Özne idik nesne olduk…

Biz ne vakit bu kadar beyhudeliğe teşne olduk?

Akıl… Akıl… Elde kalan bir avuç çakıl!

dilgenleştirilmiş olmak mı zor? Sap saman karışıp bir çuvala dolmak mı?

         “Ortodoks politika” kavramı çokça konuşulur oldu ya… Oryantalizmin modern versiyonuyla karşılaşıyor olabilir miyiz? Ortodoks deyince… İkon… Teslis… Benzeri şeyler akla geliyor. Ne… Neye tekabül ediyor. Eşleştirmek zor. Buhranımızın zihinlerde mayalanışı son üç yüz yılın mahsulü… Doğru cevapları yanlış sorular sorarak bulmaya çalışmaktan bıkmadık… Bizim ortodoks politikalara değil ehl-i sünnet politikalara dönmemiz icap etmez mi? Kendimize dönmemiz için bu kritere, “Maastricht Kriterleri”nden daha fazla bakmamız, itibar etmemiz lazım… Tabi ki bütüncül bir bakış açısıyla… Biraz ondan biraz bundan değil…

         Özne makamını elimizden alan bir sistemle nasıl kendimiz olabiliriz ki? Balta Limanı’nda baltalanan bir gövde… O gün bugün iflah olmadı. Olamadı. Oldurulmadı. Kurallarını başkasının tayin ettiği bir oyunda kazanmak mümkün mü? Dönüştürüle dönüştürüle…  Dönecek yerimiz kalmadı. Yerim dar diyen gelin misali halimiz… Küresel bir menzilde artık çok güç kendimize visalimiz…

         Nesneleştirildik ya inceden… Sormadan edemiyorum… Kurulan cümlelerde, dolaylı tümleç de olur muyuz? Evet… Güzel Türkçemizde gizli özne diye bir olgu da var. Nesne olmadık hemşerim! Sadece… Şimdilik gizli özneyiz de diyen çıkabilir. Hacivat ile Karagöz misali… Tevil, tefsir eder gideriz. Hatta edebi sanatlarımızdan “Tecahül-ü Arif”, “Tevriye” ve “Hüsnü Talil” imdadımıza yetişebilir. Zaten tenkid yahut hakikate ulaşma yollu konuşulduğunda “edebiyat yapma!” diye bir deyimimiz de var. Edebiyatsızlaşan bir toplum olduğumuz için mi acaba edeb sorunsalına (bu uydurukça kelimelere bayılıyorum… -mış gibi yapmaya çok müsait...) evrilip giden bir haldeyiz?

         Öznelikten alınmış olununca, özgül ağırlığın da bir kıymeti kalmıyor. Sahi, bu cinsiyetsizlik pompalayan cereyanın istinad noktası da nesneleşme değil mi? Grinin yegâne renk haline getirilmesine susup bakan insanlık da bir âlem… Rahmet olarak yaratılmış farklılıkların tümüne nesnelik çulu giydirip… Her şeyi dümdüz etmek niyetinde olan bir karanlık her yeri sarıyor. Bu kadar sapkınlığa bir sapan taşı fırlatmaktan imtina etmenin izahı da nesneleşmek temayülünde saklı… Yumuşak diken misali…

  Özne nasıl gitti?

  İmkân, olanaklaştı…

  Türkü, poplaştı…

  Köy, kentleşti

 Şehir, metropolleşti

Mahalle, siteleşti…

 Aile çekirdekleşti… Şimdi çitlenip duran aile mefhumunun ekonomik, sosyal ve siyasi… Hepsinden öte itikadi sonuçlarıyla… Freni boşalıp da duvara vuran bir araba gibi…

Yüzleşiyoruz! 

Da…

 Yüzümüz var mı?