Gönül tutulması yaşadınız mı hiç? Gönülden gönüle uzanan yolda, firâkın ağır yükünü taşıdınız mı? Hürmet ve sevgiden örülmüş can sepetinde, hoşnutluk yemişi götürdünüz mü karşılıksız? Sargı bekleyen yara misali teslim oldunuz mu yâren yâren bakan gözlere? Bir damla yaş olup sığabildiniz mi muhabbet ateşini yakan gözlere?

Sâfi gönüller kondu mu yürek dalınıza? Köpüren dalgalardan ilham alıp, omuz veren oldu mu varlık salınıza? Tek kelime etmeden bir bakışta bin mesele çözdünüz mü? Can cana eş olup, birbirine güneş olup... Yakmayan ateş olup... Şol semalarda kanat kanada yüzdünüz mü? Dost imbiğinden kendinizi süzdünüz mü?

Muhabbet kervanına rast gelince firâk hanı... Konup göçmekten bizar olanı gözünden tanı! Dostun gönülcüğüymüş, dostun gerçek vatanı... Vatandan ırak düşülmez amma gurbet düşer can sazının teline... Dost, dostu emanet edip Lemyezeline! Sabır kitabını aşk ile okurmuş... Gönül tezgahında ilmek ilmek vuslat dokurmuş! Bir dem takdir-i İlahi olsa da elden ele savuşmak... Gönül deryasında med-cezirden bergüzar imiş kavuşmak!

Her saniye, bir tesbih tanesi gibi çekilip düştü mü içinizdeki sabır kuyusuna? Kuyunun kutlu sakininden feyz alıp, zikr-i hâfi ile arz ettiniz mi halinizi Çalab'a? Gam bezirganı, efkâr çarşısına sürüklese de kalaba... Yalın ayak koştunuz mu ukbâ muştusuna?

Gönüldaş bulup, gönüldaş oldunuz mu? İki nefes kadar uzak kalıp da hasret rüzgarında sararıp soldunuz mu? Bir safta omuz omuza huzura aktınız mı? Kendiniz kendinize yaban kesilince, kendinizi dost kollarına şeksiz şüphesiz bıraktınız mı?

Gönül konağında kurulan meclise el pençe divan durdunuz mu? Hürmet saatini, dostun kalp atışına kurdunuz mu? Mevsimleri incitmeden muhabbet yellerini şevk ile derdiniz mi? Kameri takip ederken leyl be leyl, mehtabın hakkını verdiniz mi? Destur alıp seher makamında, üç kalbi birbirine bağladınız mı? Bulut kesilip ansızın, yâren gönlüne hasretle çağladınız mı?

Ben...
Sığabildim!
Süzdüm!
Kavuştum!
Koştum!
Bıraktım!
Çağladım!
Elhamdülillah!