Eşcinsellik Sorunu: Çocuklarınızı Teyzelerine Kaptırmayın.

Türkiye, kurum ve kuruluşlarıyla gün geçmiyor ki; ana haber bültenlerinde haber üstüne haber olan kadınlara yönelik şiddetle köklü bir şekilde hukuksal olarak mücadele‎ ederken, "6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun" ve İstanbul Sözleşmesi'yle kadını korumakla beraber, esas olarak kimsenin aslında fark etmediği bir konu da, aile bağlarımız içten içe çözüldükçe aile kurumunun da çöktüğüdür. Aile çökerse sosyolojik bir gelişme olarak toplum da yavaş yavaş, içten de dıştan da çökmeye başlar. Türkiye'de aile kurumunun çöküşünün doğal bir yansıması olan eşcinsellik sorunuyla, toplum olarak istesek de istemesek de kaçınılmaz olarak yüzleşmek zorundayız. Eşcinsellik demek sadece sapıklık demek değildir. Eşcinsellik demek sadece din ve maneviyat eksikliği demek değildir. Eşcinsellik demek sadece Lut kavmi demek değildir. Her anne baba; kendi karı-koca sorunlarını çözemedikleri takdirde, çocukları açısından bilinçsiz yaklaşımlar sergilediklerinde, çocuklarının eşcinselleşme sürecini başlatmış olabilirler. Terapi sürecinde eşcinsel duygu ve düşüncelerini yenmeye çalışan ve üniversite tahsili bittiğinde doktor olarak hayatına devam edecek olan Burak diyor ki:

Ailelerimizi kendimiz seçmeyiz. Birey olabilmek için verdiğimiz ilk sınavdır aile. Her birimiz farklı bir yönüyle çatışırız ve sonuçta kendimize kaldığımızda, hayata atıldığımızda anlarız eğriyi doğruyu. Benim hikayemde babam ve 'anneler'imin arasında sıkışmış bir çocuk var. 'Anneler'im diyorum çünkü teyzelerimin, annemin alternatifi olduğuna inandırılmışım. Ablamı da dahil edersek benim ailem sadece 'anneler'im olmuş. Sevgisiz büyümüş ve hayata karşı hep yenik düşmüş bir ailenin gösterdiği sevgi de ilgi de benim açımdan bir parça yaralayıcıymış sonradan anladım. Hayata savaş açmış ve birbirlerinden başka kimselerinin olmadığına inanmışlar. Ben de onlara, onların dertlerine ortak olmuştum fakat bu birlik, üyelerinden sadece kendilerine sevgi duyulmasını da şart koşuyordu aynı zamanda. Baba tarafı sevilmezdi, buna inandırılmıştım. Hoş onların da sevilecek bir tarafı yoktu zaten. Defalarca şahit olduğum kötüleyici konuşmalarıyla her seferinde yeniden öldürdüler babamı içimde. Zaten baba olmayı beceremeyen bu adamdan nefret etmemde aslan payı onlarındır bu yüzden. Kahramanım olamayan babamı iyice gözümden düşürdüler böylece.

Hep şu öğütlendi bana:

"Oku adam ol, anneni kurtar bu hayattan!"

"O babanı kapıya bastırmayacaksın, annenle gül gibi yaşarsınız."

Evet yoksul bir aileydik, babam hiçbir işi beceremiyordu, sorumsuzdu, babam çok çirkin annem çok güzeldi. Bütün bu gerçekler üstüne bir çocuğa "anneni kurtar bu hayattan" derseniz, bu duruma fazla içerleyebilir ve gerçekten annesine acıyıp onun kurtarıcısı olmak ister. Belki de bütün eğitim öğretim hayatım boyunca çok başarılı bir öğrenci olmamda bunun katkısı vardı fakat bu söylemler beni babama düşman etti. Sevmemekle nefret etmek aynı şey değil çünkü.

