’da cumhuriyetçi partilileri ifade eder. Sarı: Liberalizmi, bazen liberal-demokratları, bazen de sarı sendikacılığı ifade eder. Türkiye’de “Sarı Basın Kartı” geleneği vardı; şimdi o renk turkuaz oldu. Turuncu: Hristiyan demokrasi, bazı liberal-merkez hareketler; Ukrayna Turuncu Devrimi'ni ifade eder. Mor: Bazen feminizmi, bazen kraliyeti temsil eder. Beyaz: Monarşi, teslimiyet / barış, bazı milliyetçi veya kralcı hareketleri... Gri: Teknokrasi, “renksiz” merkez; gri ve kara gömlek İtalya faşizmini temsil eder.

Renk-besin / şifa eşleşmesi genel olarak şu şekildedir:

Kırmızı: Likopen, antosiyanin, C vitamini / Kalp-damar, hücre koruması (Örnek: domates, karpuz, çilek, kiraz, kırmızıbiber, nar).

Turuncu: Beta-karoten (vücutta A vitaminine dönüşür), C vitamini / Göz, cilt, bağışıklık (Örnek: havuç, bal kabağı, kayısı, portakal, mango, tatlı patates).

Sarı: Karotenoidler, lutein, zeaksantin, C vitamini / Göz sağlığı, antioksidan etki (Örnek: limon, ananas, sarı biber, mısır, greyfurt).

Yeşil: Klorofil, K vitamini, folat (B9), C vitamini, lutein / Kemik, kan pıhtılaşması, detoks, bağışıklık (Örnek: ıspanak, brokoli, kivi, roka, avokado, yeşilbiber).

Mor / Mavi: Antosiyanin / Beyin, damar, yaşlanma karşıtı antioksidan etki (Örnek: yaban mersini, böğürtlen, mor üzüm, patlıcan, erik, kırmızı lahana).

Beyaz / Kahverengi: Alisin, kuersetin, potasyum, flavonoidler / Bağışıklık, kolesterol, damar desteği (Örnek: sarımsak, soğan, karnabahar, mantar, muz).

Tabağınız çok renkli olsun; farklı vitamin ve antioksidanları bir arada almanın en pratik yoludur. Ancak yiyin, için; fakat israf etmeyin, yoksulları da düşünün.

Gıda endüstrisinde renkler genel olarak bitki, meyve, sebze, alg, böcek veya mineralden çıkarılır. Küresel gıda rengi pazarı 5–6 milyar dolar gibi bir bütçeye sahip. Tabii doğal renklendiriciler daha pahalı olduğu için dünyada ve Türkiye’de sentetik renklendiriciler kullanılıyor. Bazı Batılı ülkelerde 2025–2026’da petrol bazlı sentetik boyaların gönüllü olarak azaltılması ve bazılarının yasaklanması söz konusu. Bu arada kola benzeri içeceklerdeki kırmızı rengin E120 kodu ile karmin için kitleler hâlinde karmin böceğinden (Cochineal / Dactylopius coccus) elde edildiğini biliyor olmalısınız.

Aslında bütün renkler 3 temel renkten oluşur. Renkli kitaplar, ekrandaki görseller bu üç renkten oluşur: Bunlar sarı, mavi, kırmızı. Hepsini üst üste getirirseniz siyah olur; renkleri kaldırırsanız ya transparan / şeffaf bir katman elde edersiniz ya da beyaz bir zemin. Her renge beyaz katarak o rengin tonlarını elde edebilirsiniz.

Gözün gördüğü aralık kabaca 400–790 THz’dir. Bunun altı kızılötesi. Hayvanların renk görüşü farklıdır. Onların görme renk skalasını anlamak için spektrum ve koni hücreleri farklarına ve bunların hangi dalga boyuna duyarlı olduğuna bakmak gerek. Hayvanlar renkleri insanlarla aynı şekilde görmez. Renk, ışığın kendisinde değil; gözdeki koni hücrelerinin sayısında ve hangi dalga boyuna duyarlı olduğunda oluşur. İnsan çoğu zaman trikromattır: kırmızı, yeşil, mavi koniler... Bu yüzden yaklaşık 400–700 nm’yi “gökkuşağı” olarak görürüz.

Görünür renk, elektromanyetik ışığın belirli bir dalga boyu ve frekans aralığıdır:

Renk Dalga Boyu (nm) Frekans (THz) Foton Enerjisi (eV)
Mor / Eflatun 380–450 nm 666–789 THz 2,76–3,26 eV
Mavi 450–495 nm 606–666 THz 2,50–2,76 eV
Camgöbeği 495–520 nm 577–606 THz 2,38–2,50 eV
Yeşil 520–570 nm 526–577 THz 2,18–2,38 eV
Sarı 570–590 nm 508–526 THz 2,10–2,18 eV
Turuncu 590–620 nm 484–508 THz 2,00–2,10 eV
Kırmızı 620–750 nm 400–484 THz 1,65–2,00 eV

Kırmızı en uzun dalga, en düşük frekans, en düşük enerji. Mor en kısa dalga, en yüksek frekans, en yüksek enerji. Mesela yeşilin dalga boyu, mavi ile sarının yaklaşık olarak ortalamasıdır.

İnsan ve çoğu canlı tetrakromat değildir; kırmızı, yeşil, mavi ve morötesini aynı anda görmez. Kuş için çiçekte, tüylerde, idrarda bizim “düz” sandığımız yüzeylerde ekstra desen vardır. Sinek kuşu gibi türler ultraviyole+kırmızı, ultraviyole+yeşil gibi bizim adını koyamadığımız “spektrum dışı” renkleri de ayırt eder. Arı ve birçok böcek ultraviyole, mavi, yeşil/sarı algılar. Kırmızıyı çoğu arı göremez veya çok zayıf görür. Çiçeklerin ultraviyole “iniş pistleri” onlar için yol işaretidir; insan gözüne sade sarı görünen karahindiba, arıya hedef tahtası gibi görünür. Yarasa ses dalgaları ile, yılan ısı ile görmeye benzer bir algı üretir.

Mesela bitkiler âleminde sebze-meyvenin rengi, o maddenin hangi dalga boyunu yansıttığı ile ilgilidir. Yeşil yaprak kırmızı-mavi ışığı soğurur, yeşili yansıtır; pigment klorofildir. Pigment ise maddenin hangi dalgayı soğurup hangisini yansıttığını seçer. Göz o yansıyan dalgayı renk diye okur. Biz diğer canlılarla aynı dünyada yaşıyoruz ama farklı boyutlarda algıya sahibiz. Hatta farklı zaman boyutlarında yaşıyoruz.

Dalga boyunu ve frekansı anlamadan ışığın fiziğini anlayamayız. Mesela bitki-gıda pigmenti hangi dalgaları absorbe edeceğini ve hangilerini yansıtacağını belirleyen bir fonksiyon icra ederken göz pigmenti (opsin) o yansımanın hangi renge çevrileceği ile ilgilidir. Aslında biz tabiatla dinamik bir etkileşim içindeyiz. Sürekli bir iletişim hâlindeyiz.

Kısacası biz ne insanı tanıyoruz ne tabiatı! Kaba ve hoyrat canlılarız. Hem tabiata hem insan nesline hem de kendimize zulmediyoruz. Bu ahenkle uyumlu bir hayatımız yok. İlahi özelliğini kaybetmiş bir din, beşerî ideolojiler ve siyaset sürekli kan ve gözyaşı üretiyor.

Neyse, her gün politik şeyler yazıyoruz; bugün farklı bir şeyler yazayım dedim. Selam ve dua ile.