Çağların kavşağında dört asırdır bekliyoruz.
Bakalım geçiş üstünlüğü bu defa bize rast gelecek mi?
Akıbet lastik top misali... Yere vurmadan yukarı zıplamıyor.
Yere vurmuşsak... Ki kaybettiğimiz irtifa o yönde düşünmeye sevk ediyor.
İlahi takdirin sevkiyle sıçrayacağız.
Belirsizlik düzlemine demir atan bir endişe var ki... Ölü kedi sıçraması olmasın!
Gönül adresimizi bundan gayrı hüzünler bulmasın...
Karamsarlıkla örselenmiş günlerin yaşayanı... Yükde hafif pahada ağır yürek yangınlarının taşıyanı...
Kilitlenmiş düşüncelerin külçeleştirdiği başların kaşıyanı olduk ya!
İflah olmaz zannettiğimiz her dert, hakikatte çareye mahkûm... Fakat... Çarelerin kelepçelerini çözecek hâl, serseri mayın gibi dolanan bizde mevcut mu? Yılgın olan gelecek tasavvuru mu yoksa umut mu?
Herşeyimiz yarım yamalak!
Taşere ederek geçirdiğimiz gaileler kadar muzdarip vaziyetimiz...
Yozlaştırıcılığı münakaşaya mahal vermeyecek bir rüzgârın elinden çıkan cereyanda kalmışız çoluk-çombalak!
Bir karış ekranda eriyen sermayemizin yasını tutarken dahi eridiğimiz hakikat... Al bir de bunun üstüne kifayetsizliğimizi kat!
Yarın bugünden daha kavi... Aman dikkat!
Mukaddes yüke hamal olmak niyetiyle yürürken... Hamal tutmak hevesiyle ne oldum delisi kesilmek ne acı! Ne yazık ki iddia, zaman apartmanında bir zavallı kiracı... Topallayan emeller, sarsılan temellere nazire etse de... Şakül kaydıran haz oyunları canımıza yetse de... Veraset yoluyla sağ omzumuzda taşıdığımız, hayır kordonuyla süslenmiş mübarek rütbeler tatlı diliyle usanıp bıkmaksızın ricacı...
Bir hesaplaşmanın orta yerinde afallama şansı yok!
Ya herro ya merro dedirten tarihten öte bir noktada gerilen yayların gıcırtısını, koçaklamaların yaslandığı haslet dağlarında yankılandırmak kaçınılmaz...
Mazlumların duasından özge mühimmat var mıdır zulme dur diyene? Zalimden tırsmanın, zulüm değirmenine su taşımaktan başka manası var mı? O vakit, kim ne diyebilir cidal hırkası giyene?
Cereyan eden bütün hadiseler, özlenen ruhu geri getirmeye kapı aralarken...
Ruha kurulan pusular da birer birer boşa çıkıyor.
Evet!
Hâlâ kördüğümler can sıkıyor. İş bu halde nasıl sualine verecek cevap bulunmuyor olsa da...
Karanlık gecenin suç ortağı bulutları yırtarak, bir hilal... Yıldızlar titreyip dursa da...
Semanın fevkine çıkıyor.
Çünkü eşiğinden atladığımız devir, ruveydâ muştusuyla baht sahibi aceb kim diye bakıyor!
Suallerin büktüğü dudaklarımızı ısırarak rahmetli Durmuş Hocaoğlu'nun tespitiyle tefekkür denizinde kulaç atarak bağlayalım sözü bu defa:
"Düşünmek (Cogitare) ile Düşündüğünü Zannetmek (Cogito Cogitare) arasındaki derin farka dikkat etmeliyiz; herkesin alelumum bildiği mânâdaki 'düşünme', aslında, birincisi değil ikincisidir; bu 'herkes'e 'biz' de dahiliz demek mümkündür."