Bir kere yaptıkları hatayla; annemi babama vermekle belki kızlarının hayatını mahveden bu aile, benim üzerimden kendi vicdanlarını rahatlatmaya çalışmış ve anlıyorum ki bana gösterdikleri sahte sevgi sırf kızlarının kurtarıcısı olacağım içinmiş. Tabiki de 'hala'lıklarıyla 'teyze'likleri arasında uçurum söz konusu. İki yüzlü ataerkillikleri bana gelince çalışmamış. Dayılarımın bebeklerinin pipisini açıp seviyorlar, fotoğrafını çekip atıyorlar birbirlerine. Bu hasta zihniyete göre ben babamın soyunu devam ettiriyorum, o bebekler kendi soyları olduğu için bebek olmasına rağmen erkek gözüyle bakıyorlar el kadar çocuklara. Benim 'hala'larım tarafından böyle bir pohpohlanma fırsatım olmadı; sağ olsunlar kendileri de yapmadı. Çünkü ben onların soyunu devam ettirmeyeceğim; iyi de babama da kaptırmak istemediniz beni, bu ne yaman çelişki!

Böylece ben yıllarca anne tarafımdan gördüğüm hastalıklı sevgiyle kendimi avuttum ve onların sevgilerini kazanabilmek için onların istediği gibi biri olmaya çalıştım. Olamadığımda da çok acımasızca eleştirildim, onurum kırıldı, özgüvenim ayaklar altına alındı. Tüm bunların üstüne gelen küçücük bir sevgi gösterisine kandım çünkü açtım sevmeye, sevilmeye. Şimdi dönüp baktığımda hata ettiğimi anlıyorum ama küçük yaştan beni kuşatmalarına nasıl mani olabilirdim ki?

Tüm bunlardan yola çıkarak varılacak sonuç şudur: Dışarıdan bakıldığında mükemmel görülen benim teyzelerim bile bunu yaptıysa ve Türkiye'nin her yerinde baba tarafı sevilmiyor ve baskın olarak anne tarafı seviliyorsa bu; annelerin, teyzelerin bir oyunudur. Çocuklarınızı teyzelerine kaptırmayın.

http://www.huseyinkacin.com/

Eşcinsellik bir hastalık mı?

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=3

Eşcinsellik nedir, ne değildir?

https://www.youtube.com/watch?v=I0BNw6KFqqw&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8E

İçinde bulunduğum süreç bir değişim süreci. Bu sadece eşcinsel arzularımın değişimi değil. Kişilik özelliklerim de değişiyor ve gelişiyor. Aslında bu daha heyecan verici. Olmak istediğim kişi olmak istiyorum. Gelişime ve değişime açığım. Bu amaçla kişisel gelişim kitapları okuyorum, videolar izliyorum kendimce. Bugün izlediğim videoda itibarımızı düşüren faktörler açıklanıyordu. Çok etkilendim. Çok hak verdim ve kendimden maddeler de ekledim bu listeye. Liste şöyle:

1-Kimseyi pohpohlama.

Bunu çok yaptığımı farkettim. Karşımdakinin kişisel bir özelliğini sırf sevgisini kazanmak için veya karşılık versin, o da beni pohpohlasın diye olur olmaz övüyorum. Bunu bırakmalıyım. Birini pohpohlamak bana bir şey kazandırmıyor. Aksine gözündeki itibarımı düşürüyormuş.

2-Sevgi görmek için fedakarlık yapma.

Evet. Bu konu benim hayatımın her döneminde yaptığım bir hatamdır. Sevgi açlığı yüzünden sırf başkalarının sevgisini kazanmak için hoşlarına gideceğini düşündüğüm şeyleri yapmak. Bu durum onların beni sevmesini sağlamadığı gibi itibarımı düşürüyor ve duygusal yönüm sömürülebiliyor. Daha bugün gurbetçi bir arkadaşla konuştum. Yalnız kalıyor ve hep dışardan yiyor veya evde makarna yiyor. Bir gün anneme yemek yaptırıp sana getircem dedim. Bana karşı davranışı çok değişmedi. Ekstra bir samimiyet olmadı.Şimdi farkettim ki ben tamamen iyi niyetle karşılık beklemeden yapmicam bunu. Beni sevmesi için yapıcam. Öyleyse bunu yapmamalıyım. Beni sadece ben olduğum için sevmeli.

3-Başkalarının dedikodusunu yapma.

Daha sık takıldığım bir iki arkadaşımla bu muhabbetler dönüyor ama bu da itibarı düşüren bir faktörmüş. Ortak sevilmeyen biri hakkında konuşulabilir ama diğerlerinin ne yaptığı bizi ilgilendirmemeli. Burada akışı arkadaşımın yönlendirmesine bırakarak düzenleyebilirim. O ne kadar giriyorsa dedikoduya ben de o kadar dahil olarak.

4-Kendini övme, yerme.

Ben bu ikisini çok yapıyorum galiba. Övülecek yanlarımı övüyorum konuşmanın içine yayarak. Sonra da dengelesin ya da çok egoist görünmesin diye zayıf yanlarımdan da bahsediyorum. Hatta bazen ne alakası var öyle değilsin desinler diye. Yanlış üstüne yanlış. İtibarımı yerle bir ediyor bu durum. Başkalarına kendimi anlatmamalıyım. Bu şık değil. Sadece benimle ilgili bir şey sorulduğunda süslemeden cevap vererek bunu aşabilirim. Örneğin tıp okuyorum ama "İlçe tarihinde ilk defa tıpı ben kazandım, benden sonra da kimse kazanamadı" dememe gerek yok. Tıp okuyorum. O kadar.

5-Kararsızlığını belli etme, kararlarını kendin ver.

Bu maddeyi ben ekledim. Okulda özellikle boş bir ders varsa arkadaşlara derse girsem mi girmesem mi diyorum. O girmeyince kesin girmiyoruz ama o derse giriyorsa ben yine kararsız kalıyorum. Hayır abi net olucaz. Derse girmek istemiyorsam girmiyorum, istiyorsam giriyorum. Karar benim. Kimseye sormuyorum. Soracaksam da "Kardeşim ben derse girmicem sen giriyor musun?" diye soruyorum.

6-Sessizliği kullanabil, çok konuşma.

Çok konuşmak da itibarı düşüren faktörlerden biriymiş. Sürekli telaşla bir şeyler anlatmaya çalışma, sakin ol, karşıyı dinle. Sessizliği iyi kullanabilmek diye bir şey varmış mesela. Bu konuya espri olayını da dahil edelim. Espri yapmak güzel, gülünüyorsa yaptığın espriye daha güzel ve gaza getiren bir şey. Sürekli yapasın geliyor. Böyle olunca hem kasıyosun bi yerden yakalayıp espriyi patlatacam diye, hem de sanki bu bir görevmiş gibi oluyor. İnsanları güldürmeye çalışıyormuşum gibi. Beni komik bulsunlar da sevsinler diye hatta. Tamam espri yeteneğimin olması güzel bir avantaj ama bunu ekonomik ve yerinde kullanırsam daha etkileyici olabilir.

7-Yargılama, yıkıcı eleştiri yapma.

Bu bana ailemin mirası. Onlar beni yargılaya yargılaya bende de böyle bir durum ortaya çıktı. Eleştiriye kapalı ama çok eleştiren biri oldum belki ama eleştirirken daha yumuşak kelimeler bulabilirim veya hiç eleştirmeyebilirim.

Cimri davranma, hatanı kabullen, kendi içinde mutlu ol diye devam ediyor liste.

Mükemmelliyetçiliğimi bir kenara koyarsak bu sıraladığım şeyler gerçekten değiştirmem gereken şeyler. Çünkü ben bunları yaparken kendimi iyi hissetmiyorum. Yanlış olduğunun farkındayım. Hatta çok gariptir kendim gibi hissetmiyorum böyle davranınca.

YORUM EKLE

banner5